Haziran 19, 2020 16:28 Europe/Istanbul
  • Trump’ın uluslararası kurumlara karşı agresif tutumu - 1

Amerika’da Donald Trump Başkan olduğu günden bu yana uluslararası arena bir dizi ciddi gerginliklere şahit oldu.

Gerçekte Trump’ın Başkan olduğu dönemin en önemli özelliklerinden biri bölgesel ve uluslararası anlaşmalara ve konvansiyonlara karşı olumsuz tavır sergilemesidir. Trump şimdiye kadar birçok uluslararası anlaşmadan çekildi. Bu anlaşmalara Paris iklim anlaşması, Bercam nükleer anlaşması ve yine Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında serbest ticaret anlaşması gibi anlaşmaları örnek vermek mümkün.

 

Amerika Başkanı Trump Nafta anlaşmasına da itiraz etti ve yeniden müzakereye açılmasını istedi ve sonunda Kanada ve Meksika’ya baskı uygulayarak bu iki ülke ile yeni bir ticari anlaşma imzaladı.

Trump Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında serbest ticaret anlaşması üzerine yürütülen müzakereleri askıya aldı ve yine ticari politikaları doğrultusunda ve Çin gibi bazı küresel iktisadi güçlerle ticari savaş başlattı ve hatta dünya ticaret örgütünden çekilme tehdidinde bulundu.

Amerika Başkanı Trump bunlarla da yetinmedi ve silah anlaşmalarını da kurcalamaya başladı ve bu anlaşmalardan çekilmeye çalıştı. Trump en son orta menzilli nükleer silahları kısıtlayan INF anlaşması ve daha sonra da açık hava sahaları anlaşmasından çekildi.

Amerika milli güvenlik konseyinin eski üyelerinden Robert Malley ise bu bağlamda şöyle diyor: Donald Trump’ın tek yanlı politikaları Amerika’yı inzivaya itmiştir.

Amerika Başkanı Trump aynı zamanda uluslararası kurumları ve yasaları hiçe sayarak bu kurumlara karşı saldırgan bir tutum izlemeye başladı. Gerçekte Trump yönetiminin en belirgin özelliklerinden biri bölgesel ve küresel kurum ve kuruluşlara karşı olumsuz bir tavır sergilemesidir. Trump bu çerçevede bölgesel ve küresel kurumlara karşı duyarsız davranmak, eleştirmek, tehdit etmek ve nihayetinde bu kurumlardan ve özellikle Amerika’nın ve İsrail gibi müttefiklerinin haksız çıkarlarına ve isteklerine karşı çıkan kurumlardan çekilmekle tepkisini ortaya koyuyor.

Bu bağlamda ABD Başkanı Trump şimdiye kadar UNESCO ve BM insan hakları konseyinden çekildi, dünya sağlık örgütü DSÖ’ye mali yardımlarını kesti ve en son da bu örgütten de çekildiğini açıkladı. Trump’ın en son uygulaması ise savaş suçları ve beşeriyete karşı cinayetlerle ilgilenen uluslararası ceza mahkemesine yaptırım uygulamaktır.

Buna göre şimdi ilkin Trump’ın uluslararası kurum ve kuruluşlardan çekilmesini gözden geçirmek istiyoruz.

ABD Başkanı Trump’ın uluslararası kurum ve kuruluşlardan çekilme eğilim özellikle Filistin meselesiyle ilgili durulardan belirgin hale gelmiştir. Trump siyonist rejim İsrail’e destek vermek ve bu rejime karşı ve Filistin lehine karar alan uluslararası kurum ve kuruluşları cezalandırmak için şimdiye kadar birçok karara imza attı. Bu kararlara BM insan hakları konseyinden çekilmeyi, Filistinli mültecilere yardım ajansı UNRWA ve yine özerk teşkilat ve Gazze Şeridi’ne mali yardımları kesmesini ve 2018 yılında Filistin’in Amerika’daki temsilcisini ihraç etmesini örnek vermek mümkün.

 

Donald Trump yönetimi Haziran 2018’in ortalarında BM insan hakları konseyinden çekildi. BM insan hakları konseyi dünya genelinde insan hakları durumları ile ilgilenen en büyük kurumdur. Amerika’nın BM dönem temsilcisi Nikky Haley BM insan hakları konseyine karşı bu kararı savunduğu açıklamasında, konseyin Venezuela gibi ülkelerde insan hakları ihlallerine karşı suskunluğunu gerekçe göstererek Washington yönetimi bu yüzden konseyden çekilme kararı aldığını ileri sürdü. Haley, BM insan hakları konseyinin sürekli korsan İsrail’in Filistinlilerin insan haklarını ihlal etmesini eleştirmesi de alınan kararda etkili olduğunu belirtti.

 

Beyaz saraya girdiği günden beri siyonist rejimin hizmetinde olan Amerika Başkanı Donald Trump bundan bir yıl önce BM insan hakları konseyinde istediği değişiklikler yapılmadığı takdirde konseyden çekileceğini açıklamıştı. Trump yönetimi BM insan hakları konseyi İsrail karşıtı kronik bir tutum sergilediğini iddia ediyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo de Trump yönetiminin bu tutumunu haklı göstermeye çalışarak şu açıklamayı yaptı: BM insan hakları konseyinin insan hakları ihlal durumlarına karşı tutumu yetersiz ve zayıftır. Konsey, insan haklarını ihlal eden ülkelere hoşgörü ile davranıyor. Konseyin İsrail’e yönelik eleştirileri sahtekarcadır.

 

BM insan hakları konseyinin 47 üyesi bulunuyor. Konseyin merkezi ise Cenevre’dedir. Amerika terör devleti son yıllarda birçok kez bu konseyi diğer birçok insan hakları örgütü gibi kendi çıkarları doğrultusunda yapılandırmaya ve müttefiklerini teşvik etme ve düşmanlarını cezalandırma malzemesi yapmaya çalıştı. Ancak bu konuda başarısız olunca ve ayrıca konsey eli kanlı İsrail rejiminin Filistin milletine karşı cinayetlerini kınamaya başlayınca Trump yönetimi en son bu konseyden çekilmeye karar verdi.

 

Donald Trump yönetiminin bir başka uygulaması UNESCO’dan çekilmekti. Bu karar 31 Aralık 2018’de uygulandı. Washington yönetimi bu kararı Ekim 2017’de açıkladı. Amerika’nın UNESCO’dan çekilme sebebi yine Filistin meselesi üzerinde anlaşmazlık olarak açıklandı. Gerçi Amerika UNESCO’da gözlemci üye olarak kaldı, ama artık üyelik bedeli ödemeyecek ve seçme veya seçilme hakkını da kullanamayacak.

 

Rusya’nın UNESCO temsilcisi Aleksandır Kuznetsov konu hakkında yaptığı açıklamada, Amerika’nın UNESCO’dan çekilmesi bu teşkilatın insani çok yönlü iş birliği sürecine zarar verdiğini belirtti.

Aslında Amerika devleti uzun süredir UNESCO ile sorun yaşayan bir devlettir. 1984 yılında da Reagan yönetimi UNESCO’dan çekildi ve sebebini de bu teşkilatın ABD ile inadı şeklinde ileri sürdü. Amerika daha sonra 2003 yılında yeniden UNESCO’ya döndü. Washington yönetimi bu bağlamda bir dizi bahaneleri ileri sürüyor ve örneğin BM ve UNESCO gibi bu teşkilata bağlı kurumlarda köklü değişiklik yapılmasını ve bütçesinin yeniden gözden geçirilmesini ve üye ülkelerin borçlarının durumu ile ilgilenilmesini istediğini gündeme getiriyor.

 

Ancak tüm bunlar meselenin dış yüzüdür. Amerika’nın UNESCO’dan çekilmesinin esas sebebi, bu teşkilatın Filistinlilere destek vermesi ve UNESCO’ya üyeliğini kabul etmesi ve bir kaç kez siyonist rejimi Filistin milletine karşı cinayetleri yüzünden kınamasıdır.

ABD dönem Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bu konuda şu açıklamayı yaptı:

UNESCO’nun artan İsrail karşıtlığı Amerika’yı kaygılandıran ve bu teşkilattan çıkmaya zorlayan bir başka nedendir.

Gerçi Amerika BM üzerinde önemli oranda nüfuz sahibi olduğunu zannediyor, ancak üye ülkelerin çoğunluğunun Amerika’nın İsrail’e destek bağlamında BM ve UNESCO gibi bağlı kurumlarda sunduğu kararname taslağına karşı çıkmaları ABD Başkanı Trump’ı ve BM’deki dönem temsilcisi Nikky Haley gibi Amerikalı bazı üst düzey yetkilileri çileden çıkaran durumdur.

Trump yönetiminin Amerika’nın çıkarları ve istekleri doğrultusunda hareket etmediği bahanesiyle çıktığı bir başka kurum dünya sağlık örgütüdür. Amerika Başkanı Trump bu bahane ile örgüte sert tepki gösterdi. Aslında Amerika’da korona virüs salgınının korkunç boyutlara ulaşması ve tüm ülkeyi sarması, Trump yönetiminin bu krizi yönetmekte acziyeti ve kötü yönetimi bağlamında sert eleştirilere maruz kalmasına sebebiyet verdi. Trump ise eleştirilere gösterdiği tepkide, becereksizliğinden dünya sağlık örgütünü ve Çin yönetimini sorumlu tutmaya çalıştı.

Böylece Donald Trump yönetimi ile dünya sağlık örgütü arasında çıkan anlaşmazlık ve sözlü sürtüşme ve Trump’ın örgütü Çin yönetimini desteklemekle suçlamasının ardından beyaz saray Nisan 2020’de DSÖ’ye mali yardımlarını kesme kararı aldıklarını açıkladı. Ancak bu karar Amerika’da ve dış çevrelerde sert tepkilere yol açtı. ABD temsilciler meclisi Başkanı Nancy Pelosi, Trump’ın DSÖ’ye mali yardımları kesme kararı tehlikeli ve illegal bir karar olduğunu ve Amerika halkının can güvenliğini ve geçimini tehlikeye attığını belirtti.

Bu süreçte dikkat çeken nokta, Trump’ın uygulamalarına muhalefetin Amerika’nın rakipleri ve müttefikleri arasında aynı şekilde yürütülmesidir. Amerika’nın hem müttefikleri ve hem rakipleri, şimdiki kritik şartlarda Washington yönetiminin kararı, uluslararası kurum ve kuruluşlara yardım sorumluluğuna aykırı olduğunu ve aynı zamanda dünya genelinde korona virüs salgını ile mücadele eden DSÖ’nün çabalarını olumsuz etkilediğini belirtiyor. Trump bir sonraki aşamada 29 Mayıs 2020 tarihinde DSÖ tamamen Çin’in nüfuzu altında bulunduğunu iddia ederek örgütle ilişkilerini kesti.

Amerika Başkanı Donald Trump bu karardan yaklaşık on gün önce de BM’ye yazdığı mektupta DSÖ’nün icraatını sert bir dille eleştirerek örgütle ilişkilerini kesme tehdidini savurmuştu. Trump örgüte bazı köklü değişikliklere gitmesi için 30 gün süre tanımış ve aksi takdirde üyelik bedelini daimi olarak keseceğini belirtmişti.

Amerika DSÖ’nün en büyük mali hamisiydi, ancak Trump şimdi mali yardımlarını sağlık alanında faaliyet yürüten diğer kurumlara yönlendireceğini belirtiyor.

Almanya Sağlık Bakanı Jens Span Amerika yönetiminin DSÖ ile ilişkisini kesme kararını eleştirdiği açıklamasında kararı üzücü ve küresel sağlık alanında geri adım niteledi.

Böylece Trump başkanlığının son yılında da uluslararası kurum ve kuruluşlardan çekilme politikasını sürdürmüş oldu.

 

 

 

Etiketler

Görüşler