Eylül 26, 2021 10:29 Europe/Istanbul

Savaşlar; ölüm, yağmalama ve vahşet dışında, çeşitli eserlerin ortaya çıkmasına kaynaklık etmektedir.

Şiir, resim, roman ve benzeri bazı sanat ve edebiyat türleri tarih boyunca savaşların etkisiyle de gelişmiştir. Firdevsi'nin Şehnamesi, Tolstoy'un Savaş ve Barış eseri ve diğer destansı ve savaş romanları ve benzerleri, savaş alanında yazılmış en iyi eserler sayılıp dünyanın en büyük edebi eserleri arasında yer almaktadırlar.  Destansı veya epik edebiyatının her milletin ve etnik grubun edebiyatında büyük bir paya sahip olduğu ve insanların ideal düşüncelerinin tezahürü olduğu söylenebilir.

Irak'ın İran'a karşı dayattığı savaş da, İslam Devrimi'ni yeni bir arenaya taşıdı ve edebiyatın, özellikle de Kutsal Savunma'nın şiirinin yaratılmasına zemin hazırladı. İran'ın kutsal savunma dönemi, Kerbela tarihi ile iç içe geçmiş ve savaş meydanlarında en yüce destan türünü ve güçlerin fedakarlığını göstermeye ve sergilemeye çalışmıştır.

Hüseyni as'a olan  tutku ve aşk ayrıca cephelerin ruhani havası, şiirlerde her defasında yansıtılmaya çalışılmıştır. Hüseyin as'ın  adını anarak ve mücahitler arasında Hüseyni as'ın tutkusu alevlendirerek  mücahitler arasında cihat ve şehadet ruhunu güçlendiren, bu özelliği öven  bir ortam yaratılmaya çalışılmıştır.  Zaten mücahitler arasında var olan bu duygu bir yandan da  sanatkarları teşvik etmiş  ve inançlarına, tutkularına ve zekalarına dayalı destansı ve fedakarlık sahnelerini yaratmaya götürmüştür. 

Şafak olarak tanınan Muhammed Cevad Gafurzade'nin şiirlerinden birinde şunları okuyoruz: "

Cephelerde hulus ile sefa dalgalanıyor

Aşk ile ümit, şefkat ile vefa dalgalanıyor

Fav'ın fatihlerinin mübarek cephesinde

Seyyideşşüheda hüzmeleri  dalgalanıyor

Lebbeyk Ya Hüseyin Haykırışları 

Nur ile sesler arasında  dalgalanıyor

Her destanın iki bileşenden veya iki önemli aşamadan oluştuğu söylenir. İlk aşama savaş alanında elde edilen destanın yaratılışıdır. İkinci ve daha önemli kısım ise destanların mesajları aktarmasıdır. İkinci aşamadaki görev, her destandan sonra silah değiştiren ve yeni ve ciddi bir mekanizma oluşturan grubun sorumluluğudur. Sanatçılar, kutsal savunma döneminin  Aşurai yanlarının önemli bir bölümünü sanatta ve edebiyatta, piyeslerde  ve senaryolarda ve destansı şiirlerde tasvir ederek bu görevi yerine getirmeye çalışırlar.

 "İyiler Ordusu", Benim Komutan, İran Oğlu Nureddin, Köşk'ün Yumuşak Toprağı ve benzeri gerçeklerden esinlenmiş eserler  bu aşamanın baş yapıtları sayılırlar.  Bu kitapların en ünlülerinden biri de Seyyide Zehra Hüseyni'nin savaş  anılarının anlatımı ola"da" eseridir. Da Kürtçede anne anlamına gelir. Yazar bu başlığı seçerek Saddam'ın İran'a dayattığı savaş sırasında İranlı annelerin direnişi konusunu ele almaya çalışmıştır.

Birçok uzman, bu kitabın dayatılan savaşın anıları alanındaki en önemli ve etkili kitap olduğuna inanıyor. Kitabın anlatıcısı Bayan Hüseyni, kitabının bu kadar ünlü olmasının temel sebebini, 8 yıllık savaşı erkeklerin anlatımından çıkararak çok farklı bir şekilde kadın diliyle anlatmasında  görüyor. Bu yüzden   Irak'ın İran'a dayattığı savaşın  tam da ülkülere dayalı bir savunmaya dönüştüğü sırada  ve mutlak şiddetten yoksunlaştığı bir sırada  farklı sanatsal araçlar ile  sosyal bir olgu olarak ele alındığı ve tarihi kalıcılık kazandığı söylenebilir. 

Kutsal Savunma sanatçılarının çabaları, kutsal dönemin varoluşsal boyutlarını canlı tutmak, İranlı savaşçıların inanç derinliğini ve Aşura olayı destanı gibi destanların bu dönem üzerindeki etkilerini ve karakterlerini tasvir etmeyi amaçlamaktadır.  Bu nedenle bu alanda faaliyet gösteren sanatkarlar  daha çok sembolik olarak eserler yaratmaya yönelmişlerdir.  

Şehitlerin resimlerinin tuvale ya da duvara çizilerek bir cesaret, inanç ve nur hali yaratmak bu yapıtların en belli başlı örneği sayılmaktadır.  Bu eserlerde, zalime karşı dimdik durmaya kararlı, azimli ve caymayacak kişiler tasvir edilir ve onların karşısında paniklemiş, ve  korkuları yüzlerinde beliren insanlar görülür. Bütün bu semboller, hakkın batıla  karşı zaferini göstermektedir. Bu sanatkarlar eserlerinde savaşın şiddetli görüntüsünü göstermeyi amaçlamazlar, amaçları insanın aşkta bulduğu yüce ruhu tasvir etmektir.

Kutsal savunma şiiri, savaş retoriği bağlamında sanatın bir başka yönüdür.  Bu şiir türü, arzu edilen manzum unsurlara sahip olmakla birlikte, destanın muharebe meydanlarındaki somut tezahürlerini dile getiren ve uluslararası küfr istilasına karşı İslam'ın itibarını muhafaza eden ve mukaddes ideallerini müdafaa etmekte direnen bir milletin sarsılmaz iradesini ve inancını anlatan şanlı ve güzel kokulu bir şiirdir. kutsal savunma dönemi şiiri, kökleri Kerbela hadisesi ve Aşura olayına dayanan ve tüm faziletlerini İmam Hüseyin as ve asil sahabelerinden ilham alan dini kimlikli bir epik şiirdir.

 Buna göre, kahraman İran milleti, kutsal savunma sahnelerinde sekiz yıllık fedakarlığı ve inançlarına bağlılığı, büyük Aşura destanına borçludur. Kutsal Savunma şiirinin en parlak yönü, Kerbela, Aşura, Kerbela bayraktarı  ve benzeri sembol isimlerden  ve olaylardan etkilenmiş ve Heyhat minnezzille sloganları ile yoğrulmuştur.  İşte bu dönemde  cıvıl cıvıl sloganların tecelli etmesi ve her şeyden daha önemlisi İmam Hüseyin as ve Hz. Zeyneb sa'nın mübarek isminin zikredilmesi bu dönemin en bariz özelliklerindendir.  

Kutsal Savunma şiirinin destan temalarının baş kısmı ve dönüm noktası Aşura ve Kerbeladır. Şehadet, özveri, izzet ve keramet  kutsal savunma dönemi şiirlerinde bolca görülen öğelerdir. Fedakarlık ve özverinin ekseni ve en yüce tecellisi şehadet ve İmam Hüseyin as'ın mübarek adıdır. 

Allah'ım kanatlanıp gidenlere, 

Tekrar Tekrar yaralanlara,  

Perdeyi aralayan ve seyretmeye başlayanlara

Abbas'lar ile dolu çölde

Eli olmadan da  çadırları koruyanlara

Hayber parolası ile  şehadete gidenlere 

kanatlanıp uçanlara 

Kerbela izni verilenlere selam olsun 

Savaş meydanlarındaki meşhur sloganlardan biri de İmam Hüseyin as'ın kelamı olan  "Bana Yardım Edecek Biri Var mı" çağrısına lebbeyk diye cevap vermekti.  Bu melekuti çağrıya  Lebbeyk diye yanıt vermek  Kutsal Savunma dönemi şiirinde özel bir yere sahiptir.  Bu bağlamda Hasan Hüseyni  epik bir gazelinde cephe hattına gitmek için annesi ile vedalaşan ve ona   İmam Hüseyin as yarenlerine katılmaya gittiğini ve İmam Hüseyin as'ın " bana yardım edecek kimse var mı" çağrısına yanıt vermek için gittiğini söyleyen bir gencin halini anlatmaktadır: 

Kerbela beni çağırır anne, gidiyorum şimdi 

Dost diyardan  tanınan yar beni çağırır şimdi 

"Bana yardım edecek kimse var mı" sesi Cemaran'dan yükselir anne

Aşk yolunda Ruhullah beni çağırır anne

"Kerbela" şairlerin şiirinde sadece bir diyar değildir. Tarih boyunca bu isim destanı, namusu, mertliği, fedakarlığı, özveriyi, samimiyeti ve azmi hatırlatmıştır. Bu kelimenin kutsal savunma dönemi literatüründe olması, savaş şiirine yücelik ve mükemmellik bağışlarken, kutsal savunma  şiirinin yüce gayesini ve akıllarda Kerbela adıyla anılan tüm kutsallığı ifade eder. 

Kerbela diyarının özlemi ile gittiler

Kerbela kokusu tutkusu ile gittiler

Gül kokulu tenleri, kanlı kefenleri, kanatsız vücutları ile, 

Kerbela'ya doğru böyle gittiler

İmam Hüseyin'in as'ın  kardeşi Abbas as'ın adı da mertlik ve sadakatle ilişkilendirilir ve Kerbela semasında ay gibi parlar. Abbas beraberinde maneviyat, sevgi, hulus ve fedakarlık dünyası getirir. Kutsal savunma şairleri, gazilerin adını ve mücahitlerin yüce ruhunu ve  tüm iyi nitelikleri ifade etmek için bu ismi kullanırlar:

Aşk yolunda  kendimi kaybettim

Aşık oldum, bildiğim kokuya kendimi kaptırdım

Aşıkların mert alemdarından  öğrendim

Kerbela aşkı ile elimi ayağımı kaybettim

Döktüğüm her yaprak Kerbela  için olsa gerek 

Vefa diyarında kaybettiğim ömür Kerbela için olsa gerek 

Dolayısıyla Hüseyin bin Ali as'ın destanı ve Aşura sadece bir olay değildir; bu bir kültürdür. İran'ın kutsal savunma anlarını  da kapsayan ve aşk, inanç, onur ve gururun güzel tezahürlerini gösteren bir kültürdür.  İmam Hüseyin as  ve onun ebedi kıyamı, tarih boyunca ve tüm insanlık için hak ile batılın ayırt edilmesinin ölçütüdür.