Ocak 15, 2022 07:03 Europe/Istanbul
  • Viyana Müzakerelerinin Devam Etmesi ve ABD Hükümetinin Gecikmesi

İran ve Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya'dan kurulu ülkeler arasındaki 4 artı 1 arasındaki İran'a yönelik ABD yaptırımları ile ilgili Viyana müzakereleri geçen hafta siyasi ve uzmanlar düzeyinde farklı toplantıların düzenlenmesi ile devam etti.

Son günlerde heyet başkanları ve uzmanlar düzeyinde görüşmeler Viyana'da devam etti. 

Bu bağlamda İran İslam Cumhuriyeti baş müzakerecisi Ali Bakıri  Avrupa Birliği Dış Siyaset başkanı yardımcısı ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı-KOEP koordinatörü Enrique Mora ve Rusya müzakereci heyetinin sorumlusu Mihail Ulyanov ile istişarede bulundu. 

Ayrıca Ali Bakıri, İngiltere, Fransa ve Almanya dahil üç Avrupalı ülkenin baş müzakerecileri ile de görüştü. 

İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması ve tarafların yükümlülüklerini yerine getirmeleri için teminatların doğrulanması ve alınması konusu, son haftalarda taraflar arasında tartışılan en önemli ve hassas konular arasında yer alıyor.

Viyana görüşmeleri, İran müzakere heyetinin girişimleri nedeniyle bir miktar ilerleme kaydetti, ancak Biden yönetiminin eski ABD yönetiminin yasadışı eylemlerini telafi etme konusundaki isteksizliği ve azami baskı kampanyasının devam etmesi, ABD'nin ciddiyeti konusunda şüphe uyandırdı ve görüşmeleri uzatacağı tahmin ediliyor. 

Görünen o ki ABD hükümeti, Viyana görüşmeleri hususunda kendi anlatılarını yaymak ve mevcut durumun nedeni olarak Trump yönetimini tanıtmak için bir medya kampanyası başlatmayı planlıyor, ancak unutulmamalıdır ki, Trump yönetimi kanunları çiğneyen bir devlet olarak, her ne kadar ihlalci ve ihlal sürecini başlatan bir yönetim olsa da, KOEP  nükleer anlaşmasının mevcut durumunu şekillendirmede tek taraflı olarak çıkışıyla kilit bir rol oynasa da, ancak Biden hükümeti de mevcut durumdan kendisini sorumlu görmemeye hakkı yoktur. 

Ayrıca Biden yönetimi azami baskı politikası ve ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesini eleştirirken dürüst olduğunu iddia ediyorsa, o zaman Viyana görüşmeleri mevcut yönetime bu politikayı sona erdirme ve yeni bir yaklaşım benimseme fırsatı vermiştir. 

 

ABD Kongresi'ndeki 110 Cumhuriyetçi, Joe Biden'a yazdığı bir mektupta, bir kez daha ülkenin KOEP'e dönmesine karşı çıkarak Viyana müzakerelerinin durdurulması çağrısında bulundu. Mektup, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin kıdemli üyelerinden Michael McCowell tarafından başlatıldı.

Bu mektup ve ABD Kongresi üyelerinin Viyana'daki olası bir anlaşmaya karşı önceki açıklamaları, İran heyetinin gerekli garantileri alma konusundaki ısrarının ne kadar anlamlı ve doğru olduğunu gösteriyor. Ara seçimler ve ABD başkanlık seçimleri göz önünde bulundurulduğunda ve 2015 anlaşmasının koşullarından elde edilen deneyim göz önüne alındığında, İran'ın gerekli garantileri alma ve anlaşmanın istikrarını sağlama konusundaki ısrarı sadece haklı ve mantıklı değil, aynı zamanda bir zorunluluk kılmaktadır. 

Açıkçası, Viyana'daki İran heyeti, anlaşmanın uygulanmasında Obama yönetiminde olduğu gibi durumu ve Trump yönetiminde olduğu gibi anlaşmadan çekilmeyi önlemek ve  karşı tarafın eylemlerini doğrulama ve gerekli garantileri alma ihtiyacının altını çiziyor. 

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Said Hatipzade bu hususta şöyle bir vurguda bulundu.  "İstikrarlı ve güvenilir bir anlaşma istiyoruz ve bu iki bileşeni olmayan hiçbir anlaşma gündemimizde yok. Amerika Birleşik Devletleri'nin geri dönüşüne doğrulama ve güvenceler eşlik ettiğinden ve herhangi bir geçici anlaşma ile elde edilemeyecek bir yaptırım kaldırma mekanizmasının hayata geçirilmesi gerektiğinden hepimizin emin olması gerekiyor."

Mevcut bağlamda ABD'nin ciddiyeti konusunda şüpheler olduğu açık ve Washington'un gerçekten yaptırımları kaldırmaya mı, yoksa müzakereleri İran üzerindeki baskıyı artırmak için bir fırsat olarak mı kullanmaya çalıştığı belli değil. Bu arada İran, kırmızı çizgilerinden ve ilkeli taleplerinden asla vazgeçmeyeceğini ve karşı tarafın İran İslam Cumhuriyeti'nin öngördüğü mekanizmaları etkin bir şekilde kabul etmek konusunda güçlü bir iradesi olduğunu belirterek, sırf yaptırımların kaldırılması halinde nihai bir anlaşmanın mümkün olduğunu vurgulamaktadır.