Mayıs 14, 2021 06:29 Europe/Istanbul

Kudüs'teki durumla ilgili Güvenlik Konseyi toplantısı 10 Mayıs Pazartesi günü sonuçsuz sona erdi. Birleşmiş Milletler'deki diplomatlara göre, Güvenlik Konseyi toplantısı ortak bir metin üzerinde anlaşma sağlanmadan sona erdi. Bu bağlamda ABD bu aşamadaki son gelişmeler hakkında genel bir bildiri ve karar yayınlamayı uygun görmedi.

Washington ortaklarına, durumu sakinleştirmek için perde arkası çabaları göstermesi gerektiğini vurguladı ve bu aşamada bir açıklama yapmanın yardımcı olacağından emin olmadığını bildirdi.  Güvenlik Konseyi üyeleri arasındaki müzakerelerin, daha önce Norveç tarafından 15 üye ülkeye önerilen metinden daha yumuşak bir açıklama hazırlamaya devam edeceği bekleniyor. 

Tunus ve Çin tarafından ortaklaşa yayınlanan taslak açıklama, İsrail'i yerleşimlere son vermeye, evleri yıkmaya ve Doğu Kudüs dahil Filistinlileri sürmeye dur demeye çağırıyor. Bildiride ayrıca "tolerans" ve "kutsal yerlerdeki mevcut duruma" saygı gösterilmesi çağrısında da bulunuldu.  Bu taslakta ayrıca  Doğu Kudüs dahil Batı Şeria'daki  artan şiddet ve gerilimler hususunda ciddi kaygıların olduğu belirtilmiştir.  Bu çatışmalarda ve olaylarda  yüzlerce kişi yaralanmıştı. 

 Biden hükümetinin  Doğu Kudüs olayları hakkındaki kaygılarını bildirmesine rağmen Amerika'nın Güvenlik Konseyindeki tutumları ve  yumuşak bir bildirinin yayımlanmasını bile önlemesi ve Siyonist Rejim İsrail'in Doğu Kudüs'teki girişimlerini eleştirmemesi  Washington'un İsrail'in Filistinlilere karşı cinayet dolu girişimlerine yönelik en ufak eleştiriye bile dayanamadığını gösteriyor.   Burada sorulması gereken soru  küresel güvenliği ve barışı korumakla uluslararası arenada asıl sorumlu olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı Güvenlik Konseyinin  Amerika açısından  işgal altındaki topraklarda olup bitenlere nasıl bakmasını istemesidir. Acaba Amerika BMT Güvenlik Konseyinin bu hususa aldırış etmemesini mi istiyor? 

ABD'nin BM Güvenlik Konseyi'ndeki İsrail'in hem Filistinlilere hem de Suriye ve Lübnan gibi komşu ülkelere yönelik eylemlerine yönelik bakışı, Washington'un, özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığı döneminde, İsrail'i hiçbir şekilde eleştirmediğini gösteriyor. Bunun tek istisnası, Barack Obama'nın başkanlığı sırasında, Siyonist rejimi 1967 İşgal Altındaki Topraklar ve sınırlardaki inşaatları askıya almaya çağıran ve bunu uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak nitelendiren, Aralık 2016'da Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı Kararı idi. Bu karar alınırken Amerika çekimser oy kullanmıştı. 

 Bununla birlikte, Trump başkanlığı sırasında Washington, İsrail'e kapsamlı destek yaklaşımını Batı Asya'ya yönelik politikasının önceliği haline getirdi ve Siyonist rejimi desteklemek için eşi görülmemiş adımlar attı. Hatta 2018'de BM İnsan Hakları Konseyi'nden İsrail'e yapılan eleştiri nedeniyle çıkmayı bile  göze aldı.

 Batı Asya meseleleri uzmanı Cevad Kurbanoğlu şöyle diyor:  "ABD dış politikasında İsrail ile stratejik bir ittifaka dayanan stratejik ve partiler ötesi bir ilke var" 

 

 İsrail ise dünyanın en büyük insan hakları ihlalcilerinden biri ve özellikle Gazze Şeridi'ndeki Filistinlileri, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlileri tahliye ederek ve topraklarını ele geçirerek katletmenin yanı sıra yerleşim yerleri inşa ediyor. 

Bu konudaki son hamle, Siyonistlerin Filistinlileri Doğu Kudüs'teki Şeyh Cerrah mahallesinden kovma ve çıkarma girişimidir.

Siyonistlerin bu eylemi, giderek daha fazla Filistinlinin yerlerinden edilmesine yol açtı ve açık bir insan hakları ihlali ve bir savaş suçu durumu ortaya çıkardı. Ancak İsrail suçlarına rağmen insan haklarının savunucusu olduğunu iddia eden Biden hükümeti, İsrail'e tam destekte ısrarcı olup bu konuda en fazla kaygısını dile getiriyor. 

 

Etiketler