Şubat 08, 2020 07:15 Europe/Istanbul

Bu bölümde bölgede istikrar ve güvenliği ve de İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejilerini ele alacağız.

 İslam İnkılabının Şubat 1979'da zafere ulaşması ile bölgede ve dünyada siyasi teorisyenlerin yeni yüzyılın başlangıcı olarak nitelediği bir gelişme yaşandı.    İslam İnkılabı Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılan iki kutuplu düzende yeni bir gelişmenin habercisi oldu. Bugün de bu gelişmenin küresel geometrisindeki etkileri hala devam etmektedir. 

İran İslam Cumhuriyeti Amerika'nın vaatsizlikleri ve baskılarına ve yalnızlaştırma siyasetlerine rağmen bölgesel gelişmeler ve küresel düzen arenasında da bölgesel ve küresel barış ve güvenliğe tehditler ile mücadele hususundaki etkili ve verimli rolünü devam ettirmiştir. 

İran, bölgesel ve küresel krizler karşısında, her daim barış ve güvenin hamisi olmuştur. İran açısından tek taraflılık, bölgesel ve küresel düzeydeki sorunlar ve anlaşmazlıkların asıl sebeplerindendir.  

İslami İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise Tacikistan'ın başkenti Duşanbe'de düzenlenen 5'inci  Asya'da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansında ülkelerin liderlerine hitaben şöyle bir  açıklamada bulundu: "Mevcut kritik koşullar yüzünden, bu konferansa üye ülkelerin, akıllıca siyasetler izleyerek çok taraflılığı güçlendirmeleri ve tek taraflılık ile mücadele etmeleri uygun olacaktır. " 

İşte bu açıklamalar İran İslam Cumhuriyeti'nin dış siyasetinin, iş birliği, yardımlaşma ve ortak çıkarlar doğrultusunda çalışmaya dayalı olduğunu gösteriyor. Buna esasen Tahran defalarca iki taraflı ve çok taraflı siyasi ve güvenlik mekanizmaların hazırlanmasına ve uygulanmasına vurgu yapmış ve böylece kolektif barış ve güvenliğin sağlanmasına vurgu yapmıştır. 

Uluslararası kurallara aykırı olan, insan haklarının ihlali olan ve hatta bir tür ekonomik savaş olan Amerika'nın İran'a karşı ekonomik yaptırımlarına rağmen İslam İnkılabı kırk yılı aşkın süre içerisinde, siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda hala etkili olmaya devam etmektedir. Halihazırda da çoğu Amerika siyasetleri karşıtı olan ülke de Washington tarafından yaptırımlara tabi tutulmuştur. 

Uluslararası işler uzmanı İranlı analist, Seyyid Muhammed Bakır Nurbahş ise bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: "Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Güvenlik Konseyinin daha güvenli, daha istikrarlı, daha gelişmiş ve daha aktif bir dünyanın oluşturulması için tek taraflılık karşısında durmaları gerekiyor. "

Bu siyasi meseleler uzmanı sözlerinin devamında şöyle diyor: " Uluslararası toplumun bu husustaki direnişi ve de Birleşmiş Milletler Teşkliatı'nın Amerika'nın tek taraflı siyasetlerine karşı mücadelede dünya halkı yanında yer alması, küresel diktatörlükleri dizginlenmesine ve de günümüz dünyasında yaptırımların geçersiz ve işlevsiz bir araç olduğunu göstermesine yol açacaktır. Aslında yaptırımların, milletler ve hükümetlerin yolunda engel oluşturamaması bu vesile ile gösterilmelidir. " 

Gelişmekte olan dünyamızda kesin olan husus ise, bölge ülkelerinin ciddi derecede bir birleri ile iletişim ve ilişki kurma ihtiyacıdır. Bu çerçevede ülkeler çok taraflılığı desteklemeleri gerekiyor. 

İran İslam Cumhuriyeti de çok taraflılığı destekleme doğrultusunda hareket ederek bölgesel ve uluslararası toplantılar ve konferanslarda da tek taraflılığın sonuçlarını herkese anlatmaya çalışmış ve hep sorunlar ve ihtilafların diplomasi aracılığı ile çözülmesine vurgu yapmaktadır. 

Bu doğrultuda İran İslam Cumhuriyeti Güney komşuları dahil tüm komşuları ile ekonomik ve güvenlik ilişkilerini geliştirmeye vurgu yapıp stratejik bölgesel güvenlik alanındaki faaliyetlerini de arttırmaya çalışmıştır. 

İran İslam Cumhuriyeti dış ilişkiler stratejik konseyi başkanı Kemal Harrazi, " İran'ın bölgesel rolü; İstikrar oluşturucu mu istikrarlaştırıcı mı" konuşmasında şöyle bir açıklamada bulundu: " İran'ın krizlerle dolu Batı Asya'daki rolü, yerli hükümetleri desteklemek, terörizmin yayılmasını önlemek, Suriye ve Irak'taki hükümetlerin dağılmasını ve istikrarsızlaşmasını önlemektir. "

Harrazi şöyle bir hatırlatmada da bulunmaktadır: "Kimlerin bu bölgedeki istikrarsız durumdan çıkar sağladıkları, kimlerin mevcut durumu ve istikrarı desteklediklerinin ortaya çıkması gerekiyor. Acaba İran, Suriye ve Irak'ın istikrarsız durumuna kayıtsız kalabilir miydi? Acaba bu iki ülkedeki istikrarsız durum İran'ı da etkilemez miydi? Acaba İran bu ülkelere yardım ulaştırmasaydı, Bağdat ve Şam IŞİD tarafından ele geçirilseydi  o zaman IŞİD gibi dizginlenmeyen vahşi teröristlerin elinde bölgenin akıbeti ne olacaktır? Bağdat ve Şam düşseydi acaba siz daha güvenli bir Avrupa'ya mı sahiptiniz? "

Amerika'nın son yıllardaki yıkıcı girişimleri özellikle de El Kaide, IŞİD gibi terör örgütlerini kurması ve Afganistan, Irak ve Suriye'yi viraneye çevirmesi ayrıca bölgenin petrolünü talan etmesi Amerika'nın bölgede güvenliğin sağlanması peşinde olmadığı, sadece petrolü yağmalamak ve silah satmak peşinde olduğunu gösteriyor. Amerika Suudi Arabistan'ı mazlum Yemen halkı aleyhindeki savaşta destekleyip Siyonist Rejim İsrail'in Filistin topraklarındaki cinayetleri, tacizleri ve işgalciliğini kınayan kararlarını veto ederek, binlerce suçsuz insanın hayatını kaybetmesine ve büyük savaşlar ve felaketlere yol açmıştır. 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ise bu hususta emperyalist orduların doğasının İslam Cumhuriyeti ordusu ile farkı konusunda şöyle buyurmuşlardır: "Emperyalist orduların asıl sorumluluğu, saldırganlık, taciz, ve diğer ülkelere öfkelenmek ve darbe indirmektir. Ancak İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetleri mantığı ve felsefesinde kendini güçlü ve sağlam bir şekilde savunmanın yanı sıra taciz ve saldırganlığa kesinlikle yer yoktur. "

Amerika tek başına özellikle de Batı Asya bölgesinin en büyük istikrarsızlaştırıcı etkenidir. Şimdi de bölgede yeni bir fitne koparma hareketine şahitlik ediyoruz. Bu yeni fitneci girişimlerin hedefi ise bölge ülkelerinin güvenliğinin etkilenmesidir. 

Batı Asya bölgesi birçok küresel aktörün de odağına olan bir bölgedir. Bu bölgenin jeopolitik konumu, jeostratejik konumu ve enerji kaynakları ve rezervleri, bu bölgeyi dünyanın en stratejik bölgelerinden biri haline getirmiştir. Bu yüzden bölge dışı aktörler de Batı Asya'da varlıkları ve nüfuzlarını arttırmak için sıkı bir rekabete girişmiş ve kendilerine özel çıkarlar ve stratejiler peşine düşmüşlerdir. 

İran İslam Cumhuriyeti ise bu stratejik rekabetin etkileri ile mücadele çerçevesinde bölge ülkelerine siyasi ve ekonomik olarak yakınlaşmak ve kolektif güvenliğe ve iş birliğine vurgu yapmaktadır. Bu doğrultuda İran İslam Cumhuriyeti, Suriye hükümeti ve milleti talebi üzerine teröristler ile mücadelede hemen yardıma koştu ve Suriye yasal hükümetinin davetine olumlu yanıt verip Suriye halkının yanında yer alarak teröristlerin temizlenmesinde etkili rol oynadı. Böylece İran, Suriye'de Afganistan ve Irak'ta yaşanan modelin tekrar aynı şekilde uygulanmasına müsaade etmeyip Suriye halkına barış ve güvenliğin geri getirilmesinde yardımcı oldu.  

İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif ise 15 Ocak günü Yeni Delhi'deki RAİSİNA yıllık diyalogları konferansındaki konuşmasında Amerika'nın İran İslam İnkılabı Muhafızlar Ordusu Kudüs Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kasım Süleymani'yi şehit düşürmesi yönündeki terör eylemine ve bölgede gerilimleri arttırma girişimlerine değinerek bu siyasetlerin Amerika'nın cehaleti ve emperyalizmin sonucu olduğunu söyledi. 

Zarif sözlerine şunları da ekledi: " Amerikalılar Irak'ın egemenliği ihlal ederek bu ülkenin topraklarında saygın bir komutanı suikastle, terör eylemi ile şehit düşürdüler. Bu da Amerika'nın cehaleti ve emperyalizminin göstergesidir. 

Muhammed Cevad Zarif Korgeneral Süleymani'nin IŞİD ile en etkili mücadele gücü olduğuna değinerek şöyle bir açıklamada bulundu: "Kasım Süleymani'nin şehadetinden bir tek Amerika başkanı ve IŞİD sevinebilir. Dünyanın farklı noktalardaki halk, Hindistan'daki 430 bölge dahil Şehit Süleymani için merasimler düzenledi. "

İran dışişleri bakanı Irak halkının da Amerikan askerlerinin çıkmasından yana olduğuna değinerek şöyle bir hatırlatmada bulundu: "Amerika Irak üslerini, komşu ülkeden gelen misafir bir makama suikast düzenlemek için kullanmaktadır. Irak halkı bu cinayetten memnun değiller. "

İran İslam Cumhuriyeti, Afganistan, Irak ve Suriye'ye güvenlik ve istikrarın geri getirilmesi için elinden geleni yapmış ve bu doğrultuda dış siyasetini de geliştirmeye çalışmıştır. Tüm bunlara rağmen İran İslam Cumhuriyeti'nin tüm çabaları uluslararası ilkeler ve kurallara ayrıca Birleşmiş Milletler Teşkilatı anlaşmasına uygundur. İran meşru iş birlikleri arttırma ve geliştirme yolu ile istikrarlı ve düzenli bölge stratejisini izlemektedir. 

Görüşler