Mart 19, 2021 10:35 Europe/Istanbul

Değerli dostlar, geçen bölümde Nevruz bayramı ile ilgili mitolojiler ve efsanelerden bazılarını gözden geçirmiştik. Bugünkü sohbetimizde ise Nevruz’un Sasaniler döneminde ve İslami dönemde nasıl kutlandığını ve bu milli bayramın nasıl ayakta kaldığını gözden geçirmek istiyoruz.

Miladi 224 ila 651 yılına kadar İran’da hüküm süren ve eski çağların en önemli imparatorluklarından biri, Sasani hanedanı imparatorluğuydu. O dönemde İran’ın resmi dini Zerdüştü inancıydı ve Hristiyanlar ve Yahudiler de İran’da azınlık olarak yaşıyordu.

Nevruz bayramı ise Sasaniler döneminde halk ve saray nezdinde özel bir yeri vardı ve bu bayram muhteşem törenlerle kutlanırdı. Bu dönemde Nevruz şenlikleri altı gün sürerdi ve Küçük Nevruz ve Büyük Nevruz olmak üzere iki evreye ayrılırdı.

Nevruz bayramı başlamadan önce İran genelinde yılın son Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan gecede Çarşambasuri adı verilen ateş yakma merasimi düzenlenir ve ayrıca evlere temizlik yapılırdı. Yeni yılın 13. gününde ise İran halkı doğaya çıkarak yeni yılı karşılamanın son etkinliğini yerine getirirdi.

Sasaniler döneminde yeni yılın ilk ayı olan Ferverdin ayının ilk beş günü Küçük Nevruz olarak adlandırılmıştır. Bu beş gün halka özel günlerden ve önemli etkinliklerinden biri, kral tarafından kabul edilmeleriydi. Bu buluşmada çiftçiler, rahipler, bürokratlar, ordu mensupları vesaire sırayla kralı ziyaret eder ve bazı hediyeler sunardı.

Ve beş gün süren Küçük Nevruz’dan sonra sadece bir gün süren Büyük Nevruz başlıyordu. Bu günde devlet erkanlarının büyükleri kralı ziyaret ediyor ve ardından Nevruz şenlikleri resmen sona eriyordu.

Sasaniler döneminde Nevruz bayramı o dönemin ve hatta daha sonraki dönemlerin musikisini, şiirlerini ve edebiyatını etkileyecek kadar önemsenen bir etkinlikti. Örneğin Menuçehri ve Nizami gibi İranlı büyük şairlerin şiirlerinde Büyük Nevruz, Hadak Nevruz ve Kubat Nevruz gibi adların geçtiğine şahit oluyoruz. Yine eski yazarların tarihi kitaplarında da Nevruz’un izlerine rastlamak mümkün. Bu tür eserlerde evlerin bezendiği ve sokaklar ve caddeler aydınlatıldığı ve çeşitli yiyecekler ve içecekler ve yeni elbiselerin tedarik görüldüğü beyan edilir.

Sasaniler döneminden sonra İran’da İslami dönem başlıyor. Bu süreçte İranlılar İslam dinini benimsedi ve böylece bu semavi din İran halkının kahir çoğunluğunun inancı oldu. Bu dönemde yaşanan sosyal, siyasi ve dini değişim yüzünden Nevruz bayramı farklı bir renge ve kokuya büründü. Emevi halifeler gibi ilk halifeler ilkin Nevruz bayramını pek umursamıyordu; ancak buna karşın İran halkı bu milli bayramı ihya etmekten el çekmedi ve geleneklerini İslami hükümdarlara ve halifelere telkin etmeye çalıştı.

Emevilerin çökmesi ve Abbasilerin iktidar olmasının ardından şartlar daha uygun hale geldi ve İran halkının birçok milli geleneği yeniden gündeme geldi. İranlılar Abbasi iktidarını nüfuz ederek zengin kültürlerini geliştirmeyi başardı. Gerçekte eski geleneklerin kalıcı olmasının önemli sırlarından biri bu geleneklerin iktidarlarca desteklenmesiydi, nitekim bu durumda eski gelenekler evlerden başka ülkelerin genelinde de düzenlenebilirdi. Bu durum, Abbasilerin iktidarında Nevruz bayramına verilen destekle gerçekleşti. O dönemde İranlıların milli bayramları eski saray gelenekleri ve milli etkinlerine göre Abbasi halifelerin saraylarına nüfuz etti ve bu da bazı Müslüman tarihçilerin ve edebiyatçıların İran’da Nevruz ve diğer milli bayramlardan söz etmelerine ve şairlerin de güzel kasideleri yazmaları yol açtı ve böylece başta Nevruz olmak üzere birçok bayramın hakkında şiir kitapları yazıldı.

Değerli dostlar, Nevruz bayramına özel programımızın üçüncü bölümünde sizlerle birlikteyiz. Hatırlanacağı üzere geçen bölümde ve bu bölümün başında Nevruz bayramı ile ilgili mitolojilerden ve efsanelerden ve ayrıca Sasani iktidarı ve İslami halifelerin döneminde Nevruz bayramı nasıl kutlandığından söz ettik.

Ancak İran’da Sasaniler devrildikten sonra İran topraklarına hüküm süren ilk İranlı hanedan, Horasan yöresinde Tahiriler iktidarı oldu. O dönemde Nevruz bayramı büyük bir ihtişamla kutlanıyordu ve İranlı büyük bilgin Ebureyhan Biruni’nin anlattığına göre kameri 4. yüzyılda Horosan hükümdarları Nevruz bayramında ordu mensuplarına hem ilkbahar ve hem yaz aylarına özel kıyafetler hibe ediyordu.

Tahirilerden sonra İran’da iktidar olan Samaniler, Gazneviler ve daha sonraki hanedanların iktidarları döneminde de Nevruz ve Mehregan gibi büyük bayramlar yaygın bir şekilde kutlanırdı; ancak Moğol istilasından sonra İran’da şartlar çok değişti. Nevruz bayramı Moğol katliamları ve yağmaları başladığı ilk günlerde diğer birçok gelenek ve görenekler gibi azametini ve önemini kaybetti. Ancak zamanla Nevruz yavaş yavaş zayıf konumundan sıyrılmayı ve özellikle Safeviler döneminde yeniden saray tarafından kutlanmayı başardı. Gerçi Safeviler döneminde Nevruz bayramı ve kutlamaları diğer dönemlere kıyasla önemli değişikliklere uğradı ve dini bir havaya büründü. Bu dönemde Nevruz milli öneminin yanı sıra dini bir konuma kavuştu. Safeviler döneminde Nevruz bayramı eski gelenekleri ile yeniden canlandı ve günden beri tüm azameti ile devam etti. Müslüman İran halkı Safeviler döneminden itibaren Nevruz bayramını değerli bir miras olarak korudu.

Günümüzde ise Nevruz bayramı İran ve diğer birçok ülkede büyük bir ihtişamla kutlanıyor ve geçmişten işaretlerini ve geleceğe dönük umutları Nevruz’a özel Heftsin sofrasına taşıyor. Heftsin sofrası yüce Allah’ın kullarına rahmet ve bereketlerinin işaretlerini gösteriyor. Ev halkı da yeni yıla girerken ilahi nimetlerin birçok işaretini içeren bu güzel sofranın çevresinde toplanıyor. İran milleti ve dünyanın neresinde olursa olsun Nevruz bayramını sevenler yeni yıla girerken, Heftsin adı ile anılan ve kurulan bir sofranın etrafında oturur.

Heftsin sofrasını kurmak, Nevruz bayramının en ünlü adetlerinden biridir ve sofranın her bir parçası başlı başına bir simge ve bir işarettir. Sebze yeniden doğuş ve doğurganlık simgesi, Semenu bereket ve bolluk simgesi, Somak, güneşin doğuşunun simgesi, Sikke, zenginliğin simgesi, Elma (Farsça Sib) güzellik ve sağlığın simgesi, Sirke sabır ve uzun ömür simgesi, Sarımsak tıp ve tedavi simgesidir.

İranlı Müslüman aileler sofranın başına bir cilt Kur'an'ı Kerim koyar ve böylece bu milli bayramı inançları ve ülküleri ile düğümleyerek yaşamında Kur'an'ı Kerim öğretilerini en başta tuttuğunu gösterir. Bu arada İranlı gayri Müslim vatandaşların de kendi inançlarına göre kutsal kitabını bu sofraya yerleştirir. Buna göre Müslümanlar bu sofraya Kur'an'ı Kerim’i, Zerdüştiler Evesta’yı ve Yahudiler Tevrat’ı koyarak yeni yılı karşılar.

Gerçi Nevruz her yeni yılın yeni günüdür, fakat mazisi çok eski çağlara uzanan oldukça yaşlı bir gelenektir. Her yıl bu yaşlı gelenek yeni yıla girerken gençlik kıyafetini giyer ve yaşadığı uzun yıllar ve dayandığı soğukların ardından  halâ ayakta olduğuna şükretmek üzere bir kaç günlüğüne şenlenir. Buna göre ihtiyarların ihtişamı ve gençlerin neşesi bu bayramda özetlenir.

Evet, Nevruz devranlarla savaşları geride bıraktı ve bu savaşların öyküsü efsane olup dilden dile dolaştı; ancak savaş devam ediyordu ve Nevruz, yaşlandıkça yaşlandı, ihtiyarladı, gücü zayıfladı, fakat yüreği ve ruhu genç kaldı. Evet, Nevruz her yıl yeni ve rengarenk kıyafetlere bürünen o büyük pehlivandır. Ancak bu renklerin arasında da en çok göze çarpan renk, İran rengidir.

Binlerce yıllık mazisi olan İranlıların Nevruz bayramı her yıl katettiği uzun yolu ve sonuçta İran milletinin vahdet ve gönül birlikteliğine yol açmak üzere verdiği mücadeleyi hatırlatır. Müslüman İran milleti ve diğer dini azınlıkları hiç bir zaman gani kültürünü unutmaz ve zengin geçmişleri ile geleceğe doğru umutla ilerlemeye devam eder.

Bu yıl, yani hş. 1400 yılının Nevruz bayramı Şabaniye bayramları olarak anılan Şia Müslümanların en büyük bayramlarına denk gelmiş ve böylece bu bayrama ayrı bir manevi hava kazandırmıştır. Bu yıl Nevruz bayramı vadedilen büyük kurtarıcı Hz. Mehdi’nin -s- veladet yıldönümünü de kapsıyor. İran milletinin bu iki büyük şenliği bir arada kutlaması ise bu milletin dünyada eşine ender rastlanan milli ve dini dayanışmasının işaretidir.