Eylül 16, 2020 06:39 Europe/Istanbul
  • Bahreyn’le İsrail anlaşması

BAE siyonist rejim İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi üzerinden 29 gün geçtiği bir sırada Bahreyn rejimi de Tel aviv’le ilişkilerini normalleştirdi. Bu programda bu anlaşmanın boyutlarını ve sonuçlarını gözden geçirmek istiyoruz.

Gerçi Bahreyn rejimi BAE’nden sonra siyonist İsrail’le ilişkilerini normalleştirdiğini duyurdu, ancak bu sürecin öncüsü Halife rejimi olduğu söylenebilir. Nitekim birçok raporda belirtildiği üzere, Halife rejimi 2011 yılından bu yana kendi halkın haklı itirazlarını bastırmak için siyonist rejimden yardım alıyor. Yine Bahreyn rejimi son bir yılda diğer Arap rejimlere kıyasla daha açık ve aleni bir şekilde korsan İsrail’le ilişkini açığa vurma yönünde hareket etti.

Bahreyn Dışişleri Bakanı Haled bin Ahmet Al-i Halife Mayıs 2019 tarihinde siyonist rejim İsrail’in Suriye topraklarına saldırısına destek vererek İsrail kendini savunma hakkına sahip olduğunu açıkladı. İsrail’in dönem iletişim Bakanı Eyyub Kara da Bahreyn Dışişleri Bakanı’nın bu sözlerini Manama’nın Tel aviv’e tarihi desteği niteledi.

Bahreyn 25 ve 26 Haziran 2019’da başkent Manama’da ABD patentli Yüzyılın anlaşması adlı şom planın iktisadi zirvesine ev sahipliği yaptı. Bahreyn Dışişleri Bakanı o sıralarda yaptığı açıklamada, Filistinlilerin Manama zirvesine katılmamasını yanlış niteledi. Haled bin Ahmet ayrıca Ağustos 2019’da korsan İsrail’in Suriye, Lübnan ve Irak topraklarına saldırılarına destek vererek bu saldırıları nefsi müdafaa niteledi. Bahreynli Bakan bu iddiasında BM bildirgesinin 51.maddesi olan ve meşru savunma hakkından söz eden maddeye istinat etti. Yine Bahreyn’in Washington Büyükelçisi, geçen 28 Ocak tarihinde Yüzyılın anlaşması adlı şom planın açıklandığı törene katılan üç Arap Bakan’dan biriydi.

Bahreyn Dışişleri Bakanı Haled bin Ahmet’in bu tür açıklamaları ve tutumu, Manama ve Tel aviv arasında resmen ilişki bulunduğunu gösteriyordu, fakat bu ilişki bir yıl gecikme ile aleni hale geldi.

Bahreyn ve İsrail rejimleri hakkında dikkat çeken önemli nokta ise, her iki rejimin meşruiyet krizinden acı çekiyor olmalarıdır. Halife rejimi Bahreyn içinde ve siyonist rejim İsrail de Batı Asya bölgesinde meşruiyet sorunu yaşayan rejimlerdir, zira bu rejimi şom kuruluşu üzerinden 72 yıl geçtiği halde birçok bölge ülkesi tanımıyor. Dolayısıyla Halife rejimi ve siyonist rejimin ilişkileri normalleştirmekte esas amaçları hem iç arenada ve hem bölgede meşruiyet kazanmaktır.

Bahreyn ile siyonist rejim arasında normalleşme sürecinin baş aktörü ise Amerika’dır. Gerçekte Amerika bu senaryoyu siyonist rejim İsrail’in çıkarları doğrultusunda yazdı, Halife rejimi de bu senaryoyu uyguladı.

Batı Asya meseleleri uzmanı Mesut Esedullahi’ye göre Bahreyn ile siyonist rejim ilişkilerinin normalleşmesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın 28 Ocak 2020’de açıkladığı Yüzyılın anlaşması adlı şom planın bir parçasıdır. Bu anlaşmanın iç boyutu, siyonist rejime coğrafi ve güvenlik bakımlarından verilen imtiyazlar ve dış boyutu da bazı Arap rejimlerle ilişkileri normalleştirerek meşruiyet kazandırmaktır.

Gerçek şu ki Bahreyn siyasi, iktisadi ve güvenlik bakımından Arap dünyasının zayıf ülkelerinden biridir. Bahreyn stratejik Batı Asya bölgesinde ufak bir devlet sayılıyor. Halife hanedanı ise Bahreyn asıllı değildir ve kökleri S. Arabistan’a uzanmaktadır.

İktisadi açıdan da Bahreyn 2011 yılından bu yana sürekli gerilemeye başladı ve iktisadi sorunları Bahreyn halkının protesto eylemlerinin devam etmesi yüzünden daha da arttı.

Ekonomi kurumları Bahreyn’ın 2020 yılında bütçe açığı yüzde 13.5 seviyesine ulaşacağını tahmin ediyor.

Öte yandan Bahreyn de birçok Arap ülkelerinde olduğu gibi güçlü bir ordusu bulunmuyor ve buna göre de tehditlere karşı kendini savunma gücünden yoksun görünüyor. Nitekim bu yüzden Halife rejimi Amerika’nın beşinci filosuna ev sahipliği yaparak böylece Amerika’nın askeri desteğinden yararlanıyor.

Buna göre Amerika terör devleti bir nevi Bahreyn’i kendi mandalığı altına aldığı ve Halife rejimi dış politika alanında Amerika’ya bağımlı olduğu söylenebilir. Dolayısıyla Bahreyn’in korsan İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinin önemli mesajı da Amerika’nın Bahreyn üzerinde mandalık konusu ile ilgilidir.

Filistin İslami Cihat hareketi enformasyon bürosu Başkanı Davut Şahab bu konuda şöyle diyor:

Bu anlaşma Amerika’nın Bahreyn üzerinde mandalığına ve Bahreyn kralı Amerika’nın emri altında olduğuna işaret ediyor.

Bahreyn ile İsrail arasında varılan normalleşme anlaşmasında üç önemli nokta yer alıyor. Birinci nokta, ABD Başkanı Donald Trump’ın BAE ile İsrail arasında varılan anlaşma durumunda olduğu gibi bu anlaşmadan da seçim kampanyası çerçevesinde yararlanmak istemesidir. Amerika’da başkanlık seçimleri gelecek Kasım ayında düzenleniyor. Trump ise ülkesinde ırkçılık karşıtı protesto eylemleri ve korona virüs salgını yüzünden tırmanan iktisadi sorunların tırmanmasından kaynaklanan baskıların altında bulunuyor. Nitekim hali hazırda dünya genelinde korona virüs hastalığına yakalanan ve ölenlerin dörtte biri Amerikalıdır.

Amerika Başkanı Trump dış politika alanında da İran’a karşı uyguladığı azami baskı politikası başarısızlıkla sonuçlandı, ayrıca Çin ile iktisadi savaştan da sonuç alamadı, üstelik ticari savaş uğruna birçok geleneksel müttefikleri ile araları açıldı. İşte bu yüzden Trump yıllardır gizlice yürütülen Arap rejimlerle İsrail arasındaki ilişkileri gün yüzüne çıkararak bu durumdan seçim kampanyasında yararlanmak ve bu gelişmeyi dış politika zaferi ilan etmek istiyor.

Bahreyn ile İsrail arasında varılan normalleşme anlaşmasında dikkat çeken ikinci nokta, Bahreyn’in Batı Asya bölgesinde küçük bir devlet olması ve bölge hakkında verilen kararlarda herhangi bir etkisi ve ağırlığı bulunmamasıdır. Bahreyn ile İsrail arasında varılan normalleşme anlaşmaya önem kazandıran mesele ise Halife rejiminin Suud rejimine yüzde yüz bağımlı olmasıdır.

Suud rejimi İslam dünyasında dini ve siyasi bakımlardan konumu itibarı ile siyonist rejim İsrail’le ilişkilerini aleni hale getirmekten korkuyor, ama aynı zamanda da bunu yapması için Amerika’nın ağır baskısı altında bulunuyor. Buna göre Bahreyn ile İsrail arasında varılan normalleşme anlaşması aslında bir nevi Suud rejimi ile İsrail arasında varılan bir anlaşma sayılıyor.

İşgal altındaki Kudüs’ün ibrani üniversitesi İslam ve Batı Asya etüt merkezi hocası İli Fode bu konuda şöyle diyor:

Gerçi Bahreyn Batı Asya’da ve hatta Fars körfezi iş birliği konseyi bünyesinde etkili bir güç sayılmıyor, ancak bu ülke ile uzlaşma anlaşması yapmak Tel aviv açısından büyük önem arz ediyor, zira Bahreyn S. Arabistan ile sıkı ilişkisi bulunuyor ve bu anlaşma Riyad ile Tel aviv arasında dolaylı uzlaşma sayılıyor.

Bahreyn ile İsrail arasında varılan normalleşme anlaşmasında dikkat çeken üçüncü nokta ise, Bahreyn’de Fars körfezi iş birliği konseyinin diğer üyelerinden farklı olarak medeni hareketin daha derin ve daha güçlü bir maziye dayanıyor olmasıdır. Vefak İslami hareketi, İslami Amel cemiyet, 14 Şubat ittifakı, Hak hareketi,... Bahreyn’de halk arasında geniş tabanı bulunan bazı siyasi önemli hareketlerdir. Bundan başka Bahreyn’de Halife rejimi ile mücadele etmekten korkmayan ve hatta hapse atılmayı veya sürgün edilmeyi göze alan Şeyh İsa Kasım, Şeyh Ali Salman, Nebil Recep ve Hasan Maşima gibi liderler bulunuyor. Dolayısıyla korsan İsrail’le normalleşme anlaşması Halife rejimine güvenlik getirmeyeceği gibi iç tehditlerin daha da artmasına yol açacağı anlaşılıyor.

Bu arada akla gelen bir başka soru, Bahreyn ile İsrail arasında varılan normalleşme anlaşmasının Filistin için güvenlik bakımından herhangi bir sonucu olup olmayacağı sorusudur.

Görünen o ki bu anlaşma Filistin için herhangi bir yeni sonucu olmayacaktır, zira Bahreyn ve BAE gibi rejimler zaten bundan önce de siyonist rejimle her türlü ilişkileri vardı ve şimdi sadece bu ilişkileri aleni hale getirdiler. Aslında bu anlaşma Filistin açısından bir nevi kazanım da sayılıyor, zira Lübnan Hizbullah hareketi lideri Seyyid Hasan Nasrallah’ın Kasım 2018’de söylediği gibi, İsrail ile ilişkileri normalleştirmek Arap nifakına son verecek ve münafıkların ve sahtekarların maskesini düşürecektir.

Öte yandan Filistin özerk teşkilatı da siyonist rejimle uzlaşma ve müzakere etmenin Filistin için hiç bir getirisi olmadığı ve sadece eli kanlı rejimin saldırı ve işgalciliğinin artmasına yol açtığı sonucuna vardığı gözleniyor.

Eğer Filistinli gruplar akılcı davranır ve kendilerini Filistinli milli kimlik çerçevesinde tanımlayacak olursa, bu tür normalleşme anlaşmaları BAE, Bahreyn ve özellikle siyonist İsrail’e yönelik tehditlerin artmasına sebebiyet vermekten başka bir sonucu olmayacaktır.

 

Etiketler

Görüşler