Kasım 30, 2020 12:09 Europe/Istanbul
  • İslam’da siyaset ve diyanetin birlikteliği

30 Kasım günü şehit Ayetullah Müderris’in Pehlevi rejimince şehit düştüğü günün yıl dönümüdür. Bu günün yıl dönümü dolayısıyla sizler için bu mücahit ve özgürlükçü alimin yaşamı ve siyasi faaliyetlerini kısaca gözden geçirerek, İslami devlette siyasetle diyanetin birlikte olması gerektiği yönündeki düşüncesini beyan etmek ve bunu yaparken de Kur'an'ı Kerim ayetleri ve İslam Peygamberi -s- ve Ehl-i Beytinin -s- siyerinden yararlanmak istiyoruz.

Ayetullah Müderris olarak ün yapan Seyyid Hasan Tebatebai Zavvare kameri 1278 yılında Erdestan kentinde dünyaya geldi. Seyyid Hasan altı ile on dört yaşları arasında İsfahan eyaletinin Şehrıza kentinde Arapça ve Farsça ders aldı ve on altı yaşına geldiği zaman eğitimine devam etmek üzere İsfahan ve daha sonra da Necef kentine göç etti ve Şia Müslümanların taklit mercii merhum Ayetullah Mirza Hasan Şirazi’den feyiz aldı.

Şehit Müderris mücahit ve mücadeleci bir insandı ve sürekli İslami İran’ın yeniden azametine kavuşmasını istiyordu. Şehit Müderris Pehlevi kralı Rıza Han döneminin en seçkin siyasi aktivistlerinden ve ikinci dönem meşruta meclisinde de Tahran halkının milletvekiliydi.

Ayetullah Müderris’in siyasi yaşamında en çok dikkat çeken konu, İran’da yirminci yüzyılın başlarından başlayan meşruta hareketini desteklemesi ve İslam öğretileri ile uyumlu hale getirilme zaruretine vurgu yapmasıydı.

Ayetullah Müderris’in yüksek siyasi bakışı ve analiz gücü, milli şura meclisinin onayladığı yasaları gözetlemekle görevlendirilmesinden belliydi. Nitekim meclise girer girmez de istibdat ve sömürüyü açıkça reddeden konuşması ile birçok milletvekilinin desteğini kazanmayı başardı ve sonuçta ecnebilerin İran’daki çıkarları üzerinden ellerinin kesilmesine vesile oldu. Bu yüzden Ayetullah Müderris şöyle diyordu:

Allah teala bana iki şey vermedi; birincisi korku ve diğeri tamahtır. Kim milli maslahat ve dini işlerle ilgileniyorsa, ben de onunla birlikteyim, yoksa onunla beraber olmam.

 

İslami İran her zaman var gücüyle zorbalıklara ve diktatörlüğe karşı duran ve yağmacıların ve işbirlikçilerin ülkemizi talan etmelerine müsaade etmeyen bu cesur insanın cesareti ve direnişine minnettardır.

“’Dinimiz siyasetimizin ve siyasetimiz dinimizin ta kendisidir” ibaresi, Ayetullah Müderris’ten miras kalan ve onun parlak düşüncesinden kaynaklanan bir ibaredir.

Şimdi sohbetimizin devamında Ayetullah Müderris’in bu değerli cümlesini ve boyutlarını ve insanı insan ve toplumu toplum yapan bu düşüncenin Kuranî özelliklerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Batılıların sekülerizm ideolojisinden etkilenen bazı aydınlar siyasetle diyanet arasında hiç bir ilişki olmadığını düşünür ve her ikisi birbirinden ayrı olduğunu iddia eder. Bu kesim dini sosyal ve siyasi yaşamdan silmek ve onu bireysel yaşam ve sırf ibadet meselesi ile sınırlandırmak ve yasamayı ve hakimiyeti Allah’tan başkasına bırakmak ister.

Sekülerizm ideolojisinde insan aklı deneme ve tecrübe zemininde yasamanın ekseni olarak kabul edilir; ancak bu yasaların  doğruluğu veya sabitliği ve kalıcı olduğu konusunda hiç bir güvence yoktur. Yine yasama işini yürütenlerin menfaatçiliği yasaları farklı yönlere çekebilir. Bundan başka aklın temelini oluşturan yasalar insanların tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yetmez; zira akıl doğa ötesi yasalara hakim değildir.

Tevhidi ve İslami ideolojinde ise tüm bireysel, ailevi ve sosyal yaşam boyutları için bir takım yasalar ve kurallar vardır ve insanların dünya ahiret saadeti onlara yaratan Allah tarafından belirlenen bu yasalarda gözetilmiştir. Buna göre İslami toplumda yasama işini yürütenler ve politikacılar da İslam şeriati ve dini tealime göre davranarak toplumu gün be gün yüce insani değerlere yaklaştırmalıdır.

İslami hükümette din ve siyasetin birlikteliği tüm alanlarda gözetilir ve siyaset dini değerlerin zemininde gerçekleşir. Gerçekte din ve siyasetin birlikteliği ve bu ikinin birbirinden kopmazlığı, İslam dininin siyasi ve hükümetin tüm boyutlarını kapsadığı ve tüm siyasi faaliyetlerde dinin eksen alındığının işaretidir.

Enbiyanın bisetinin amacı bu kesimin toplumu ilahi yasaları uygulayarak ıslah etmek ve içinden her türlü zulüm ve fesadı silmenin önemsendiğine yöneliktir. Kur'an'ı Kerim peygamberlerin biset felsefesini sosyal adaleti inşa etme ve halkın işlerini adalet ekseninde tedbir etme şeklinde beyan ederek Hadid suresinin 25. ayetinde şöyle buyurmakta:

Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.

Bu ayete göre İslam dini siyaset ve hükümetle sıkı ilişkisi vardır. Nitekim şehit Mutahhari de din ve siyaset arasındaki ilişkiyi ruh ve cisim ve yine deri ve beyin arasındaki ilişkiye benzetmiştir.

İslam dininde bazı hükümler ve kanunlar vardır ki ancak hükûmet ve siyasetin yardımı ile uygulanabilir. Hums, zekat, toplu savunma, savaş ganimetlerini paylaşma, savaş esirlerini ilgili hükümler, hukuk ve ceza kanunları ve özellikle emri maruf ve nehyi münkerle ilgili yasalar, ancak İslami hükûmet kurulduktan sonra toplumun siyasi zemininde uygulanabilir.

 

Dolayısıyla dinde yer alan yasalar ve hükümler bir yandan ilahi ve insani yüce değerlere yönelikken, öbür yandan toplumu sosyal adalet ekseninde tedbir etmeye yöneliktir. Bu yüzden İslami hükümettie dindar bir politikacı bireysel ve kişisel hedeflerin peşinde olmamalı  ve hedefine ulaşmak için her türlü aracı kullanmamalı, bilakis kendi zararına olsa bile ilahi tealimden ilham alarak adalet ve dini değerlerin gerçekleşmesi için çalışmalıdır.

İslam Peygamberi’nin -s- siyeri ve yolu da dinin siyasetten ayrı olmadığını gösteriyor; zira o hazret bizzat hükûmet kurarak yürütme ve yargı görevlerini üstlenmişti. İmam Ali -s- de adalet temelinde ve ilahi ahkamı uygulamak üzere bir hükûmet kurdu. İmam Hasan’ın -s- kısa süren hükümeti ve İmam Hüseyin’in -s- kanlı kıyamı ve diğer imamların -s- dönem hükümetlerini meşru saymaması, hepsi hükümeti kurmanın ilahi ahkamı uygulamak üzere İslam dininin zaruretlerinden biri olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.

İmam Humeyni -ks- de din ve siyasetin birlikteliği hakkında şöyle diyor:

İslam, siyaset dinidir ve siyasetin tüm boyutlarını kapsamaktadır. Bu konu, İslam’ın hükûmet, siyaset, toplum ve iktisatla ilgili hükümleri üzerinde biraz düşünen herkes için açıkça anlaşılır niteliktedir. O zaman kim dini siyasetten ayrı olarak görecek olursa, ne dini ve ne de siyaseti tanımıştır.

Kur'an'ı Kerim ilahi ahkamın icra edilmesine vurgu yapmanın yanı sıra Müslümanlara da bu önemli işi yapmak üzere onlara yardımcı olabilecek bazı talimatları veriyor. Örneğin Allah teala Nisa suresinin 135. ayetinde adaleti hatta Müslümanların zararına olsa bile uygulamalarını belirterek şöyle buyurmakta:

Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

İnsanların dünyevi ve uhrevi saadeti için nazil olan Kur'an'ı Kerim’in verdiği bir başka emir, şahitlik yaparken her türlü kin ve düşmanlığı bu işe karıştırmamaktır; böylece toplumda adalet yerine getirilmiş olur ve kimsenin hakkı çiğnenmez.

İslam dinine göre adalet dost veya düşman tanımaz ve eğer İslami toplumun siyaseti İslami diyanete göre uygulanacaksa, o zaman Kur'an'ı Kerim’in getirdiği yasalara ve hükümlere uymak gerekir.

Allah teala Maide suresinin 8. ayetinde şöyle buyurmakta:

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.

Ayetullah Müderris tarafından gündeme getirilen “’Dinimiz siyasetimizin ve siyasetimiz dinimizin ta kendisidir” ibaresi, tamamen İslam’ın semavi kitabı ve enbiyanın ve masum imamların siyerinden kaynaklanan bir ibaredir. Bu ibare, Batılı sultacı ve maddi sapkın güçlerden bağımsız olmanın işaretidir ve eğer İslam ümmeti her yerde bu düşünceyi iç ve dış ilişkilerinde göz önünde bulundurursa, o zaman hiç bir ecnebi güç İslam topraklarına nüfuz edemeyeceği kesindir.

Sohbetimizin sonunda İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin şehit Müderris ve kişiliği hakkındaki beyanatını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Ayetullah Hamanei şöyle diyor:

Müderris’in önemli özelliği hiç bir türlü tehditten veya rüşvetten veya benzeri durumlardan etkilenmemekti. Müderris hayatı boyunca ölümden korkmadı ve sadece milli menfaat ve maslahattan söz ediyordu. Müderris ne bir siyasi partiyi izledi, ne de vaatlere kandı. Müderris hakikaten mecliste milleti temsil eden seçkin insandı. Nitekim Seyyid Hasan’ın yaşamı üzerinden bunca yıl geçmesi ve birçok şahsiyetin adı mecliste geçmesine rağmen meclisin adı halâ Müderris’in adı ile düğümlenmiştir.