Sohbetimizin birinci bölümünde Bangladeş’e sığınan Rohingyalı Müslümanların durumunu ve Bangladeş yönetimi ile Myanmar yönetiminin söz konusu mültecilerin ülkelerine geri dönmeleri üzerinde vardıkları mutabakatı gözden geçirmek istiyoruz.

Bangladeş yönetiminin Myanmar yönetimine Rohingyalı Müslümanlara karşı uyguladığı şiddeti sürdürmesi ve bu insanların Bangladeş’e kaçarak bu ülkeye sığınmak zorunda kalmasına yönelik geniş çaplı itirazlarının ardından Myanmar Dışişleri Bakanı Ang San Suchi ve Bangladeş Dışişleri Bakanı A. H. Mahmut Ali Myanmar’ın başkenti Napidav’da bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada Rohingyalı Müslümanların iki yıl içinde Myanmar’a geri dönmeleri öngörülüyordu.

Dakka yönetimi konu ile ilgili yayımladığı bildiride, Bangladeş yönetimi Rohingyalı Müslüman mültecilerin ülkelerine geri dönebilmeleri için sınır bölgesinde 5 kamp kuracağını ve her hafta 1500 mültecinin bu kamplardan Myanmar topraklarında kurulan iki kabul merkezine sevkedileceğini açıkladı. Gerçi Rohingyalı Müslüman mültecilerin geri dönmeleri için kesin bir tarihe işaret edilmiyor, fakat Bangladeş Dışişleri Bakanlığının bildirisinde Rohingyalı Müslümanların geri dönüşü sırasında üniter bir birim olarak aile birimi gözetileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Myanmar yönetimi de Myanmar ordusu ve radikal Budistlerin Rohingyalı Müslümanlara yönelik taciz ve eziyetine son vermek ve Bangladeş’e kaçmalarına engel olmakla yükümlü hale getirildiği anlaşılıyor. Yayımlanan verilere göre şimdiye kadar yaklaşık 700 bin Rohingyalı Müslüman Myanmar ordusu ve radikal Budist terör örgütleri tarafından öldürülmekten korktukları için Rahin eyaletinde evini yurdunu terk ederek Bangladeş topraklarına sığındı, ancak burada da en kötü şartlar altında ölüm kalım mücadelesi veriyor.

BM mülteci işleri yüksek komiserliği sözcüsü Mark Piers konu ile ilgili yaptığı açıklamasında şu acı gerçeklere vurgu yapıyor: Rohingyalı sığınmacı Müslümanların çoğu aç, yorgun, bitkin, yiyecekleri yemek ve içecekleri suyu bile yok. Eğer sayıları çok olan bu insanların temel ihtiyaçları karşılanmazsa, hayati tehlike ile karşılaşacakları kesindir.

Ancak Myanmar devleti ile Bangladeş devleti arasında varılan bu mutabakata ve Rohingyalı Müslüman mültecilerin geri dönüşü için sağlanan anlaşmaya karşın, hala bu insanların Bangladeş ve diğer komşu ülkelerde kurulan kamplardaki durumu hakkındaki kaygıların giderilemediği anlaşılıyor. Üstelik Myanmar yönetimi de hala bu anlaşma hakkında herhangi bir açıklama yapmaması dikkat çekiyor.

Bu konuda bir kaç önemli nokta söz konusudur. İlkin, gerçi Bangladeş Dışişleri Bakanı’nın açıklamasına göre Rohingyalı Müslüman mülteciler Myanmar’a geri döndükten sonra yıkılan evlerine yakın kamplara yerleştirilmesi öngörülüyor, fakat şimdilik Rohingyalı Müslüman mültecilerin Myanmar’a döndükten sonra bu ülkenin hangi bölgesine yerleştirilecekleri pek bilinmiyor. Yani esas soru şu ki acaba bu insanlar atalarının yurdu olan Rahin eyaletine mi geri dönecek, yoksa Myanmar devleti onları dağınık bir şekilde Myanmar’ın çeşitli bölgelerine mi yerleştirecek? Zira hali hazırda Rohingyalı Müslüman mültecilerin Rahin eyaletinde yakılıp yıkılan evlerinin yeniden inşa edilmesi ve köyleri yeniden imarlı hale getirilmesi için bir tek adım bile atılmadığı anlaşılıyor ve bu bağlamda Çin ve Hindistan’dan yardım talep edileceğinden söz ediliyor.

Bundan başka, bu süreçte ancak Myanmar’da ikamet ettiklerini ispat edebilecek Rohingyalı Müslümanların Bangladeş’teki mülteci kampları yetkililerinden Myanmar’a geri dönüş izni alabileceği ifade ediliyor. Oysa gerçekte seyrek sayıda Rohingyalı Müslüman evini yurdunu bırakıp kaçmak zorunda kaldığı sıralarda ikamet tezkerelerini beraberinde getirmeyi başarmıştır. Bu durum hiç kuşkusuz şimdi Rohingyalı Müslümanların Bangladeş’ten Myanmar’a geri dönmeleri yolunda ciddi bir engel oluşturuyor. Bu yüzden Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasine bu konuda Myanmar yönetimi ile müzakerelerini sürdüreceklerini ve bu soruna bir çözüm bulmaya çalışacaklarını açıkladı.

UNICEF yetkililerinden Simon Ingram ise bu konuda yaptığı açıklamada şöyle diyor: Rohingyalı Müslüman mültecilerin krizi kolay kolay çözümlenemez. Esas mesele sınırları açık bırakmaktır, zira bir çok Rohingyalı Müslüman hiç bir evrak ve belge yanına alamadan kaçmak zorunda kalmıştır. Şimdi de bu insanların çocukları aşırı kötü beslenmekten acı çekiyor.

Rohingyalı Müslüman mültecilerin Bangladeş’te Myanmar topraklarına geri dönmeleriyle ilgili ikinci mesele, iki ülke arasında varılan anlaşmanın bu insanların kimliği, milliyeti ve vatandaşlık haklarının Myanmar yönetimi tarafından kabul edilip edilmediği meselesidir. Zira Rohingyalı Müslümanların en önemli sorunlarından biri, Myanmar devletinin 1982 yılında yaptığı nüfus sayımında Rohangyalı Müslümanları bu ülkede yaşayan etnik grupların statüsünden çıkardı ve onları Bangladeşli göçmenler ilan ederek bu insanları her türlü vatandaşlık haklarından mahrum bıraktı. Myanmar devletinin güdümlü bir şekilde alınan bu kararı, radikal budistler ve Müslümanlara karşı olan askerlerin Rohingyalı Müslümanlara yönelik baskı ve saldırılarının artmasına ve onları atalarının yurdundan kovmalarına sebebiyet verdi.

Üçüncü mesele, BM mülteciler ajansının Rohingyalı Müslüman mültecilerin Bangladeş’ten zorunlu bir şekilde Myanmar’a geri gönderilmelerinden kaygı duyduğunu açıklaması aslında bir nevi bu insanların Myanmar’daki geleceği ile ilgili durumu hakkında uyarı yapma anlamına gelir. Bu durum, Myanmar devleti sırf uluslararası baskılardan kurtulmak için Rohingyalı Müslüman mültecilerin geri dönmesini kabul ettiğini, fakat bu insanlar geri dönünce durumları kesinlikle belli olmadığını gösteriyor. Öte yandan Rohingyalı Müslüman mültecilerin durumu ile ilgilenmek üzere mali sıkıntısı bulunan Bangladeş yönetimi de her ne şekilde olursa olsun bir an önce bu insanları Bangladeş topraklarından çıkarmak istiyor. Zira Rohingyalı Müslüman mülteciler bu ülkede kurulan kamplarda en kötü koşulların altında bulunuyor, ki bu da Bangladeş yönetimi için pek iyi bir konu sayılmıyor.

Bangladeş’in BM elçisi Şamim İhsan bu konuda şöyle diyor: 1994 yılında Ruanda’da yaşanan soykırımdan sonra Rohingyalı Müslüman mültecilerın kaçışı bir ülkede yaşanan en büyük toplu göç hareketidir. Myanmar devletinin tüm iddialarına karşın bu ülkede Rohingyalı Müslüman mültecilera karşı şiddet uygulamaları asla durmuş değil ve bu insanların can korkusundan kaçışı hala devam ediyor.

Öte yandan UNICEF de son raporunda Bangladeş’teki sığınmacı kamplarının içler acısı durumu hakkında uyarıda bulunarak yaklaşık 520 bin kadar Rohingyalı Müslüman mültecilerin çocukları gayri resmi kamplarda yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.

Gerçekte Bangladeş yönetiminin Rohingyalı müslüman mültecileri Myanmar topraklarına geri gönderme çabası da Dakka yönetiminin bu insanların durumu ile ilgilenebilecek güçte olmadığını ve uluslararası çevreler de Dakka yönetiminin bu yöndeki beklentilerini karşılamadığını gösteriyor.

Alman gazeteci Yurgen Tudenhofer ise şöyle diyor: Ben Rohingyalı Müslüman mültecilerin içler acısı durumunu kamplarda yakından gördüm. Bu insanlar gıda maddeleri ve ilaç ve diğer temel ihtiyaçlara muhtaçtır. Ben uluslararası camiadan Myanmar devletine siyasi baskılarını arttırmasını ve Rohingyalı Müslüman mültecilerin sorunlarının çözümlenmesine zorlamasını istiyorum.

Bundan başka, Rohingyalı Müslüman mültecilerin Bangladeş’ten Myanmar’a geri gönderilmeleri de aynı zamanda Dakka yönetimi de bu insanları Bangladeş kökenli olduklarını kabul etmediğini ve onları Myanmar vatandaşı bildiğini ve uluslararası yardım ve destekle anavatanına geri dönmeleri gerektiğine inandığını ortaya koyuyor.

Siyaset çevrelerine göre Rohingyalı Müslüman mültecilerin kimlik meselesi Myanmar devleti tarafından onları vatandaş olarak kabul ederek çözümlenmediği müddetçe, bu insanların Bangladeş’ten Myanmar topraklarına geri dönmeleri sadece sorunlarını yeniden tetiklemekle kalmayacak, aynı zamanda yeniden radikal Budistlerin ve Myanmar ordusunun saldırılarına maruz kalmalarına yol açacaktır.

Dolaysıyla Rohingyalı Müslüman mültecilerin  içine düştüğü krizin temel çözümü, BM’nin dünyanın en mazlum azınlığı ilan ettiği bu insanların kimliği ve vatandaşlık haklarını tanıması için Myanmar devletine daha fazla baskı uygulamaktan ibarettir.

Feb 04, 2018 23:55 Europe/Istanbul
Görüşler