Şubat 08, 2020 07:17 Europe/Istanbul

Bu bölümde İslam İnkılabı Lideri açısından İslam Cumhuriyeti'nin güç ve iktidar bileşenlerini konu edineceğiz.

İran İslam İnkılabının Şubat 1979'da zafere kavuşmasının ardından Amerika İslam Cumhuriyeti düzenini devirmek için geniş çaplı bir şekilde entrikalar kurmaya çalıştı. 

İran İslam Cumhuriyeti düşmanları her daim kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri çerçevesinde çabalarda bulundular. Bu arada kısa ve orta vadeli hedefleri arasında İran'ın kademeli olarak zayıflatılması vardı. 

Düşmanların uzun vadeli hedefleri İslami düzenin temelden yok edilmesi idi. Düşmanlar farklı yöntemlere baş vurarak düzenin temellerine darbe indirmek istediler. 

Amerika bu doğrultudaki girişimleri ile İran'ı iki açıdan zayıflatmak istedi. Bu çerçevede İran'ı iç arenasında ve bölgesel arenada geniş çaplı bir krizle karşı karşıya bırakmak istedi. 

Bu komplonun başlangıç noktası ise yaklaşık 10 yıl önce İran halkının yüzde 85 kadar yüksek katılımı ile düzenlenen cumhurbaşkanlık seçimlerinin ardından ortaya çıkan kaotik durumun suiistimal edilmesi idi. Düşmanlar bu doğrultuda Londra'da, Wsahington ve Telaviv'deki düşünce odalarında tasarlanan komployu, kimi iç unsurlar ve siyasilerin gafleti ile uygulamaya başlayıp seçimlerin ardından kaos senaryosunu İslam Cumhuriyeti'ne dayattılar. 

Siyasi meseleler uzmanı Mehdi Fezaili bu kaosların ülkeye  dayattığı zararları hatırlatarak şöyle bir açıklamada bulundu: "  O yıl yaşanan fitnenin karmaşık olmasının nedenlerinden biri de İslam İnkılabı karşıtı hareketin tüm kapasitesini o dönemde kullanması idi. Bu kapasiteler ancak sadece seçimlere itiraz adına değil yönetim ve düzeni devirmek adına hayata geçirildi. "

Gerçekte Amerika'nın bu fitneden güttüğü hedef bir taşla iki kuş vurmaktı.    Bu fitneyi tasarlayanlar bir yandan seçimlerin sağlığı ve asaletini hedef alırken bir yandan da yumuşak devirme siyasetlerini izlediler. 

Bu fitnenin ardından elde edilen deliller ve kanıtlar da  ülke dışından özellikle de Amerika'nın ve kimi Avrupa ülkelerinin bu yönde komplolar kurmaya çalıştıklarını gösteriyor. 

Uluslararası meseleler uzmanı Saadullah Zarei  bu fitne sürecinde Amerika ve Avrupa makamları ve medyasının kışkırtmalardaki rolüne değinerek şöyle bir değerlendirmede bulundu: " Bu fitne hareketleri, Baas Rejiminin dayattığı 8 yıllık savaş sırasında da vardı. Bu hareketler düşman ile iş birliği yaptı ve sonunda da Irak güçlerinin birliklerine dönüştü. Başkanlık seçimleri sonrasında çıkan fitnede de  bu hareketler aktifleşti ve arenaya ayak bastı. " 

Amerika'nın gerçek hedefi, bu fitne sırasında ardından da son bir kaç yılda çıkan kargaşa olaylarında  İran'da iç ihtilaflar ve tefrikalar yaşandı. Bu yüzden Amerika, tüm çabalarını İslam Cumhuriyeti nizamını zedelemek ve insanları siyasi katılımdan soğutmaya odaklanmıştır.   

Amerika dönem dışişleri bakanı Hillary Clinton ise  bir süre önce " zor tercihler" isimli kitabında aldığı zor kararlar ile ilgili konuşmuştur.    Hillary Clinton, hatıra kitaplarının bir bölümünde İran'daki seçimlerin ardından çıkan kaotik duruma işaret ederek şöyle bir açıklamada bulundu: "Barack Obama hükümeti,  İran'daki seçimlerin ardından yaşanan kaosların sonrasında  on milyonlarca dolar harcayarak  İran'daki muhaliflerden 5 bin kadarını eğitti. " 

Londra ve Washington'un tasarladığı fitneler  bir kaç ay boyunca İran şehirlerinde kaos çıkarmaya çalıştılar. Ancak 9 Dey 1388'de İran halkı milyonlar halinde sokaklara geldiler ve İslam İnkılabı lideri tabiri ile unutulan zirveleri fethettiler ve basireti ve durumu bilmeleri ile krizli dönemi ve ortamı da ortadan kaldırdılar ve ilahi irade ve imana dayanarak İslam İnkılabı tarihinde kalıcı günlere imza attılar. 

Amerika siyaseti, yaklaşımı, tutumları ve davranışlarının son yıllarda göz önünde bulundurulması ile Amerikan siyasetçilerinin asıl hedefinin de İslam İnkılabının kalbine, İslam Cumhuriyeti sınırlarına nüfuz etmek istediklerini gösteriyor. 

Kimi teorisyenler ise bu hasmane girişimleri hibrit savaş olarak değerlendiriyor. Amerika, hibrit savaşlarda propaganda ve medyatik araçlar yardımı ile ayrıca ekonomik ve siyaset sistemlerindeki nüfuzlarından dolayı düşmanları karşısında  faaliyetler yürütmektedir.   

Siyasi analist ve muhabir Andrew Korybko ise Hibrit Savaşlar isimli kitabının bir bölümünde İran'daki cumhurbaşkanlık  seçimlerinin ardından çıkan fitnelere de değinerek şöyle yazdı: "Amerika, Irak ile savaşta  büyük masraflara katlandıktan ve bu ülkeyi 2003 yılında işgal ettikten sonra hibrit savaşa daha fazla yöneldi. Çünkü  Irak savaşından savaşların ortaklara devredilmesini vekalet savaşının ne olduğu dersini aldı. Başka bir ifade ile Amerika büyük ölçüde normal ve konvansiyonel savaşlardan uzaklaşarak  vekalet savaşına yöneldi. Bu savaşlar ise zaten asimetrik savaşlar, iç savaşlar olmuştur. Bu çerçevede güvenlik ve istihbarat servisleri bu savaşları planlıyorlar. "

Hibrit savaşları örgütleyenler ise dini, etnik, tarihi, sosyal-ekonomik farklılıklardan yararlanarak, coğrafyaya dayalı fiziksel ve yönetim ihtilaflarından yararlanarak siyasi avantajlar sağlamak peşindedirler. 

Amerika bu doğrultuda geniş çaplı yaptırımlar ve diğer bozucu ekonomik girişimlerde bulunarak İran hükümetini bu yöntemler ile zayıflatmaya çalışmaktadır. 

Kanıtlar ve belgeler ise Amerika'nın her fırsatta nüfuz etmeye çalıştığını gösteriyor. İslam İnkılabı lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei'nin düşmanın nüfuzu karşısında duyarlı olma ve tam teyakkuzda olmaya yaptıkları vurgudan güttükleri hedef de düşmanın sürekli İnkılaba sızmak ve böylece İslami düzeni devirmek istediklerini anlatmaktır. 

Ünlü Amerikan teorisyen ve analist Noam Chomsky ise Amerika'nın İran ile düşmanlığının asıl sebebi ile ilgili şöyle diyor: " Amerika ve Siyonist Rejim İsrail, kendi hakları bildikleri bölgede bağımsız bir güce tahammül edemiyorlar. "

Bu Amerikan analist ve dil bilimci, son altmış yıl içerisinde  Washington'un İran'a darbe indirmek düşüncesinde olmadığı tek bir günün olmadığına değinerek şöyle bir hatırlatmada bulundu: " 1953 darbesinin ardından Uluslararası Af Örgütü tarafından insan haklarının bariz ihlalcilerinden sayılan bir diktatörlük iş başına geldi. Bu diktatörün İran'da devrilmesinin hemen ardından ise Saddam Amerika'nın destekleri ile İran'a saldırdı. Yüz binlerce İranlı birçoğu kimyasal saldırı olan vahşi saldırılarda hayatını kaybetti. Reagan dostu Saddam'ı büyük oranda destekledi ve Irak'ın USS Stark  gemisine saldırıp 37 Amerikan askerini öldürdüğü zaman da ona sadece ufak bir uyarıda bulundu. Reagan ayrıca Saddam'ın Irak Kürtlerine kimyasal saldırılarından da İranlıları sorumlu tutmaya çalıştı. "

Noam Chomsky sözlerine şunları da eklemektedir: "Sonunda Amerika doğrudan Irak-İran savaşına müdahale etti. Bu da İran için olumsuz sonuçlar doğurdu. Ardından bir diğer Amerikan başkanı George Bush Irak'ın nükleer mühendislerinden nükleer silah üretiminin gelişmiş eğitimleri için Amerika'ya gitmelerini istedi. Kesinlikle Washington, İran aleyhindeki sert yaptırımların da asıl sebebi idi. "

Bu siyasi analist ve teorisyen sözlerinin devamında Amerika başkanı Donald Trump'ın yaklaşımına değinerek şöyle bir açıklamada bulundu: " Trump da baskıcı diktatörler arasına girmiş ve İran aleyhinde açıklamalarında bulunmuştur. Tabii Amerika'nın bu husumetinin uzun bir geçmişi vardır. "

İran milleti ancak vahdet ve basirete dayanarak, düşmanlarını tanıyarak her daim düşmanları hedeflerine varmakta başarısız kılmış, tüm fitneler ve komplolar karşısında dik durmuş ve düşmanlar karşısında nüfuza müsaade etmeyeceğini gözler önüne sermiştir. 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei'nin hatırlattığı gibi " Amerika'nın  İran'da siyasi, etnik ve toplumsal ihtilaflar oluşturma yönündeki çetrefilli projeleri ve büyük masrafları nafile idi ve hepsi yenilgiye uğradı. Kesinlikle İran'ın gelişmesi ve büyümesi, Amerika'nın mevcut başkanı döneminde de devam edecektir. " İslam İnkılabı liderinin ifadesi ile "İslam Cumhuriyeti'nin devre dışı bırakılması veya zayıflaması hayali hep onların aklında kalacaktır ve bir sonuca varmayacaktır. "

Görüşler