Mart 29, 2021 12:43 Europe/Istanbul

İlkbahar mevsimi gelişi ile doğayı ihya ettiği gibi, İmam Mehdi’nin -s- zuhur etmesi de zulüm ve fesat yüzünden adeta ölen toplumu ihya ederek salih bir topluma çevirir ve cahil ve üzgün insanların kalbini bilim ve bilgelikle yeniden diriltir.

İmam Zaman -s- zuhur ettiğinde beşeri camia genel kültür bakımından en yüksek seviyeye ulaşır; toplumda fesat ve sıkıntıların kökü kurur ve insanlar birbirine karşı sevgi ve dostluk duyguları ile yaklaşır. Kuşkusuz böyle bir toplumda yaşamak çok güzel olur.

Bugünkü sohbetimizde güzel Nevruz bayramının güzelliklerini Hz. Mehdi’nin -s- zuhur ettiği günlerin güzellikleri ile düğümlemek istiyoruz. Kuşkusuz şimdiki geçici tüm güzellikler ve zevkler Hz. Mehdi’nin -s- zuhur ettiği dönemde karşılaşacağımız hakiki güzellikler ve zevklerin karşısında hiç bir önemi olmayacaktır.

Alemleri yaratan Allah bunu yaparken bu dünyayı insanların hizmetinde olacak şekilde ve ona daha güzel ve daha zevkli bir yaşam imkanı sunacak şekilde yaratmıştır. Rahman ve Rahim olan Allah ayrıca ilkbaharın güzelliklerini ve nimetlerini de tüm insanlara sunmuştur. Nitekim ister salih ister mümin, ister kafir ister müşrik olsun, herkes bu sofranın başında oturmuştur. İlkbahar sofrası Allah teala’nın açtığı büyük bir rahmet sofrasıdır ve yüce Allah bu sofraya rahmetini, sevgisini, lütuf ve ihsanını kullarına vermiştir.

Allah teala Rus suresinin 50.ayetinde yeri öldükten sonra yeniden diriltmeyi sevgisinin işaretlerinden biri şeklinde açıklayarak şöyle buyurmakta:

Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir.

Evet, ilkbahar yüce Allah’ın Rahman olduğunun simgesidir ve ilkbahar mevsiminin her köşesinde kullarını sevdiğini ifade eden işaretler koymuş ve herkesin bu büyük sofradan azami derecede zevk almasını istemiştir.

Peki ama, acaba bizim Allah tealanın kullarına sunduğu bu geniş nimet sofrasına karşı ne gibi sorumluluğumuz söz konusudur?

Aslında zevk almak, insanların fıtri özelliklerinden biridir. İnsan yemekten, içmekten, uyumaktan, doğayı gezmekten, arkadaşları ile sohbet etmekten, öğrenmekten ve diğer birçok amelden zevk alır. Nitekim yaptıkları işlerden zevk almayı düşünmeyen insanlar genellikle depresyonda olan ve hareketli ve neşeli yaşamları olmayan insanlardır. İslam dini de her Müslüman yaptığı işi zevkle yapması gerektiğini vurguluyor.

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta, bizim ilk etapta gaflete kapılarak oluşan taze ve güzel atmosferin ve cömert bir şekilde bize ilahi nimetleri sunan doğanın üzerinde düşünmeden geçmemiz; bilakis evvela hepsine şükretmemiz ve ikincisi de bu nimetleri nasıl kullanacağımızı bilmemizdir. Zira nimetlere şükretmenin yolu, onları doğru biçimde kullanmaktır, nitekim aklı selim ve beşeri mantık da buna hükmetmektedir.

İslam dini zevk ve lezzete karşı değildir ve ilahi rızanın doğrultusunda olan her türlü meşru lezzete ve zevke vurgu yapar. Burada önemli olan nokta, İslam dininin kullara zevk almaları için sunduğu her şeye belli bir çerçeve belirlemiş olması ve sonuçta lezzetleri ve zevkleri meşru ve gayri meşru olmak üzere ikiye ayırmasıdır.

İslam dini ancak insana ve çevresindekilere mal, can ve haysiyet bakımından zarar vermeyen lezzetleri helal ve meşru saymaktadır. Bu lezzetler sadece bu dünyada değil, aynı zamanda insanın ahireti için de menfaati olmalı ve helak olmasına mani olmalıdır. Kuşkusuz İslam dini insanları kemale erdiren ve uhrevi menfaatleri olan lezzetleri ve zevkleri onaylamakta ve sonu acı olan ve insana zarar veren her türlü zevk ve lezzete karşı çıkmaktadır.

Allah teala hiç bir şeyi zevk ve lezzete vesile olduğu için men etmemiş ve hatta kendilerini ilahi nimetlerden boş yere mahrum bırakan insanları tenkit etmiştir. Nitekim Araf suresinin 32.ayetinde şöyle buyurmakta:

De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

Gerçekte Kur'an'ı Kerim’in bu bağlamda kınadığı şey, değersiz ve geçici zevkleri değerli ve ebedi zevklere tercih etmektir. Nitekim akıl ve mantık da ebedi zevklere geçici zevklere kıyasla öncelik verilmesine hükmetmektedir.

Mümin ve Müslüman bir insana göre hiç bir şey Allah tealanın rızasını kazanmaktan daha zevkli ve mutlu edici olamaz. Bu yüzden mümin kulun ilahi rızayı kazanmak üzere yaptığı her işi, üstün zevk sayılır. Gerçekte hakiki mümin her daim hayırlı ve kalıcı işlerin peşindedir ve geçici dünyevi zevkleri düşünmez. Yüce Allah da Kur'an'ı Kerim’de bir zevki ve lezzeti bir başka zevke ve lezzete tercih etmek için iki kriteri açıklayarak Ala suresinde şöyle buyurmakta: Oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır.

Buna göre Kur'an'ı Kerim’de belirtilen iki kriterden biri yapılan amelin hayırlı olması ve diğeri de kalıcı ve sürekli olmasıdır; ki birincisi amelin niteliğine ve diğeri devamlı olmasına işaret ediyor ve her iki kriterde insanın uhrevi yaşamındaki lezzetlere öncelik tanıyor.

İlahi nimetleri düşünün ve ilahi vaatlere iman eden ve vadedilen Hz. Mehdi’yi -s- bekleyen insanlar, tüm maddi lezzetlerin bir takım kısıtlamalarla beraber olduğunu da iyi bilir. Buna göre Hz. Mehdi’nin -s- zuhur dönemindeki hakiki lezzetlerin karşısında bu tür maddi lezzetler çok değersizdir; zira Hz. Mehdi -s- döneminde herkes o hazretin has hidayetinden yararlanır ve o büyük insanın lütuf ve merhameti sayesinde takvaya öncelik vermek ve günahlardan uzak durmakla ilahi nimetlerden azami derecede yararlanır.

Bu doğrultuda yüce Allah Araf suresinin 96. ayetinde lezzetlerini ilahi tealime uygun planlayanlar yerde ve göklerde bereket nimetleri ile müjdeleyerek şöyle buyurur:

O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık ...

İmam Zaman’ın -s- zuhur ettiği gün, ilahi özel nimetlerin ve bereketlerin nazil olmasının başlangıcı olur. O hazret zuhur edince gökyüzü ilahi sayısız nimetini insanlara sunar ve insanlar o zaman ilahi nimetlerin anlatılamayan lezzetlerini idrak etmeye başlar. Hz. Mehdi -s- hükümetinde gökyüzü nimetlerini yeryüzüne yağdırır ve yeryüzü bu nimetleri toplayarak insanların gelişmeleri, canlanmaları ve saadetinin hizmetine sunar.

İlkbahar mevsimi gelişi ile doğayı ihya ettiği gibi, İmam Mehdi’nin -s- zuhur etmesi de zulüm ve fesat yüzünden adeta ölen toplumu ihya ederek salih bir topluma çevirir ve cahil ve üzgün insanların kalbini bilim ve bilgelikle yeniden diriltir. İmam Zaman -s- zuhur ettiğinde beşeri camia genel kültür bakımından en yüksek seviyeye ulaşır; toplumda fesat ve sıkıntıların kökü kurur ve insanlar birbirine karşı sevgi ve dostluk duyguları ile yaklaşık. Kuşkusuz böyle bir toplumda yaşamak çok güzel olur.

Mübarek Ramazan ayında her gece okunan duanın son bölümünde Hz. Mehdi’nin -s- zuhuru ile kurulan Kerime devleti ve mutlu yaşamın zevkine işaret edilerek şöyle denilmektedir:

Ey yüce Rabbim, senin selamın onun ve hanedanının üzerine olan peygamberimizin yokluğundan ve mevlamızın gaybetinden ve düşmanların çokluğu ve sayımızın azlığından ve isyanların zorluğundan ve bizim zararımıza olan duruma yardım yapılmasından sana şikayet getiriyoruz. O zaman Muhammed’e -s- ve hanedanını selam gönder ve bize bu şartlarda yardım et ki acilen bizim lehimize açılım olsun ve acılarımız bertaraf edilsin ve senin tarafından gelen haklı ve rahmetli bir saltanat kurulsun ve senden gelen sağlık bizi sarsın.

Mübarek Ramazan ayının bu duasına göre insan, tüm fikri kaygısı İmam’ına ulaşmak olan bir fikri ufka ulaşmak ve Allah tealaya şikayet götürmek ve O’nun katına sığınmak olmalı; böylece yüce Allah İmam Zaman’ı -s- göndermeli ve onun nurani lütufları sayesinde Allah tealanın gözetlediği lezzetli yaşama kavuşmamıza yardımcı olmalıdır.

Etiketler