Oct 03, 2019 22:36 Europe/Istanbul
  • Kaşıkçı cinayeti, Suud veliaht prensinin korkulu rüyası

Suudi Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul kentinde ülkesinin konsolosluğunda feci bir şekilde infaz edilmesinin üzerinden bir yıl geçti. Kaşıkçı 2 Ekim 2018’de evlilik işlemleriyle ilgili belgeleri almak üzere ülkesinin konsolosluğuna gitti, ama bir daha oradan canlı çıkmadı.

Suudi Arabistan rejimi en başta Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul konsolosluğuna geldiğini inkar etti, ancak Kaşıkçı’nın nişanlısı Suud rejiminin bu iddiasını reddetti ve nişanlısı 2 Ekim’de konsolosluğa girdiğini ve bir daha dışarı çıkmadığını belirtti.

Öte yandan başta cumhurbaşkanlığı sözcüsü olmak üzere Türkiye yetkilileri de Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul konsolosluğuna girdiğini ve orada öldürüldüğünü doğruladı. Türkiye medyası da Ankara yetkililerinin sözlerini doğrulamak üzere Kaşıkçı’nın konsolosluğa girdiğini yansıtan görüntüleri yayımladılar.

 

Suudi Arabistan medyası ile Türkiye medyası arasında başlayan mücadelenin devamında Türkiye medyası Ankara yetkililerinden naklen, Cemal Kaşıkçı ülkesinin İstanbul konsolosluğunda katledildiğini ve cenazesi doğranarak konsolosluk dışına intikal ettirildiğini duyurdu.

Cemal Kaşıkçı’nın S. Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda feci bir şekilde infaz edilmesi ve cenazesi doğranarak konsolosluktan çıkarılması ile ilgili haber bölge ve dünya medyasına bomba gibi düştü.

O sıralarda Arabistan’ın dayattığı kuşatma yüzünden Riyad ile ilişkileri bozulan Katar’ın güçle medya organı El Cezire kanalı bu altın fırsattan S. Arabistan rejimi ve Muhammed bin Salman’a siyasi darbe indirmek üzere en iyi biçimde yararlandı.

 

El Cezire kanalı olayla ilgili ilk raporlarından birinde Cemal Kaşıkçı cinayeti tamamen önceden planlanan ve hazırlanan bir senaryo üzerinden işlendiğini ve cenazesi de Suud rejiminin terör mangası tarafından doğranarak konsolosluktan çıkarıldığını duyurdu.

Bu şartlarda çoğu ABD Başkanı Donald Trump ve Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın izlediği politikalara karşı olan ABD ve Batı medya organları bu maceraya propaganda amaçlı atıldılar.

 

Amerika’da yayımlanan New York Times gazetesi Arap medya derneği başkanından naklen geçtiği raporunda Türkiye yetkilileri Cemal Kaşıkçı’nın cenazesi doğrandığını doğruladıklarını yazdı.

İçinde bir devletin üst düzey yetkilileri bir muhaliflerini kendi ülkelerinin bir başka ülkedeki konsolosluğunda feci bir şekilde infaz etmekle suçlandığı bu korkunç cinayetin boyutları ifşa edildikten sonra medya organları bu cinayeti aydınlatmak üzere ağır bir şekilde faaliyete geçti. Bu konuda faaliyete geçen medya üçgeninin bir ucunda Türkiye, bir ucunda Arap ve bir ucunda Batı medyası vardı ve Türkiye ve ABD’den gelen en yeni haberleri hemen dünya kamuoyuna aktarmaya başladı ve bölge dünya kamuoyunu seferber etmek üzere düğmeye bastı, öyle ki bu olayla ilgili haberler ve raporlar haftalarca ve belki de aylarca dünya medyasının bir numaralı haberi oldu.

 

Dünya medyası yürüttüğü yoğun faaliyetleri sonucunda en son ABD, Türkiye, Avrupa ülkeleri ve hatta Suud rejiminin önde gelen üst düzey yetkililerini bu konuya tepki vermeye zorladı. Dünyanın büyük medya organları ve siyaset çevrelerinin ağır ve sıkı baskısı altında kalan Riyad eski iddialarından farklı olarak bu kez Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul konsolosluğunda infaz edildiğini itiraf etmek zorunda kaldı. Daha sonra da S. Arabistan başsavcılığı olayla ilgili 11 kişi hakkında soruşturma başlattıklarını, sanıklardan bazıları idam cezasına çarptırılabileceğini duyurdu.

Ancak Kaşıkçı cinayetini takip eden medya organları, bazı ülkelerin ve uluslararası kurum ve kuruluşların yetkilileri Suud rejiminin bu açıklamasının itibarı olmadığını vurgulayarak Suud rejimi tüm bu çabaları cinayetin esas azmettiricisi yani Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ı kurtarmak üzere sarf ettiğini belirttiler. Zira o güne kadar bu kurumlar ve medya organları ve ülkelerin üst düzey yetkilileri cinayetin azmettiricisi olarak doğrudan Muhammed bin Salman’ı sorumlu tutuyordu. Hatta ABD merkezi istihbarat örgütü CIA cinayetin emrini Muhammed bin Salman verdiğini ve Suud sarayının danışmanı Suud Kahtani de Cemal Kaşıkçı cinayetinde anahtar unsurlardan biri olduğunu, oysa aleni yargılanmayan 11 kişinin arasında yer almadığını açıkladı.

Öte yandan El Cezire kanalı 30 Eylül 2019’da yayımladığı bir raporunda Suud Kahtani’nin kaplan mangası adlı bir terör mangası tarafından infaz edilmiş olabileceğini duyurdu.

Bu korkunç cinayetin üzerinden bir yıl geçtikten sonra ise Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman 25 Eylül 2019’da Amerika’nın CBS TV kanalına verdiği mülakatta resmin Kaşıkçı cinayetinin sorumluluğunu üstlendi, fakat kendisini bu cinayetin azmettiricisi olma konumundan aklamaya çalıştı. Muhammed bin Salman geç gelen bu itirafında kendisini bir ülkenin lideri olarak sorumluluk üstlenmesini bilen lider gibi göstermeye çalışırken, yine kendisine yöneltilen suçlamalardan aklanmak için bu cinayetin planından habersiz olduğunu iddia etti.

 

Oysa Muhammed bin Salman’ın tüm iddiasına rağmen bu suçlamalar halâ omuzlarında ağırlık ediyor. nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da son günlerde Washington Post gazetesinde yayımladığı yazısında bir kez daha esas azmettirici ortaya çıkıncaya dek bu cinayetin takipçisi olacaklarını vurguladı.

Aslında Cemal Kaşıkçı cinayeti, Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın ülkesini yönetmekte akılsız davranan biri olduğunu ortaya koydu. Zira Muhammed bin Salman’ın bu hareketi Yemen ülkesine tecavüz etmesi gibi onu içinden çıkması çok zor olan ve siyasi geleceğini tehlikeye atan bir bataklığa sürükledi.

Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra yaşanan gelişmeler ise Muhammed bin Salman’ın gerçek kişiliği ile ilgili bazı gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Zira Cemal Kaşıkçı her şeyden önce Muhammed bin Salman’ın iç arenada, bölgede ve uluslararası düzeyde izlediği politikaları ve iktisadi uygulamalarını eleştiren biriydi ve şimdiki hakimiyetin politikaları S. Arabistan’ın itibarına zarar verdiğini belirtiyordu.

Aslında Muhammed bin Salman hiç bir zaman Cemal Kaşıkçı’nın medya ve siyaset meydanlarında yürüttüğü faaliyetleri tahammül edemiyordu, zari Kaşıkçı S. Arabistan hakimiyetinin gizli katmanları hakkında geniş bilgiye sahip olan biriydi ve bu da onun geçmiş yıllarda yürüttüğü faaliyetlere dayanıyordu. Kaşıkçı yaklaşık otuz yıl boyunca S. Arabistan’ın en hassas siyasi ve medya merkezlerinde faaliyet yürütmüştü ve yine bu ülkenin El Vatan gibi birçok gazetenin baş yazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yapan biriydi ve birçok talimatı da doğrudan saraydan almıştı.

Bundan başka Cemal Kaşıkça Suud hanedanının eski istihbarat şefi ve ABD ve İngiltere Büyükelçisi Türki Faysal ve azledilen veliaht prensi Muhammed bin Naif gibi birçok üyesi ile çok yakın ve samimi ilişkileri olan biriydi ve doğal olarak bu ilişkilerin sayesinde Suud hakimiyeti ve hanedanı içinde birçok konudan ve ihtilaflardan haberdardı.

Yine Cemal Kaşıkçı medya faaliyetlerinde Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın asla istemediği konuları ifşa etmeye başladı, ki bu da bin Salman’ı öfkelendirerek çileden çıkardı. Örneğin Kaşıkçı ilk kez S. Arabistan’dan bir heyetin işgal altındaki Filistin’e ziyaretini ifşa etti.

Cemal Kaşıkçı Filistin ve Kudüs hamilerinden biriydi ve yazılarında Muhammed bin Salman’ın siyonist rejim İsrail ile aleni diplomatik ilişki kurma çabasını eleştiriyordu. Kaşıkçı yüzyılın anlaşmasına da karşı çıkıyordu ve bu yüzden Muhammed bin Salman’dan başka siyonist rejim elebaşılarının öfkesine de yol açmıştı ve Riyad da bu konuyu biliyordu ve bu yüzden Amerika ve Batılı ülkelerde faaliyet yürüten siyonist lobilerin Kaşıkçı cinayetinde Riyad’dan yana tavır sergileyeceklerini düşünüyordu.

Bundan başka Cemal Kaşıkçı’nın Muhammed bin Salman’ın kişiliği ve iktidarın başına geçmeden önceki hayatı ve davranışları ile ilgili bir takım bilgiye sahip olduğu düşünülüyor. Merkezi Kahire’de bulunan İbni Haldun etüt merkezi Başkanı ve siyasal sosyoloji hocası Saadeddin İbrahim’in Kaşıkçı cinayetinden bir kaç hafta sonra Ray El Yom gazetesine verdiği mülakatta söyledikleri bu iddianın ispatıdır.

İbrahim bu mülakatta, Kaşıkçı Suud rejiminin genç veliaht prensi Muhammed bin Salman hakkında birçok bilgiye sahip olduğu için S. Arabistan istihbaratının hedefi haline geldiğini belirtti.

Öte yandan Cemal Kaşıkçı’nın S. Arabistan’da vahim insan hakları şartları ve ülkeye hakim olan baskı atmosferi ve benzeri konularla ilgili ifşaatı Muhammed bin Salman’ın siyasi hayatını sonlandırabilecek türdendi. Nitekim Türkiye yönetiminin aşırı ısrarı ve Kaşıkçı cinayeti ile ilgili S. Arabistan ile pazarlık yapmaması, Kaşıkçı’nın bu rejimde iktidar yapısıyla ilgili geniş bilgi sahibi olması ve bu bilgilerin Türkiye için büyük önem arz etmesiydi. Fakat Kaşıkçı’nın infaz edilmesi Ankara’nın tüm hayallerini suya düşürdü.

Ray El Yom gazetesinin başyazarı ve genel yayın yönetmeni Abdulbari Atvan Kaşıkçı cinayetinden bir kaç hafta sonra Kaşıkçı’nın yakın arkadaşlarından birinden naklen, Kaşıkçı’nın bazı Suud hanedanı karşıtları ve Arap şahsiyetlerle birlikte İstanbul’da Fecr örgütü adında bir örgüt kurmayı planladığını, örgütün faaliyet alanı S. Arabistan’da insan hakları durumu olması düşünüldüğünü yazdı.

Aslında Suud hanedanı Cemal Kaşıkçı cinayeti dünya genelinde bu kadar ses getireceğini zannetmiyor. Bundan başka Muhammed bin Salman da haddinden fazla Trump ve damadı Koşner gibi müttefiklerine güveniyor ve onların yardımları ile bu cinayeti örtbas edebileceğini düşünüyordu. Fakat anlaşılan o ki bu cinayet Yemen savaşı ve kralın çevresindekilerin ortadan kaldırılması ile birlikte Muhammed bin Salman’ın temelini ve Suud krallığını iyice sarsmaya başladı.

Ve son olarak akla gelen soru şu ki, acaba Muhammed bin Salman bunca hadisenin ardından tekrar bu tür politikaları sürdürecek mi, sürdürmeyecek mi?

Bu sorunun cevabını ise gelecekte yaşanacak gelişmeler belirleyecektir.

 

Görüşler