Eylül 26, 2021 10:26 Europe/Istanbul

Tarihi kanıtlar İslam mücahitlerinin  özveri, sevgi, fedakarlık ve vefakarlık ile  İmam Hüseyin as'ın  yarenlerinin  cazibesini ve tutkusunu yaşattığını  ve Kutsal Savunma yıllarının Aşurai yanlarını  yansıttıklarını ve kalıcılaştırdıklarını gösteriyor. 

Hicri Kameri 60 yılında İmam Hüseyin as'ın kıyamı haktaleplilik, hürriyetçilik, ahlaki değerler ve adalettaleplik  ekseninde başladı ve bu yüzden de  küresel boyut kazanıp tarihte kalıcılaştı. İmam Hüseyin as iman ehlini yardıma çağırdı ve hak yolunu arayanları, Lebbeyk Ya Hüseyin  sloganı ile tüm güzelliklerin ötesine destanları yazmaya çağırdı.  Sanki İmam Hüseyin as  aşk, irfan ve ihlas yolcularını  binlerce Müslüman arasında  özenle seçti. Öyle kişiler ki vücutları İslam, Kuran, aşk ve imanı dünyaya yansıttı.  Nesiller geçse de Aşuravari iman ve inanç, Kutsal Savunma yıllarına katılan gençler ve mücahitler arasında  tecelli etti. İmam Humeyni ise vasiyetinde şöyle yazmıştı: " Tam cesaretle, İran milleti ve milyonlarca insanının,  Allah Resulü dönemindeki  Hicaz ahalisinden ve Emirelmüminin ve Hüseyin bin Ali as dönemindeki  Kufe ve Irak'tan  daha iyi olduğunu söyleyebilirim. "

Tarihi kanıtlar ise   İslam mücahitlerinin  aşk, özveri ve vefakarlıkları sayesinde  İmam Hüseyin as'ın yarenlerinin  cazibesini ve aşkını yaşattığını ve Kutsal Savunmanın Aşurai  yanlarını yansıttıklarını söyleyebiliriz.  İmam Hüseyin as hareketi tüm yaş grupları için  insan yetiştirme modeli ve okulu olmuştur.   

Vahab bin Abdullah Kelbi  İmam Hüseyin as'ı görerek cennet  ehlinin gençlerinin efendisine  gönül veren Nasrani biriydi. Daha sonra ise Ninevalılar kafilesi ile beraber hareket geçmişti.  Vahab  Kerbela'da  yeni yeni İslam'a yönelse de  imanı o kadar basiret dolu ve derindi ki  canını bile  efendisi ve İmam'ı için vermeye hazırdı.  Vahab'tan önce onun  ailesi bu yola gönül vermişti.  Düşmanlar  İmam Hüseyin as'ın çadırlarındaki psikolojik güvenliği bozmak için  Vahab'ın başını kestiği zaman ve annesine verdiği zaman annesi tam bir cesaretle şöyle demişti: " Allah yolunda verdiğimizi iade almayız. "

  İmam Hüseyin as'ın bir diğer yareni Said bin Abdullah Hanefi ise  düşman ile savaşırken  İmam Hüseyin as'a hitaben şöyle dedi: " Ant olsun ki,  öldüğümü bilsem ve bir kez daha yaşasam, tekrar canlı olarak yakılacağımı ve parçalanacağımı bilsem ve 70 kez aynı şekilde öldürüleceğimi bile bilsem senden ayrılmam. Yoluna devam ederim!  Neden mi böyle yapıyorum? Ben ölürüm ancak  kalıcı olan sonsuz keramet elde ederim. "

 İran İslam Cumhuriyeti kurucu lideri İmam Humeyni'nin ifadesi ile  işte bu Hüseyni şevk ve tutku, İran İslam İnkılabının  zaferine yol açmıştır.  İmam Humeyni bu hususta şöyle buyurmuşlardır: "  Aşura, şevki ve tutkusu ve patlayıcı gücü olmasaydı  böyle örgütlenmemiş ve geçmişte görülmemiş   kıyamın   gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de belli olmayacaktı. " 

 İster asker ister öğrenci, ister yaşlı ister genç ister bekar ister yeni damat toplumun her kesimi  İmam Humeyni'nin daveti üzerine savunma ve saldırganla mücadele için  Lebbeyk diye cephelere koştu.  Bu kesimler savaşa tam cesaretle katılarak  Kuran-ı Kerim'deki bu ayeti tam olarak gözler önüne serdiler: " « وَلاَ یَخْشَوْنَ أَحَداً إِلاَّ اللهَ وَکَفَى بِاللهِ حَسِیباً؛

"...Allah'tan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter." (Ahzap 39)

 Kutsal Savunma yıllarında  güçlerin yardımlaşması, mütevazı olmaları yaygın bir davranıştı.  Her daim savaşmalarına ve yorgun bitkin düşmelerine rağmen genellikle geceleri sabahlıyor, daha az yemek yiyor ve  daha az uyuyorlardı.  Cephede hüküm süren kültür çalışma ve çaba gösterme kültürü idi.  Herkes sadece ona bırakılan işi değil  elinden gelen faydalı olacak her işi yapardı.  

Kutsal Savunma yıllarındaki mücahitlerin çoğu kara kamuflaj sade kıyafetini giyer bazıları da  yeşil renkli Devrim Muhafızları ordusu kıyafetini giyerlerdi.  Bazıları da kaplan şerit kamuflaj kıyafetleri giyerdi.  Ancak hepsi kara harekatlarına özel giysilerdi.  Böyle üniformalar sayesinde toplumsal farklılıklar kapanırdı ve herkes aynı seviyedeymiş gibi dururdu.    Aslında bu kıyafetler hem kamuflaj sağlıyordu hem de insanı maddi bağlılıklardan kurtarıyordu.   Komutan ile asker arasında da bir fark yoktu.  Kefiye ve künye, herkeste bulunurdu.  Kefiye, hem gönüllü güçlü olmanın işareti olup hem de  havlu, sofra, kilim, yelpaze, mendil ve benzeri olarak kullanılıyordu ancak künye sadece kişinin bilgilerini taşıyordu. 

Hicri Kameri 61 yılında  sonuna kadar donatılmış Emevi ordusu, maddi ve askeri açıdan güçlü bir süpergüç olarak, maddi ve dünyevi hesaplar üzerinden  İmam Hüseyin as'ın  yarenlerinin doğru yol seçmelerini sarsmak istediyse de bunu başaramadı.   İmam Hüseyin as'ın en kalıcı özelliği zaten kulluğu, ibadetkarlığı ve mabuda koşma arzusu idi.    İmam Hüseyin as'ın yarenleri   hayatlarının son saniyelerini bile  mabuda yaklaşma ve onun rızası için çalışma için bir fırsat olarak görüyor ve münacat ve zikirden vaz geçmiyorlardı.  Dini kaynaklar ve metinler,  Kerbela'daki bu münacat ve dua ile ilgili güzel anları şöyle anlatıyorlar: "  O gece, Hüseyin as ve yarenleri  rüku edip secdelere kapılarak, ayağa kalkıp tekrar bükülerek  hakkı ibadete odaklandılar. Dualarının fısıldamaları  arı vızıltısı gibi duyuluyordu.  O akşam ibni Saad ordusundan bazıları  İmam Hüseyin as'a katıldılar. "

İşte tam da bu şekilde,  sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında,  savaş cepheleri  insan yetiştirme ve  özveri okuluna dönüşmüştü.   Sabah ezanına bir saat kala  bazıları kalkıp   avluya, Hüseyniye'ye giderek  sabah ezanına kadar namaz kılıp dua ederlerdi.  Nur yüzlü gençler ve yaşlıları yan yana görmek insanı derinden etkilerdi.  Genellikle her zaman cemaat namazı kılınırdı.  Cemaat imamı olmasaydı bile  mücahitlerden biri öne çıkardı ve herkes onun arkasında saflar kurup namazını kılardı.  Sabah cemaatinin ardından   genellikle sabah  töreni düzenlenirdi.  Sabah merasiminin ardından  da genellikle Kuran okunup dualar edilirdi.  Aşura ziyareti okumak ve İmam Hüseyin as'dan medet istemek de adettendi.  Ardından  Kerbela ile ilgili  sloganlar atılırdı. 

Mehdi Golirezayi hatıralarında şöyle yazıyor: "  Çadırlarımızdaki çocukların çoğu her akşam, gece namazı için kalkarlardı.  Onların gizlice karanlıktaki göz yaşlarını imrenirdim.  Günlerden bir gün  taburumuzun sorumlusu  elinde bir koli ile çadırımıza geldi.  Koliyi açtı ve ortaya bıraktı ve "  Maalesef bireysel malzemeler sıkıntısı yaşıyoruz.  İhtiyacı olanlar  kıyafetlerden alabilir.  Kolide yedi adet gömlek ve pantolon var.  " dedi. Bizi cepheye gönderirken kişi başına birer adet zaten vermişlerdi. Ancak hepsi eski ve delik deşikti.  Kıyafetlerden almak istedim. Ancak diğer arkadaşları görünce  utandım. Kimse de  kıyafetlerden almadı.  Bir kaç saat sonra  tabur sorumlusu  kıyafetleri aynı şekilde  lojistiğe iade etti. 

İran'da İslami Devriminin ilk günlerinden itibaren  İslam İnkılabının gerçek  izleyicileri,  İmam Hüseyin as'ın adı ve hatırası ile  dini ve İslami hareketlerini devam ettiren insanlardı.   Sanki onlar  Aşura destanının her anından dersler çıkarmış ve İmam Hüseyin as yarenleri gibi  vefakar, sabırlı ve dirençli idiler.  İnsanlar büyük destanlarını   imamları ve liderlerinden vaz geçmeyen mertlerin hatıraları ile yaşattılar ve şöyle dediler: "  Sizin yolunuzda bin kere de ölsek ve yine dirilsek  yine de sizinle beraber olacağız. " 

 Irak Baas Rejiminin İran'a dayattığı savaş 8 yıl sürse de   sonunda  mücahitlerin özverisi ve fedakarlığı, şehitlerin kanı sayesinde  tıpkı Kerbela şehitlerinin  değerli kanı sayesinde  destansı bir şekilde bitti.  Sanki kutsal savunma yıllarındaki mücahitler Kerbela çölündeki şehitlerin  ayak izlerine ayak basmışlardı.  Hak ve adalet arayışı içerisinde Hüseyin as ve Ehlibeyti'ne lebbeyk diyerek insanlar bu destanı yazmışlardı.