Eylül 03, 2020 12:36 Europe/Istanbul
  • ABD ve S. Arabistan’ın nükleer meselesi - 2

Beyaz saray Donald Trump döneminde Barack Obama döneminden farklı olarak Trump’ın süt ineğini sağma politikası çerçevesinde S. Arabistan ile ilişkilerin üzerine özel olarak odaklandı.

Aslında S. Arabistan iç arenada ve bölgede gerginliği tırmandıran eğilimi ile beyaz sarayı iş birliğini sürdürmesi bağlamında ciddi sıkıntılarla karşı karşıya getirdi. S. Arabistan’da insan hakları meselesi, muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın doğranarak öldürülmesi, Yemen savaşında savaş suçları ve beşeriyete karşı cinayetler, Katar ile yaşanan kriz ve bu ülkenin kuşatma altına alınması, her biri Trump’ın rakip partisine kongrede baskı aracına dönüşen sıkıntılardı. Bu süreçte ABD kongresinin gözetleme komisyonunun S. Arabistan’a nükleer teknoloji transferinden duyduğu kaygı da kongre üyelerinin beyaz saraya baskılarını arttıran etken olduğu belirtilmelidir.

ABD kongresi gözetleme komisyonu Başkanı Elijah Cummings 2019 yılında 25 sayfalık raporunda Trump’a yakın adamların görüşmeleri ile ilgili topladığı bilgileri S. Arabistan’a nükleer teknoloji transferi hakkında karar vermek üzere kongreye sundu. Raporda şu ifadelere yer verilmişti:

Bu rapora ve bazı güvenilir kaynaklardan alınan kaygı verici duyumlardan hareketle, beyaz saray içinde Trump’a yakın bir ekip hızlı bir şekilde nükleer teknoloji ile ilgili bazı hassas teçhizatı S. Arabistan’a intikal ettirdiği anlaşılıyor.

Aslında bu uygulama UAEK’nun yasalarının ihlali sayılır; zira bu teçhizat ABD kongresinin bilgisi ve gözetimi dışında S. Arabistan’a intikal ettiriliyor ve kongre tarafından onaylanmamış  bir uygulamaydı. Raporda, Donald Trump döneminde bu uygulama mali ve ticari menfaat çerçevesinde gerçekleştiği ve böylece nükleer teknolojinin hassas altyapıları S. Arabistan’a intikal ettirilmesi amaçlandığı belirtilerek bu konu Amerika’nın milli güvenliği için büyük bir tehlike sayıldığı, zira bu ilişkide milli güvenliğin korunması ve güvence altına alınması için yeterli tedbir alınmadığı vurgulandı.

ABD kongresi gözetleme komisyonunun raporundan başka, bazı uzmanlar da S. Arabistan’a nükleer teknoloji teçhizatı transferinden kaygı duyduklarını dile getirmiştir. Zira bu teçhizat Suud rejimine nükleer silah üretme imkanı tanıyor, ki bu da Batı Asya bölgesini istikrarsızlaştırabilir.

Amerika’da nükleer uygulama kanunun kongre tarafından onaylanması, kongre tarafından Washington’un nükleer ihracatı üzerinde sıkı gözetim uygulanması gerektiği anlamına geliyor. Zira bu teçhizat S. Arabistan gibi bir ülkenin nükleer silah üretmesine zemin oluşturabilir.

Nükleer uygulama kanununun 123. maddesine göre, Amerika devleti kongrenin izni olmadan nükleer teknolojileri başka ülkelere ihraç edemez. Bu izin kongre hedef ülke nükleer silah üreteceğinden emin olmadan verilmemelidir.

Suud rejimi Donald Trump’ın 2020 yılında sona eren başkanlık dönemi sona erinceye kadar ihtiyaç duyduğu nükleer teçhizatın önemli bir bölümünü ithal etmeye çalışıyor. Gerçekte Riyad yönetimi Donald Trump’ın nükleer teçhizatın transferinde ABD kongresinin kanununu gözardı etmesini umuyor. Trump’ın tutumu İran’a azami baskı uygulamak ve S. Arabistan’a azami destek vermek ve bu ülkede insan hakları ihlallerine göz yummaktır.

Bu doğrultuda S. Arabistan’ın bölgesel önemli ama bağımlı bir müttefik olarak rolü önemlidir; zira Suud rejimi Amerika’nın Batı Asya bölgesinde çıkarlarını temin eden bir rejimdir.

S. Arabistan’ın hatta ABD kongresinde gündeme gelen nükleer faaliyetlerinden duyulan ciddi kaygılara rağmen Donald Trump yönetimi Riyad’a açıkça bu rejime asla uranyum zenginleştirmek için gerekli olan teknolojiyi satmayacağını ve başka ülkelerin de bu teknolojiyi satmayacağından emin olmak isteyeceğini söylemeye yanaşmıyor.

Amerika’da kongrenin gözetleme komisyonunun S. Arabistan’ın nükleer faaliyetlerinin muğlaklığını yansıtan raporundan kaygı duyan birçok çevreye göre, Amerikalı yetkililer Suud rejiminden UAEK denetçileri ile bu ülkenin nükleer tesislerini denetleme konusunda iş birliği yapmasını istemesi gerekir. Bu konu ek protokolde açıkça belirlenen bir şarttır.

Nükleer silahları kontrol etme derneği icra Başkanı Daryl G. Kimball şöyle diyor: Bizim esas hedeflerimizden biri bu tür hassas teknolojilerin yayılmasına karşı çıkmak olmalı.

Washington düşünce kurumu uzmanı Solomon 2018’de yayımladığı makalesinde ise Donald Trump yönetimine S. Arabistan’ın nükleer hayallerinden kaynaklanan tehditlere karşı elindeki her türlü imkandan yararlanmasını  ve böylece nükleer silahların yayılması ile mücadelede diğer nükleer güçlerin desteğini kazanmasını tavsiye ediyor.

Amerika’da mali oligarşi ve silah lobileri Suud rejiminin insan hakları ihlallerini gözardı ederek, Washington’un S. Arabistan’ın nükleer programı üzerindeki nüfuzu, ne zaman Riyad yönetimi nükleer silah üretmeye doğru sapacak olursa buna mani olabileceğini ve S. Arabistan’ın nükleer tesislerinin ihtiyaç duyduğu nükleer maddeleri keserek Suud rejimini nükleer silah yapma suçunu işlemesini engelleyeceğini ileri sürüyor.

Benzer bir gerekçe Amerika ve İngiltere devletleri S. Arabistan’a ileri teknoloji silahları satarken de ileri sürülmüş ve bu silahlar insan haklarını ihlal etme uğruna kullanılmayacağı iddia edilmişti. Oysa bugün herkes Suud rejiminin Yemen’de her türlü savaş suçunu ve beşeriyete karşı cinayeti Amerika ve İngiltere’den satın aldığı bu silahlarla işlediğine şahit oluyor.

Gerçekte S. Arabistan’ın nükleer programı önünde duran en ciddi engellerden biri, Suud rejiminin Yemen savaşında işlediği cinayetlerdir. ABD kongresinde Donald Trump muhalifleri ve başkanlık seçimlerinde rakipleri S. Arabistan rejimi ve nükleer hayallerine ciddi bir mesele olarak bakıyor ve bu konudan Trump ve Suud rejimine baskı yaparak oyunu kendi lehine çevirmeye çalışıyor.

S. Arabistan’ın nükleer meselesi özellikle muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Washington ile Riyad ilişkilerini ciddi bir krize ve çıkmaza sürükledi. Kaşıkçı’nın S. Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda doğranarak katledilmesi ABD kongresinde hem demokrat hem cumhuriyetçi kanat tarafından sert eleştirilere yol açtı, hatta bu kez bu kanatlar beyaz saraydan Amerika ile S. Arabistan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesini istedi.

Buna karşın Amerika Başkanı Donald Trump’ın son dört yılda davranışı, iktisadi meselelere ve rantçılığa öncelik verdiğini gösteriyor. Amerika Başkanı Trump için insan hakları meselesi pek önem arz etmeyen konulardan biridir. Özellikle Trump Şubat 2020’de kongrede gensoru sürecinden sıyrılması ve demokratların onu azletme girişimi başarısız kalmasından sonra Trump’ın S. Arabistan’ın tehlikeli nükleer hayallerine desteğinde da menfaatçilik çerçevesinde ciddi artış yaşandığı gözleniyor. Nitekim şimdi Trump’ın Suud rejimine bu yönde verdiği desteğin ABD kongre için ciddi bir soruna dönüştüğü anlaşılıyor. Kongre üyeleri Suud rejiminin barışçıl nükleer faaliyetlerden sapması ve nükleer silah üretmeye yönelmemesi için hiç bir güvence bulunmadığını, nitekim bu rejimin gizlice sarı pasta fabrikası inşa etmesi de bunun en somut delili olduğunu belirtiyor. Buna göre ABD kongresinin üyeleri Donald Trump’ın S. Arabistan’la 2019 ve 2020 yıllarında yaptığı nükleer işbirliğinin niteliği ve niceliği hakkında ciddi eleştirileri gündeme getiriyor.

Suud rejimi nükleer enerjiye, fosil yakıt yerine nükleer yakıt elde etme maskesi altında ulaşmaya çalışıyor. Oysa  ABD kongresi gözetleme komisyonu Suud rejiminin nükleer faaliyetlerini muğlak ve tehlikeli niteliyor. Bağımsız gözlemciler ise Suud rejimi nükleer silah peşinde olduğunu ve bu süreçte Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerden daha tehlikeli bir süreci izlediğini belirtiyor. Bu yüzden bazı Amerikalı düşünce kurumları S. Arabistan’ın nükleer silah elde etmesi ve Trump’ın bu sürece çıkarcı bir anlayışla yaklaşması konusunda uyarılarda bulunuyor.

 

 

 

Görüşler