Amerika devletinin halk ayaklanmalarını bastırmasının bir başka örneği Haiti’de yaşandı.

Haiti ülkesinde yaşanan gelişmeler, Amerika devleti özellikle son yirmi yılda bu ülkeyi sulta altında tutmak ve özellikle Haiti’nin halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı Aristid’in taraftarlarını bastırmak için geniş çapta müdahalede bulunduğunu ortaya koyuyor.

Haiti Karayipler bölgesi, yani dünyanın en güzel bölgelerinden birinde yer alan ve 28 bin kilometrekarelik alanı bulunan çok küçük bir ülkedir. Haiti uzun yıllar Amerika’nın bu ülkede varlığının ardından Batı yarımkürenin en yoksul ülkelerinden biridir ve Somali ve Afganistan’dan sonra da dünyanın üçüncü yoksul devleti sayılır. Haiti insani kalkınma endeksi bakımından 182 ülke arasında 149. sırada yer alıyor. Bu ülkede yaşam umudu 53 yıl civarında olup halkın %78 kadarı yoksulluk çizgisinin altında yaşıyor. Haiti nüfusunun %95 kadarını ise siyahiler oluşturuyor.

Haiti, kölelerin özgürlüğüne kavuştuğu ilk ülkedir ve yine dünyada siyahilerin liderlik ettiği ilk Cumhuriyeti sayılır. Haiti 1804 yılında bağımsızlığını elde ettikten sonra sürekli Amerika ve Fransa gibi büyük güçlerin ırkçı politikaları ve yağmacı tutumlarına maruz kalmıştır. Söz konusu sultacı devletler Haiti bağımsızlığına kavuştuğu ilk günden itibaren bu küçük ve devrimci ülkeyi acımasız bir şekilde iktisadi kuşatma altına aldılar. Haiti bu kuşatmayı kırmak için 1825 yılında o dönemin sözde medeni devleti Fransa’nın toprak ağalarının malı ve özgürlüklerini özel mülkiyet hakkına tecavüz saydığı kölelerin özgürlük bedelini tazminat olarak ödemek zorunda kaldı. Bu tazminat ödemesi Haiti halkını dünyanın en borçlu milleti yapacak kadar büyük bir musibetti.

Haiti 1975 ila 1986 yılına kadar Batı’nın kuklası olan iki diktatör tarafından yönetildi. Frankois Dualiye’nin diktatörlüğü 1971 yılında ölünceye dek sürdü ve daha sonra da oğlu Jean Frankois Dualiye’nin diktatörlüğü başladı. İki Dualiye’nin dikta rejiminin en önemli özelliği, milis güçleri ve ölüm mangalarının güçlerine dayanmaktır. Jaen Frankois Dualiye döneminde Haiti ekonomisinin kapıları yabancı yatırımcılara açıldı ve en çok da işçilere ağır şartları dayatan giyim sanayii ve hafif sanayilerin alanında yatırım yapıldı. Bu sözde iktisadi reformları da Amerikan programı adı ile ün yaptı.

Öte yandan Amerika’dan ithal edilen tarım ürünlerine tarife uygulanmaması, Haiti’de tarım sektörünü çökertti ve yüz binlerce Haitili tarım işçilerinin kentlere göç etmeleri ve göç ettikleri kentlerin çevrelerinde varoşlara yerleşmelerine yol açtı. Haiti kentlerinde de Amerikalı Kmart ve Desney gibi büyük firmaları Haitili göçmen köylüleri düşük maaşlarla işe almaya başladı. Bu arada dikta rejimin adamları da muhalifleri ve işçi hareketlerini organize edenleri işkence etmek, kaçırmak ve öldürmekle işçilerin düşük maaşa itiraz etmemelerini sağlamaya başladı.

Ancak 1986 yılından sonra Haiti halkının ecnebi zulmüne karşı itiraz ve ayaklanmaları başladı ve aynı yılın Şubat ayında bu ülkede gıda maddeleri yüzünden büyük bir ayaklanma başladı ve Dualiye kaçmak zorunda kaldı. Haiti halkının itirazları ordu birliklerinin kontrolünden çıkacak kadar büyüktü ve sonuçta Haiti halkı 200 yıldan sonra 1991 yılında Jaen Bertrand Aristid liderliğinde demokratik bir yönetimi işbaşına getirmeyi başardı.

Ancak Haiti Cumhurbaşkanı Aristid Amerika tarafından desteklenen askeri bir darbe sonucu devrildi ve Amerika savunma istihbaratı servisi Haiti ilerleme ve kalkınma cephesi adında askeri bir milis gücü kurarak Haiti’de Aristid’in özgürlük hareketini yok etmeyi gündemine aldı. Öte yandan CIA de Florida’dan kurduğu bu hareketin liderine silah göndermeye başladı. Darbeden sonra hükümetin tüm temel hizmetleri askıya alındı ve cunta rejimi başkent Porto Prens gibi kentlerin çevrelerinde bastırma operasyonu yürütmeye başladı. Bu bölgeler Aristid hareketine en çok destek veren kitleleri barındırıyordu.

Aristid Amerika’da sürgün hayatı yaşadığı sıralarda Amerika’nın dönem Başkanı Bill Clinton Aristid’e iki öneride bulundu. Clinton Aristid’e ya azledilen ve Haitili yoksul insanların ordu tarafından katliam edilmelerini önlemekte güçsüz olan bir Cumhurbaşkanı olarak sürgün hayatını sürdürmesini ya da ABD ordusunun şartlarını ve IMF’in ve dünya bankasının neo liberal reçetelerini kabul ederek Haiti’de görevinin başına dönmesini önerdi.

IMF önerisinde Haiti yönetimi asgari ücreti arttırma kanununu iptal etmesini istiyordu. Oysa Haiti’de enflasyon oranı %10’un üzerindeydi ve böylece Haitili işçiler daha çok yoksulluk bataklığına batacaktı. Öte yandan önerilen programların önemli bir bölümü Haiti’nin tarım sektörü ile ilgiliydi ve bu ülkeyi tamamen gıda maddeleri ithalatına bağımlı hale getirdi. Oysa Haiti 1950 yılından sonra ihtiyacı olan gıda maddelerinin %80 kadarını karşılıyordu. Doğal olarak bu durum Haiti’yi uluslararası piyasalarda yaşanan dalgalanmaların karşısında tamamen silahsızlandırıyordu. 2007 ve 2008 yıllarında fiyatların artışı yüzünden Haiti halkı ot ve toprak yemek zorunda kaldı ve sonuçta ülke genelinde bir çok ayaklanma başladı.

Aristid tüm baskılara ve dayatılan kısıtlamalara karşın 2000 yılında iktidarın başına döndükten sonra Haiti’de bazı reformları gerçekleştirdi. Bu reformların en önemlisi orduyu feshetmekti.  Öte yandan Aristid aynı yılın milli seçimleri sırasında yeni bir parti kurdu. Bu hareketin amacı daha güçlü bir siyasi hareketi kurmak ve hükümetin halkın talepleri karşısında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini sağlamaktı. Yeni hükümet ise STK’ları teşvik etti ve sağlık, eğitim ve diğer alanlarda halkın ihtiyaçlarını karşılamaya başladı.

Ancak Şubat 2004’te Aristid ve yönetimi ikinci bir darbe ile bir kez daha devrildi. Bu darbe bu kez doğrudan Amerika ve Avrupalı ve Kanadalı ortakları tarafından doğrudan yönetildi. Darbe ile ilgili ortaya çıkan belgeler ABD özel kuvvetlerinden 200 kişilik bir gruptan başka Haiti’nin eski rejiminden de 600 kişilik bir grup Dominikan cumhuriyetinde ikinci darbeyi yapmak için istihdam edildiğini gösteriyordu.

İkinci darbeden sonra ABD, Kanada ve Fransa askerleri Haiti topraklarına girdi. Bu askerlerin amacı, milis güçlerin şiddet uygulaması yüzünden adeta enkaza dönüşen bu ülkede düzeni sağlamaktı. ABD deniz piyadeleri Aristid’i kaçırarak ülkenin dışına çıkardı ve Porto Prens’i pratikte milis güçlere bıraktılar. Ünlü yazar John Maxwell bir makalesinde bu gerçeğe işaret ederek şöyle yazdı: ABD deniz piyadeleri aralarında canilerin ve halkın namusuna tecavüz edenlerden her türlü suçu işleyen bir avuç insanı bir arada topladı ve sonunda onlara Haiti’nin başkentine girmelerine müsaade ettiler.

Amerikalı deniz piyadeleri Aristid’in Küba devleti ve Kübalı hocaların yardımı ile kurdukları tıp fakültesi öğrencilerini ihraç ettiler ve ardından fakültede kamp kurarak gece baskınlarında terörist olarak adlandırdıkları Aristid taraftarlarını avlamaya başladılar. Oysa gerçek teröristler iki ünlü caninin liderliğinde halkı bastırmak için Amerikalı deniz piyadelerine yardım ediyordu.  Ta ki sonunda Amerikalı deniz piyadeleri yerlerini BM barış güçlerine bıraktılar. Ancak CIA ve Dualiye’ye bağlı örgütlerin üyeleri ve kalıntıları Aristid programlarına saldırmaya devam etti ve millileştirme ve demokratik kurumları geliştirme ibareleri Haiti halkının siyasi ülkülerini şiddetle bastırmanın şifresine dönüştü.

Amerikalı ünlü sosyolog ve düşünür Noam Chamsky bir yazısında Amerika’nın Haiti’deki varlığı hakkında şöyle yazdı: Haiti’ye dünyanın en yoksul ülkesi olarak baktığımızda ne görüyoruz? Avrupalı fatihlerce bu bölgeye girdiklerinde cennet adı verilen ve daha sonra Avrupa servetinin azımsanmayacak bir bölümünü oluşturan bir ülke. Öylesine kanını emdiler ki belki bir daha ayakta duramayacak. Son yıllarda Haitili çiftçiler ve varoşlarda yaşayan halkı en kötü şartlarda yaşadı, öyle bir yaşam ki, zengin ülkelerin insanları hatta hayal bile edemeyecekleri bir yaşamdı. Hem de demokrasi hareketinin geniş bir şekilde başladığı ve tüm setleri kırarak ilerlediği bir yerde, öyle ki ben bunun benzerini bir başka yerde görmedim.

Chamsky şöyle devam etti: insan çok geri karmış ve bağnaz biri olmalı ki bu maceraya gülmesin, çünkü Amerikalı aydınlar ve politikacılar büyük bir sevinçle Haiti halkına demokrasi dersi verdiklerini söylüyordu. Haiti halkının elde ettikleri şey, o kadar doğruydu ki zorbalar bundan panikledi ve tekrar teröre sarıldılar. Haiti’de suikastlerin kapsamı, kamuoyuna ilan edilenden çok daha büyüktü. Gerçi Haiti halkı şimdiye kadar mücadeleden el çekmedi.

Ve tüm bunlar insan hakları ve demokrasi iddiasında bulunan Amerika’nın karnesinde birer kara lekedir. Öyle bir Amerika ki utanmaz Başkanı Haiti ve diğer bazı Afrika ülkelerinden pislik kuyusu olarak söz ediyor.

Feb 04, 2018 23:20 Europe/Istanbul
Görüşler