Aralık 06, 2019 14:10 Europe/Istanbul
  • Irak ve Lübnan'daki huzursuzluklar

Son iki ayda Lübnan ve Irak'ta yaşanan gelişmeler, Lübnan başbakanı Saad El Hariri'nin sadece 13 günün ardından ve Irak başbakanı Adil Abdülmehdi'nin de 2 ayın ardından makamlarından istifa etmeleri ile sonuçlandı. Burada sorulması gereken asıl soru ise Irak ve Lübnan gelişmelerinin sonuçları ve şekillenme nedenlerinden ziyade nasıl bir özelliğe sahip olduğu sorusudur.

Irak ve Lübnan'daki son gelişmelerin ilk ve en önemli özelliklerinden biri de tek bir liderin bu gelişmelerin başında bulunmaması idi. Irak ve Lübnan'daki itirazların başlamasından 2 ay geçmesine rağmen belli bir kişiyi bu itirazların başında düşünmek mümkün değildir. Tek bir liderin olmamasının göstergelerinden biri de başbakanların istifasına rağmen Lübnan'da ve Irak'ta protestocuların bu kişilere alternatif olarak kimseyi tanıtmamasıdır. 

Gerçek bir liderin olmadığı bir sırada bu ülkelerde devam eden itirazlar genelde sanal alem ve sosyal ağlar aracılığı ile yönlendirilmektedir. Bu doğrultuda sosyal ağlardaki belli kanallar Irak ve Lübnan gelişmeleri boyunca en başta bu ülkelerdeki yönetimleri yolsuzlukla suçlamış ve kişilerin değil yönetimin yapısal olarak değişmesini savunmuş ve bir yandan da güvenlik güçleri ve protestocular arasında çatışmalar çıkarma yönünde çalışmıştır. Buna esasen yalan dolan, gerçek olmayan sahte binlerce hesap bu yönde faaliyet göstermektedir. Gerçekte özellikle de Irak'ta sahte sosyal hesapların en önemli hedefi de protestocular ve polis güçleri arasında çatışmalar çıkarmaktır. 

 

Lübnan ve Irak gelişmelerinin ve protestolarının ikinci önemli özelliği ise protestocuların hedefinin tam olarak belli olmamasıdır. Tabii hedefin belli olmaması, saiklerin olmaması anlamına gelmiyor. Bu ülkelerde, halk, ekonomik sorunlar ve yönetimsel yolsuzluklardan dolayı protesto gösterileri düzenlemek saikine sahip olsa da ancak halihazırda süren ayaklanma ve kaosların hedefi belirsizdir. Irak ve Lübnan halkının, yolsuzluğa, işsizliğe, soysal hizmetler zafiyetine ve ekonomik sorunlara itirazları vardır ve bu da protesto için saik oluşturmaktadır.   

Lübnan ve Irak'taki siyasi liderler ise halkın itiraz sesini ve taleplerini duyduklarını bildirmelerine rağmen bu protesto ve kaoslar devam etti. Bu durum her şeyden ziyade protestocuların hedefinin belli olmadığını, muhaliflerin bu itirazları kendi lehlerine kullanmak istediklerini ve bu sokak gösterilerini şiddet gösterilerine dönüştürme isteklerini gösteriyor. Yoksa bu protestoların neden hala devam ettiğinin başka bir izahı yoktur.    

Irak ve Lübnan gelişmelerinin üçüncü özelliği ise yabancı aktörlerin bu durumu kullanmak ve pratikte bu protestoları ve sokak gösterilerini yönlendirmek istemesidir. El Hurra, El Hadas ve El Arabiya gibi medya organları ayrıca kimi sosyal medya ağları bu ülkelerdeki muhalif unsurları destekleyip ünlü isimleri olayları körüklemek için kullanıyorlar. Amerika, Siyonist Rejim, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi dış aktörler aslında bu medya organları ve kanallarını bir araç olarak durumu karıştırmak için kullanıyorlar.    

Iraklı yetkililerinin incelemeleri ise "Irak'taki gösteriler " hususunda Twitter'da paylaşılan mesajların yüzde 79'unun Suudi kullanıcılara ait olduğunu ortaya koydu. Amerika ise Lübnan gösterileri sırasında sosyal medya kullanım seviyesinin arttırılması için bu ülkedeki internet ve anteni güçlendirmeye yöneldi. Ayrıca yapılan incelemeler sonucunda Lübnanlılar olarak tweet atan 2300 hesaptan yaklaşık yüzde 35'inin Suudilere ait olduğu belirlendi. Bu girişimlerin yanı sıra Iraklı ve Lübnanlı protestoculara ve kaos çıkaranlara büyük mali kaynakların da sağlandığı söylenmektedir. Siyonist uzman Yoni Ben Menahem bu hususta şöyle yazdı: "Lübnan'daki mevcut kriz, Hizbullah'ın Telaviv'e karşı gücünü azaltır. Bu yüzden bu kriz devam etmelidir. "   

Irak ve Lübnan gelişmelerinin önemli dördüncü özelliği ise halkın bu ülkelerdeki yönetim düzenine doğru güveninin sarsılmasıdır. Bu ülkelerde protestoların başlamasından beri Irak ve Lübnan hükümetleri halka yardım paketleri önerdi. Abdülmehdi hükümeti Irak'ta 5 refah yardım paketi ve siyasi paket önerdi. Lübnan'da da hükümet vergilere yönelik tutumundan geri adım atsa da ancak bu protestolar bir türlü dinmedi. Bu ülkelerdeki halk açısından hükümetler iktidar çatışmalarından dolayı durumu iyileştirecek gücü kalmamıştır. Görünen o ki halkın Irak ve Lübnan'da hükümetlere yönelik güveninin azalmasının nedeni iktidardaki fırkacı yaklaşımlardır. 

Batı Asya meseleleri uzmanı Lina Hatip bu ülkelerdeki fırkacı iktidar yapılarına değinerek şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: "Irak ve Lübnan'daki protestocular ciddi gelişmeler peşindedirler. Onlar geleneksel iktidar yapısının sonlanmasını ve etnik gruplar ötesinde bir yapıya gidilmesini istiyorlar.  " İktidarın fırkalara göre paylaşılması bu ülkelerdeki etnik dini şiddetleri bir nebze bile olsun azaltmışsa da ancak iktidarın fırkacılığa esasen paylaşılması işlevsiz milli hükümetlerin oluşmasına yol açmıştır. Buna esasen hem Irak hem de Lübnan'da siyasi şahsiyetler son iki ayda milli faktörlerle çalışacak teknokrat bir hükümetin iş başına gelmesine vurgu yapmışlardır.      

Bu gelişmelerin beşinci özelliği de Irak ve Lübnan'daki protesto gösterilerindeki yüksek şiddet oranıdır. Bu doğrultuda kamu mallarına büyük bir zarar verilmiştir. Buna ilaveten özellikle de Irak'ta ölenlerin sayısı da kaygı vericidir. Yüzlerine maske takanlar ise bu gösterilerde şiddet ve ölümlerin artmasında önemli rol oynamaktadırlar. Şiddetin yüksek oranı ise her şeyden ziyade iki hususun göstergesidir. İlk olarak bu ülkelerde hala siyasi protesto kültürünün olmadığı ve ikincisi de güvenlik karşıtı unsurların bu protesto gösterilerini yönlendirmesidir. Gerçekte sosyal ağlar aracılığı ile de abartılmaya çalışan katliam projesi, bu ülkelerin halkını güvenlik güçlerine karşı ayaklandırırken bu ülkelerin hükümetlerine karşı küresel baskıyı da arttırmak amacı ile hayata geçirilmektedir. 

Irak ve Lübnan'daki protesto gösterilerinin altıncı özelliği ise bu ülkelerde direniş gruplarının hedef alınması idi. Başka bir deyiş ile Amerika, Siyonist Rejim, Suudi Arabistan ve BAE eksenli iç muhalifler, Lübnan ve Irak'taki gelişmeleri, Direniş Güçleri aktörlerini suçlu göstermek için bir malzeme olarak kullanıyor. Son on yıl içerisinde Batı Asya bölgesinde direniş cephesine karşı hep yenilen bu şer ekseni şimdi de hedeflerini hayata geçirmek için bu ülkelerde halkları ayaklandırmak istiyor. Buna esasen Lübnan'da bu eksen faaliyetlerini arttırarak Hizbullah hareketini, Irak'ta da Haşdi Şabi'yi yönetimin işlevsizliği ve yolsuzluğunun ayrıca insanların ölümünün  sebebi olarak göstermeye çalışıyor. Bu yüzden Lübnan ve Irak gelişmeleri ne kadar iç kaynaklı olsa da Amerika, Siyonist Rejim, Suudi Arabistan ve BAE eksenli unsurlar bu gelişmeleri yönlendirmek istediği de aşikardır. 

 

Etiketler

Görüşler