Amerika Başkanı Donald Trump, Venezüella Cumhurbaşkanı Nikolas Madoro’yu diktatör niteleyerek bu ülkeye karşı daha fazla yaptırım tehdidini savurdu.

Amerika Başkanı Trump’ın BM genel kurul zirvesinde yaptığı konuşma, Venezüella’da hükümet karşıtlarının yeni suçlamaları ile bir arada ele alındığında, Amerika yönetimi ve Venezüella’da sağcı kanatın Dominican cumhuriyetinde yürütülen arabulucu müzakerelerin gidişatından hoşnut olmadığı anlaşılıyor.

Peki ama, Venezüella’nın geleceği hakkında ne gibi senaryolar söz konusu olabilir? gelin birlikte bir göz atalım.

Uzmanlar Venezüella’nın geleceği hakkında çeşitli senaryolardan söz ederken, bazıları daha muhtemel gözüküyor. Sokaklara dökülme ya da kadife devrim, Venezüella’da muhaliflerin üzerinde en çok durdukları önemli senaryolardan biridir. bu senaryo Amerika ve Madoro karşıtları için en ideal senaryo gibi duruyor. Bu senaryoya göre muhalifler geniş çapta çağrı yapmak ve medya üzerinden propagandalar yürütmekle insanları kışkırtmaya ve sokaklara ve kentlerin merkezi meydanlarına çekmeye çalışıyor. Bu senaryo Ukrayna’da Viktor Yanokoviç döneminin yanı sıra Tunus, Mısır ve Libya’da yaşanan gelişmeleri hatırlatıyor ve meydan devrimi adı ile biliniyor.

Aslında Venezüella’da muhalifler bu senaryoyu ta 2013 yılından beri gözetliyor. O tarihten beri şimdiye kadar Venezüella’da yüzlerce protesto eylemi düzenlendi ve bazılarına şiddet olayları da karıştı. Bu senaryonun sonucunda şimdiye kadar yüzü aşkın Venezüellalı vatandaş hayatını kaybetti ve başkentte hayat neredeyse durma noktasına geldi.

Venezüella yönetimi bu senaryoyu etkisiz hale getirmek için muhaliflere karşı silah kullanmamaya ve böylece muhaliflere dış destek oluşmasına engel olmaya çalışıyor. Bu arada hali hazırda Venezüella’da muhalefet kanatları ortak bir liderden de yoksundur ve kendi aralarında ciddi anlaşmazlıklar yaşamaktadır.

Rusya bilimler akademesi latin Amerika müessesesi uzman Emil Dabagyan bu konuda şöyle diyor: burada durum muhaliflerin ortak bir liderden yoksun oldukları ve kendi aralarında ciddi anlaşmazlık yaşadıkları için daha da karmaşık hale geliyor. Bu durum muhaliflerin elini zayıflatıyor. Bazı muhalifler sokak mücadelesine inanırken, bazı muhalifler hala parlamentoda mücadeleye vurgu yapıyor.

Venezüella krizine son vermek için konuşulan ikinci senaryo müzakere etmek ve taraflara puan dağıtmaktır. Ancak Venezüella’da muhaliflerin isteği, Suriye’deki muhaliflerin Beşar Esad’ın iktidardan uzaklaştırılması gibi Madoro’nun iktidardan uzaklaşması olduğundan, bu yöndeki çabaları arabuluculuk yapılarak sonuca ulaşması muhtemel gözükmüyor.

Muhaliflerin ikinci şartı da kurucu meclisin feshedilmesidir ki bu istek de şimdiki yönetimin eğitiminden çok çok uzakta durmaktadır.

Muhaliflerin üçüncü şartı ise muhalif liderlerin hapisten serbest bırakılmalarıdır ki bu liderler aslında Venezüella’da birinci senaryonun tasarımcıları ve uygulayıcılarıdır.

Erken seçim de muhaliflerin şartları arasında olabilir, nitekim bundan sonra muhalifler ve Amerika ellerindeki medya organları ile seçimleri yönetmeye çalışacağı anlaşılmaktadır.

Üçüncü senaryo, iktidar partinin içinde Nikolas Madoro’nun iktidardan çekilmesi üzerine anlaşmaya varılmasıdır. Bu senaryoya göre Venezüellalı politikacılar Bolivar ve Çavez devrimleri taraftarları arasında daha makul birini cumhurbaşkanlığına aday olarak bulabilir. Bu senaryoya göre en az beş kişi Madoro’nun yerine geçebilir. Bunlardan biri, Venezüella komünist partisinin iki numaralı adamı Diosdado Cabello’dur ki Bolivar devriminin sıkı taraftarı ve Hugo Çavez’in yakın dostuydu. Cabello şiddetle ABD karşıtıdır. Bu yüzden Amerikalı devlet adamları Cabello’nun Venezüella’da iktidar olmasından şiddetle korkuyor. Amerikalı cumhuriyetçi senatör Marko Robio bir çok konuşmasında Cabello’yu hedef alarak onu uyuşturucu madde kaçakçılığı ile suçlamıştır. Robio Herald Tribune dergisine verdiği demeçte, Cabello’nun sıradan bir politikacı olmadığını ve Venezüella’nın Pablo Eskubar’ı olduğunu söyledi. Eskubar Colombialı ünlü kokain kaçakçısıdır. Bu yüzden Amerika ve Venezüellalı sağcılar Cabello’nun seçilmesine şiddetle karşı çıkıyor.

Lübnan asıllı Tarık el İsami, Bolivar ve Çavez devrimlerine bağlı olan bir başka seçenektir ve adı bir çok kez Madoro’nun halefi olarak medyaya yansımıştır.

Lübnan asıllı olan İsami hali hazırda Cumhurbaşkanı yardımcısıdır. Batı medyası İsami’yi İran ve Hizbullah ile bağlantılı olmakla suçluyor, fakat İsami, Hugo Çavez gibi bağımsız görüşleri bulunuyor.

Amerikalı senatör Robio, İsami’yi de uyuşturucu madde kaçakçılığı ile suçluyor. Bu yüzden Amerika ve Venezüellalı sağcılar İsami’ye de karşı çıkıyor.

Venezüella’da iç savaş çıkma ihtimali, bazı uzmanların ciddi olarak bu ülkenin geleceği için gündeme getirdikleri senaryodur. Venezüella’nın Moskova büyükelçisi Karlos Feria Tortosa, güvenlik güçleri isyanlara silahla karşılık verdikleri takdirdi sokak çatışmalarında ölenlerin sayısı artacağını ve durum topyekün bir iç savaşa dönüşeceğini ve bu yüzden Karakas yönetimi şimdiye kadar sokak eylemlerini silahsız olarak kontrol altına almaya çalıştığını belirtiyor.

Askeri darbe, Venezüella’da konuşulan bir başka senaryodur. Gerçi bu ülkenin askeri ve siyasi yapıını bilenler bu tür bir senaryoya ihtimal vermiyor, zira ordu hükümete sıkı sıkıya bağlıdır ve hükümetteki yetkililerin çoğu da eskiden orduda görev yapmış insanlardan oluşmaktadır. Nitekim raporlara göre Venezüella kabinesinin 32 üyesinden 13’ü askerdir.

Siyasi gözlemcilere göre son yirmi yılda Bolivar devrimi karşıtı olan komutanlar ordudan ayrılmak zorunda kaldı. Şimdi ise onların büyük bir bölümü muhaliflerin saflarında yer alıyor. Ancak Venezüella ordusu daha çok Çavez taraftarlarının elinde bulunduğu anlaşılıyor.

Amerika’nın sağcı muhaliflerle birlikte Venezüella’ya askeri müdahalesi de muhtemel senaryolardan biri gibi duruyor. Gerçi böyle bir senaryonun latin Amerika bölgesi için çok vahim sonuçları olacağına bakıldığında pek de muhtemel gözükmüyor. Amerika’nın Venezüella’ya her türlü muhtemel askeri müdahalesi durumunda latin Amerika sağ ve sol olmak üzere ikiye bölünür ve savaş  Venezüella sınırları ile mahsur kalmaz. Oysa latin Amerika’nın istikrarı bölge ülkelerinden ziyade Amerika için hayati önem arz etmektedir. Çünkü bu durumda milyonlarca latin Amerika kökenli mülteci Amerika’ya doğru akın etmeye başlayacaktır. Nitekim böyle bir müdahalenin iktisadi sonuçları da her akıllı aktörü bu maceracılığa atılmaktan sakındıracağı kesindir. Bu arada Madoro’nun ortadan kaldırılmasından da söz ediliyor, fakat mevcut şartlarda Amerika ve CIA’nin böyle bir işe kalkışmasına ihtimal verilmiyor.

Amerikalı yetkililerin açısından en muhtemel ve en az masraflı ucuz senaryo ise Venezüella’nın çökmekte olan ekonomisine daha geniş yaptırım uygulamaktır. Bu yaptırımlar hem bu ülkenin petrolüne ve hem siyasi yetkililerine uygulanıyor ve mevcut şartlarda etkili olabileceği anlaşılıyor. Bu senaryoya göre yaptırımlar Venezüella’da iç çatlakları daha da derinleştirecek ve hükümetten hoşnutsuzluğu körükleyecektir. Ancak bu senaryonun etkili olmasını engelleyebilecek tek güç, Amerika’nın güçlü rakipleri Rusya ve Çin’dir. Bu iki devlet 2017’nin başında Venezüella ile bir kaç önemli yatırım anlaşması imzaladı. Öte yandan bu iki devletin Venezüella’nın ekonomisine yardımcı olması da ABD yaptırımlarını boşa çıkarabilir.

Her halükarda görünen o ki Venezüella halkı bu ülkenin sağcı kesiminin Amerika’ya olan bağımlılığını ve esas amaçları da bu ülkenin servetini yağmalamak olduğunu çok iyi biliyor ve bu da muhaliflerin elini zayıflatıyor. Öte yandan Amerika’nın rakipleri Venezüella’ya destek verdikleri takdirde bu ülke de Suriye gibi bu krizi rahatlıkla atlatabilir.

Oct 09, 2017 20:22 Europe/Istanbul
Görüşler