Gerçekte Myanmar’da Müslümanlara yönelik saldırılar 2012 yılında Rahin eyaletinden başka bölgelerde de Müslümanların camilerine ve mağazalarına yönelik düzenlendi.

Myanmar’da son yıllarda Müslümanlara karşı nefret duygusu hem dini ve hem etnik açıdan gittikçe şiddetlendiği gözleniyor. Oysa bu ülke asla ülkeler arasında en çok etnik grubu bir arada barındıran bir ülkedir. Gerçi Budistler nüfus olarak bu ülkede çoğunluğu oluşturuyor.

Budistleri 969 adlı hareketinin sonucunda 2012 ila 2013 yılları arasında Müslümanların aleyhinde bazı konuşmalar ve yürüyüşler düzenlendi. Bu örgüt Müslümanların aleyhinde çok sert DVD’ler dağıttı. Bu arada Myanmar nüfusunun sadece yüzde beşinin ulaşabildiği internet ortamında da radikal örgüt Müslümanlara, hindulara ve Çinlilere karşı nefret ve kin içeren sözler yayımladı. Bazı gözlemciler Myanmar’da artan nefret ve ırkçı saldırıların yüzünden bu ülkenin 21. yüzyılda soğuk savaş sonrası dönemde Yugoslavya’da yaşanan olaylara sahne olabileceğini belirtiyor.

Myanmar rejimi yeryüzünde en baskıcı rejim olduğu halde sözde demokrasiye geçiş yapmak istediği bir sırada 21.  yüzyıl Yugoslavya’sı olmaya aday oluyor ki bu da sırf bu ülkede artan ırkçı nefret ve saldırılar yüzünden oluyor. Gerçi Myanmar üç yıl süren reformların ardından önemli oranda ilerleme kaydettiği gözleniyor, ancak eğer bu ülkede ırkçı ve dini şiddete son vermek için uygun tedbir alınmazsa, bu ülkenin kaosa sürüklenmesi an meselesi gibi görünüyor.

Myanmar’ın budist çoğunluğu Amerika’nın destekleri ve insan hakları kuklası ve muhaliflerin lideri ve nobel barış ödüllü lideri ve bir süredir Amerikalı ve Batılı hamilerine konuk olan Ang San Su Chi, anlaşılan demokrasiye geçiş yolunu ve değişim yaşamasını bu ülkenin Müslüman azınlığını katliam etmek ve soykırım uygulamakta görmüş bulunuyor.

Öte yandan Myanmarlı budistlerin baş rahiplerinin tavsiyesi üzerine Rohingyalı Müslümanlar ya bu ülkeden göç etmeleri ya da budistlerce öldürülmeleri ve evleri ve mallarının yakılması gerekiyor.

Aslında Myanmar devleti yabancı düşmanlığı ve ırkçı gerginlikler alanında uzun mazisi bulunan bir ülkedir, ki bunu da İngiliz sömürgesi ve bu ülkenin baskıcı cunta rejimi 50 yılı aşkın bir süre körüklemiştir. 1962 yılında Myanmar devleti zorla bir çok hinduyu bu ülkeden attı ve ordu da budistlerin denetiminde 1948 yılında bağımsızlığını elde ettikten sonra etnik azınlıkların  kıyamını bastırdı.

2010 yılında Myanmar ordusu ülkede sivil yönetime geçmek için bazı hareketler yaptı, örneğin seçimlere gitti ki bu da Myanmar’da sivil bir parlamentonun temeli atılmasına yardımcı oldu. Ancak Myanmar’da ordu hala en güçlü aktör olarak yerini koruyor.

Myanmar’da açık ortamın hızlı bir şekilde gelişmesi, bazı tehlikeli güçlerin ortaya çıkmasına da yol açtı. Myanmar ordusu tam olarak vatandaşların kontrolü altında bulunmuyor ve Müslümanların liderleri güvenlik güçlerini şiddet ateşini daha da alevlendirmekle suçluyor. Yetkililer  ordunun yerel komutanlarına emirlere uyma bağlamında güvenemiyor ve huzursuzlukların kontrolünü onların eline verdikleri takdirde durumun daha da vahim hale geleceğini ve barbarca uygulamalarda bulunacaklarını düşünüyor.

Myanmar polisi halk hareketlerinin şiddetini kontrol altına almakta az eğitimli bir teşkilattır. Bu süre içerisinde gerçi Myanmar’da siyasi atmosfer biraz açıldı, ancak ne hükümet ve ne onca iddiası olan  Ang San Su Chi hiç biri bunca azınlığın yaşadığı ve merkezi yönetime güvenmediği bu ülkede daha federal bir devlet inşa etme konusunda hiç bir plan sunamadı. Bu arada etnik azınlıkların merkezi yönetime derin güvensizliğine rağmen Myanmar devletinde milli demokrasi birliğinin en üst düzey yetkilisi yani bayan Su chi de dahil, hemen hemen tüm liderleri federalizme karşı çıkıyor.

Ang San Su Chi, ev hapsinden kurtulup Myanmar’da resmen siyasi faaliyete başladığında resmi olarak federal hükümetten yeni bir modelin propagandasını yapmaya başladı ve 1947 yılında Pang Lang konferansı ve anlaşmasında babasının açıkça belirlediği görüşe bağlı olduğunu ilan etti.

Ancak Myanmar’da dini ve etnik azınlıkların yaşadığı bölgeler en çok yardıma ve yatırıma ve fiziksel altyapılara ihtiyaç duydukları halde perde arkasındaki yetkililer daha hiç bir şey olmadan yabancı yatırımların ve yardımların ancak budist çoğunluğun yaşadığı bölgelere aktarılması için yeni kanallar açmaya başladı, oysa bu bölgeler azınlıkların yaşadığı ve suyu, elektriği ve yolu bulunmayan bölgeler kadar bu yatırımlara ihtiyacı yoktur.

Bu arada Myanmar’a yardım ve yatırım yapmak isteyenler de bir yolunu bulup kendilerini bu ülkeye atmaya çalışıyor, zira son bir kaç yılda çoğu Batılı ülkeler Myanmar’a uyguladıkları yaptırımları kaldırdıkları anlaşılıyor.

Öte yandan Myanmar’a gelen yeni yardımların çok az bir bölümü sıkıntı içinde yaşayan etnik azınlıklara veriliyor ve büyük bir bölümü yardımda bulunan taraflarla koordine edilmeksizin başka yerlerde kullanılıyor. Görünen o ki ırkçı budistler bu bağlamda çok iyi organize edilmiş bulunuyor,zira Müslümanlara karşı şiddet uygulamaları çok hızlı ve organize bir şekilde yayılıyor. Bir çok kentte Müslümanlar ve diğer azınlıklar polis ve ordu onları saldırgan budistlerden korumak için hiç bir adım atmamasından ve hatta bazen Müslümanlara saldırı ve tecavüzlere ortak olduklarından şikayetçi oluyor.

Myanmar devleti, Ang San Su Chi ve son yıllarda Myanmar’a ayak basan yabancı firmalar bir an önce Myanmar’da yaşanan bu faciayı durdurmak için harekete geçmeleri gerekiyor. Öte yandan şimdiye kadar ölümcül bir sessizliğe bürünen ve tüm güçlerini Suriye’de El-Kaide ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerine yardım etme uğruna harcayan Müslüman ülkeler de bu soykırımın ortakları ve sanıkları olacaktır. Ortadoğu bölgesinde bir çok ülkede şii Müslümanları ve hatta sünni Müslümanları katletmek İslam adını taşıyan Halife hanedanı ve Suud hanedanının izlediği bir politika haline gelirken, İslam dünyasına ve Müslümanlara en çok zarar veren ülkelerdir.

Bugün Katar ve Arabistan gibi petrol dolarlarını rahatlıkla Irak, Suriye, lübnan ve diğer İslam ülkelerinde tekfirci selefi terör örgütlerine ve silahlı çetelere hibe eden rejimler şimdiye kadar bir tek kuruş Myanmar’da katliama ve zulme uğrayan Müslümanlara yardım etmezken hatta siyasi ve sözlü bir destek ifadesinin zahmetine bile katlanmadılar. Bu arada Myanmarlı Müslümanlara tek yürek yakan ülkeler Türkiye ve İran İslam Cumhuriyeti olduğu anlaşılıyor.

Budistlerin manevi lideri Dalai Lama’nın etkisi altında bulunan ırkçı radikal budistler, kim Müslüman olduysa artık Myanmarlı olamayacağını ve ya öldürülmesi ya da bu ülkeden ihraç edilmesi gerektiğini düşünüyor.

Gerçi sözde barıştalep Dalai Lama da nobel barış ödüllü Ang San Su Chi gibi sürekli tebessümü insansever açıklamalarına katmayı ihmal etmiyor, ancak bu sözde barıştalep budistlerin gerçek mahiyeti hiç de göründükleri gibi olmadığı anlaşılıyor. Gerçekte Dalai Lama hakkında söylenen bir çok yalanın arasında en önemli yalan onun barıştalep biri olduğudur. Çünkü gerçekte 1950’li yılların ortasından 1970’li yılların ortalarına kadar Tibet’te CIA tarafından desteklenen bir silahlı hareket söz konusuydu.

Amerika devleti o yıllarda Tibetli milis güçlere ve ayrıca Dalai Lama şahsına geniş çapta mali destek sağlıyordu. CIA örgütü ise Dalai Lama taraftarlarına askeri eğitim vermek ve onun Tibet’ten kaçmasına yardımcı olmak gibi faaliyetleri yürütüyor, ayrıca mali yardımları ulaştırıyordu.

Geçenlerde CIA’nin yayımladığı belgelere göre CIA tarafından eğitilen güçler Dalai Lama’ya eşlik ediyor ve doğrudan CIA ajanları ile irtibatı bulunuyordu. Dalai Lama 2009 yılında siyonist rejim dönem Başbakanı Olmart’le görüşmeden önce ağlama duvarı önünde ibadi bir törene davet edildi ve bu törene katıldı.

İranlı alim Dr. Muhammed Tagi Faali’nin anlattığına göre kim ağlama duvarı önünde eğilecek olursa resmen küresel siyonizm camiasının bir üyesi olduğunu itiraf etmiş oluyor.

Öte yandan sözde nobel barış ödüllü Ang San Su Chi’nin de tüm insan hakları iddialarına karşın anlamlı sessizliğini de budistlerin ve Dalai Lama’nın ırkçı öğretileri ile bir arada değerlendirmek gerekiyor. Ang San Su Chi şimdiye kadar ülkesinde Müslümanların barbarca katliama uğramasına hiç bir ciddi tepki vermezken, bilakis dolaylı bir şekilde radikal Budistlerin cinayetlerini haklı göstermeye çalışıyor.

Myanmarlı Müslümanların lideri Dr. Muhammed Yunus ise Müslüman ülkelerin Batılı devletler gibi sessizliği Myanmar’da Müslümanların katliamının devam etmesinde etkili olduğunu söylüyor. Dr. Yunus’un belirttiğine göre, radikal Budistler Müslümanları kendi aralarında istemiyor ve bu yüzden özellikle eğitimli gençleri kaçırıp bilinmeyen bir yere götürüyor ve Müslüman kadınlara tecavüzde bulunuyorlar.

Bu arada Myanmar’da Müslümanlara uygulanan soykırımda ölü sayısı kesin olarak bilinmiyor, ancak gözlemcilerin resmi olmayan raporları 30 ila 50 bin Müslümanın katliam edildiği ve 5 bin Müslüman kadının da tecavüze uğradığı yönünde.

Oct 10, 2017 19:07 Europe/Istanbul
Görüşler