Mayıs 18, 2021 05:37 Europe/Istanbul

Gazze ile ilgili olan Güvenlik Konseyi toplantısının sonuçsuz bitmesi ve buna paralel olarak da Siyonist Rejim İsrail savaş uçaklarının Gazze Şeridi'ndeki altyapı tesisleri ve sivil bölgelere hava saldırılarını şiddetlendirmesi Gazze'nin acı verici ve esef dolu halini ve durumunu gözler önüne sermektedir.

Bu bağlamda Filistin Sağlık Bakanlığı  son 7 gün içerisinde   Siyonist Rejim'in Gazze Şeridi'ne yaptığı saldırılar sonucu  şehit sayısının 200'ü aştığını bunlar arasında  58 çocuk ve 34 kadının da bulunduğunu bildirdi. 

 Gazze'deki sınır tanımayan doktorlar örgütü başkanı Hellen Petterson   Gazze Şeridi'ndeki  en büyük sorunun  Siyonist İsrail saldırıları yüzünden ilaç aktarımının durması olduğunu belirtti ve  Gazze Şeridi'nin sağlık sisteminin İsrail'in bombardımanları karşısında ne kadar dayanabileceğini de bilmediklerini vurguladı. 

 Siyonist Rejim İsrail  haber ajanslarının merkez binalarına bile saldırmaya başlamıştır. Bu bağlamda  Al Jazeera dahil  televizyon kanalları ve haber ajanslarının  bürolarının bulunduğu merkez binalar bile saldırıya uğramıştır.  

İsrail'in Gazze'ye yaptığı saldırılarda  haber ajanslarının bürolarının bulunduğu merkez binanın vurulması ve yerle bir edilmesi  aslında  ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı sayılıp işgal altındaki topraklarda işlenen cinayetler hususunda bilgilendirme tekelinin kırılmak istendiğini gösteriyor. 

Siyonist Rejim İsrail  Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ne yönelik son saldırılarında   çok yıkıcı ve ölümcül Amerikan bombalarından da yararlanmıştır.  Netanyahu'nun  Gazze'ye yönelik saldırıların devam ettiği bir sırada Amerika'yı takdir etmesi de bu durumu açıkça gözler önüne sermektedir.  

Bu arada sorulması gereken önemli soru  BMT ve Güvenlik Konseyinin  bu tür cinayetleri durdurmak için ne yapabileceğidir.  İsrail'in Gazze'ye yönelik girişimlerinin  insanlığa karşı cinayet ve savaş suçu sayıldığında hiçbir şüphe yoktur.  Böyle bir ortamda   İnsan Hakları Konseyi denetiminde  İsrail'in Filistinlilere karşı işlediği cinayetler hususunda araştırma komisyonunun kurulması  BMT'nın karşılaması gereken bir taleptir.  

Durduk yere, önemsiz konular dahil her durumda toplantı düzenleyen ve Amerika'ya karşı boyun eğmeyen ve İsrail'in işgalciliğine karşı çıkan ülkeler aleyhinde kararlar çıkarmayı hemen gündeme alan  BMT İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Bürosu dahil uluslararası insan hakları kurum ve kuruluşları, şimdi de öyle bir sessizlik içerisine girmişlerdir ki  Siyonist Rejimin işlediği cinayetler hakkında araştırma yapılmasını ve bu cinayetlerin incelenmesini bile istemiyor. 

Bu bağlamda İran İslam Cumhuriyeti'nin BMT'ndaki daimi temsilcisi Mecid Tahtırevançi  Pazar günü  Filistin'deki son gelişmeler konulu Güvenlik Konseyi toplantısında   Güvenlik Konseyinin  neden uzun süredir bu tür cinayetler, tehditler ve saldırganlıklar karşısında sessiz olduğu sorusuna şu şekilde cevap verdi:  " Yanıt açıktır.  Çünkü Amerika Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak  ister Demokratlar ister Cumhuriyetçiler döneminde  sistematik olarak  Siyonist İsrail Rejimini  Güvenlik Konseyinin her türlü girişimine karşı korumuş ve  şimdiye dek  İsrail aleyhindeki  Güvenlik Konseyinin  44 taslak kararını veto etmiştir.    "

Gerçekte  70 yılı aşkın siyasi pasiflik ve sessizlik   cinayet işleyen İsrail rejimini sorumluluk üstlenme ve ceza alma açısından rahat etmesine yol açmıştır. 

Lübnanlı siyasi analist Gassan Cevad ise  BMT'nın pasifliğine değinerek şöyle yazmıştır: " BMTGK, İsrail'in zorbalığına karşı koymada ve rejimin Filistinlilere karşı işlediği suçlarını cezalandırmada, katletmekten zorla evleri boşaltmaya, insanları yerlerinden etmeye ve dünyanın her yerinden Yahudi yerleşimcileri bu topraklara taşımaya tüm cinayetlerine karşı etkili ve pratik siyasi bir rol oynamamıştır ve ciddi ve yeterli bir eylem gerçekleştirememiştir.  BMT GK'nin tüm tutumları ve müdahaleleri  insani olmaktan ziyade politik olmuştur. Bu da esef verici bir durumdur. "

İran Yargı Erki İnsan Hakları Merkezi de bu kayıtsızlığa tepki gösterdi ve  BM Genel Sekreteri'ne gönderdiği bir mektupta şu ifadelere yer verdi: "Siyonist saldırganlığı meşrulaştırmayı amaçlayan muğlak ve kaçamak bildirilerin yayınlanması, bu suçların hem de sorumluluk üstlenme ve hesapların yapıldığı adlandırılan bir çağda tekrarlanmasının ana nedenidir."

Sonuç olarak, Filistin sorunu adalet ilkelerine ve uluslararası hukuka sıkı sıkıya bağlı kalınmadan çözülemeyeceği söylenebilir. Ancak yine de suç ve terör rejiminin 70 yıllık sicili, Siyonistlerin sadece direnişin dilinden anladıklarını gösteriyor.