2017 yılı Amerika’da İslam karşıtı açıklamalar ve uygulamalar son yılların en yüksek düzeyinde yaşandı.

2017 yılının başında Donald Trump’ın beyaz saraya girmesi ile birlikte ilk kez ABD Başkanı “radikal terörist İslam” tabirini kullandı. Trump daha sonra da başkanlığının birinci haftasında bir karara imza atarak yedi İslam ülkesinin vatandaşlarına Amerika’ya giriş yasağı koydu. Bu kararın devamında Trump, Müslümanlara daha fazla kısıtlama getiren diğer bazı kararlara da imza attı. Bundan başka Trump Müslümanlara ve İslam’a hakaret içeren twitler yayımlamak veya başkalarının bu tür twitlerini yeniden yayımlamakla Müslümanlara ve İslam’a karşı husumetini gözler önüne serdi. Trump en son da 2017 yılının sonlarına doğru Kudüs’ü çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanımakla Müslümanların tüm kırmızı çizgilerini aştı ve pratikte İslam dünyasının karşısında durdu.

Donald Trump’tan önce Amerika’nın dönem başkanları pratikte İslam karşıtı politikalar izlemelerine karşın genellikle İslam’la terörü bağdaştıracak sözcükleri ve terimleri kullanmaktan kaçınıyordu. Hatta Amerika’nın dönem başkanlarından oğul Bush 11 Eylül 2001 olaylarını anlatmak için haçlı savaşı tabirini kullandıktan bir kaç gün sonra bir camiye geldi ve Amerika’nın İslamî topluluklarının liderlerinin yanında durup İslam dinini takdir etti. O tarihten sonra ne oğul Bush ne de sonraki Başkan Barack Obama İslamcı terörist veya radikal terörist İslam gibi tabirleri kullandı.

Ancak bu gelenek Donald Trump’ın 2016 yılında başkanlık seçim kampanyalarına girmesiyle birlikte değişmeye başladı. Trump cumhuriyetçi partinin nihai adayı olarak Başkan Obama’yı radikal terörist İslam tabirini kullanmadığı için eleştirdi ve seçimleri kazandığı takdirde Müslümanların Amerika’ya girişini yasaklayacağını ilan etti. Gerçi bu tür açıklamalar hatta Amerika’nın İslam karşıtı ve İslam düşmanı atmosferinde bile beklenmedik ve yıkıcı sözler olarak karşılandı. Buna karşın Trump seçim kampanyaları sırasında Müslümanlara yönelik hakaret içeren sözlerini ve edebiyatını bir kenara bırakmadığı gibi Başkan seçildikten sonra yaptığı ilk konuşmada milyonlarca insanın önünde radikal terörist İslamcılar tabirini kulandı. Nitekim bu tabir, Trump yönetiminin İslam ve Müslümanlara karşı ne gibi bir tutum izleyeceğine ışık tutmaya yetiyordu.

Trump daha sonra da başkanlığının birinci haftasında bir karara imza atarak İran, Irak, Suriye, Yemen, Somali, Sudan ve Libya’dan oluşan yedi İslam ülkesinin vatandaşlarına Amerika’ya giriş yasağı koydu. Bu kararda ayrıca Suriye gibi krizzede ülkelerden sığınmacıların Amerika’ya giriş izni iptal edildi. Karar yayımlanır yayımlanmaz yürürlüğe girdi, ancak kararın yürürlüğe girmesi ile birlikte Amerika havaalanları ve yine bu ülkeye uçak seferleri düzenleyen dünyanın bir çok ülkesinin havaalanlarında büyük bir kargaşaya yol açtı. Bir çok yolcu Amerika’ya giriş vizesine sahip olmalarına karşın havaalanlarında perişan oldu, hatta green card adıyla anılan Amerika’da ikamet tezkereleri olan insanlar da gümrük engeline takıldı. Trump yönetimi bu kararı Amerika’nın güvenliğini temin etme yönünde alınan karar ilan etti, oysa gerçekte terör örgütleri ile işbirliği yapmaktan zanlı olan bir çok kişi Trump’ın yasakladığı ülkelerin vatandaşı değildi, üstelik Arabistan gibi terörist beşiği bir ülkenin Trump’ın kararından müstesna edilmesi, kararın tamamen siyasi bir karar olduğunu ortaya koydu.

Amerika ve dünya havaalanlarında Trump’ın yasaklayıcı kararının ardından yaşanan kargaşaların tırmanmaya başlamasından sonra bazı mahkemeler Trump’ın kararını sorgulamaya başladı ve bazı kararlar alarak Trump’ın kararının uygulanmasına engel olmaya başladı. Buna karşın Trump Müslümanların Amerika topraklarına girişini yasaklayan kararından geri adım atmadı. Böylece Trump’la mahkemelerin arasında siyasi hukuki sürtüşme aylarca devam etti.

Amerika Başkanı Trump ilkin Irak’ın adını yasakladığı ülkelerin listesinden çıkardı ve ardından geriye kalan altı ülkede Amerika’da ikamet tezkeresi bulunan vatandaşlara Amerika’ya girmelerine izin verdi. Trump Amerikan mahkemelerinin baskıları sonucunda aldığı üçüncü kararında bu ülkelerin vatandaşları Amerika’da gerçek veya tüzel kişilerle güçlü ilişkileri bulunduğu takdirde Amerika’ya girmelerine izin verdiğini belirtti.

Buna karşın sonunda bu sürtüşme federal yüksek mahkemenin Trump yönetiminin lehine oy vermesinin ardından sona erdi. Ancak şimdi söz konusu altı İslam ülkesinin vatandaşları bazı İslamî olmayan ülkelerin vatandaşları ile birlikte Amerika’ya girebilmek için çok zorlu bir süreci geride bırakmaları gerekiyor. Trump’ın bu politikası Müslüman ailelerinin üyeleri arasını açmakla kalmadı, İslam karşıtı akımları da Trump yönetiminin desteğinden emin olarak küstahlaştırdı ve Müslümanlara karşı sözlü ve fiziki saldırılarının artmasına sebep oldu.

Kuzey Amerika İslamî camiası Başkanı Ezher Aziz bu konuda şöyle diyor: Trump’ın sözleri ve radikal uygulamaları Amerika’nın Müslüman toplumuna büyük darbe vurdu. Ancak sonunda Trump’ın uygulamalarının illegal olduğu ortaya çıkacaktır.

Bu arada Trump İslam karşıtlığı suçlamasını reddetmek için bir çok yerde Amerika Başkanı olarak ilk yurtdışı ziyaretini Arabistan’a yaptığı ve bazı Arap ve İslam ülkelerinin liderleri ile görüştüğünü ileri sürdü.

Amerika Başkanı Trump bu ziyareti esnasında kendini İslam ülkelerinin dostu gibi tanıtmaya çalıştı. Buna karşın bu ziyaret bile Trump’ın zengin İslam ülkelerine nasıl baktığını ortaya koydu. Amerika medyası daha sonraları Trump ancak Riyad ile yüklü anlaşmaları imzalamaktan emin olduktan sonra Riyad’ı ilk yurtdışı ziyareti olarak seçmeyi kabul ettiğini yazdı. Trump Arabistan ziyareti sırasında Suud hanedanı ile 110 milyar doları silah satışı anlaşması olmak üzere toplam 450 milyar dolar değerinde anlaşma imzaladı.

Amerika Başkanı bu denli büyük anlaşmaları imzaladıktan sonra da eline kılıç alarak Suud prenslerinin kılıç dansına eşlik etti ve böylece Amerika’nın Arabistan’ı bir inek gibi sağmasını kutladı. Trump Amerika’ya döndükten sonra da bu ziyaretinin getirisini üç kelimede özetlyerek, iş, iş, iş, dedi. Bir başka ifade ile Amerika’nın işadamı Başkanı Trump İslam ülkeleri ile dostluğu bu ülkelerin Amerika’nın ekonomisini canlandırma ve Amerikalı işçilere iş alanı açma seviyesine bağlı olduğunu ortaya koydu.

Trump ayrıca Riyad’dan Tel aviv’e geçerek Arap ve İslam ülkeleri ve ayrıca Filistin için çok tehlikeli planları olduğunu gösterdi.

Özetle Trump’ın Riyad ziyareti Müslüman milletler için Arabistan ile Katar arasında diplomatik savaş, Filistin kurtuluş örgütünün wahington bürosunun kapatılması ve Kudüs’ün çakma İsrail rejiminin başkenti olarak tanınması gibi şom getirileri oldu.

Gerçekte 2017 yılı Amerikalı Müslümanlar ve İslam ülkeleri için Başkan Trump Washington’un son yirmi yılda izlediği politikayı bir kenara bırakması ve Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti ilan etmesi ve Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması yönünde talimat vermesi ile son buldu. Oysa işgal edilen Kudüs’ün kaderi sadece Ortadoğu Müslümanlar için değil, aynı zamanda dünya Müslümanları ve özellikle Amerika’da yaşayan Müslümanlar için önem arz eden bir meseledir. Buna karşın Trump siyonistlerle sarsılmaz dostluğunu ispat etmek için BM güvenlik konseyinin en az 15 kararnamesine aykırı olan bir karar aldı. Aslında bu karar Trump yönetimi önceki yönetimlerin korsan İsrail’e desteklerini gizli tutma çabalarını bir kenara bıraktığını ve İslam dünyasının en hassas kırmızı çizgisi olan Kudüs’ün kaderine el uzattığını ortaya koydu.

Ancak Trump’ın Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti ilan etmesi ve Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması yönünde talimat vermesi İslam dünyasında vahdete ve siyonistlerin cinayetlerine ve zorbalıklarına karşı yeni bir dalganın yükselmesine yol açtı, öyle ki Amerika’nın İslam ülkeleri arasında en yakın müttefiki olan Suud rejimi İslam dünyasında öfkelenen kamuoyunun baskıları altında Trump’ın kararına karşı tavır sergilemek zorunda kaldı. Ancak Müslümanların öfkesi ve sert tepkisi bile Trump’ı kararından vazgeçirmeye yetmedi.

Amerika yönetimi hatta Mısır’ın BM güvenlik konseyine sunduğu kararnameyi veto ederek BM’de tehdit savurmaya başladı ve genel kurulda bu kararnameye olumlu oy verecek ülkeleri mali yardımlarını kesmekle tehdit etti.12

Amerika Başkanı Trump’ın BM üyelerini tehdit etmesine tepki gösteren Amerika İslam ilişkileri konseyi icra Başkanı Nihat Avad şöyle dedi: Bizim devletimiz BM’deki konumundan dini özgürlük ve Kudüs için adalet isteyen başka ülkeleri tehdit etmek veya zorbalık yapmak için kullanmamalıdır. Adalet, İslam ve Yahudi ve Hristiyan inançlarında eksen bir değerdir.

Jan 03, 2018 20:41 Europe/Istanbul
Görüşler