Eylül 26, 2021 10:43 Europe/Istanbul

Tarihi kanıtlar İslam mücahitlerinin  özveri, sevgi, fedakarlık ve vefakarlık ile  İmam Hüseyin as'ın yarenlerinin  cazibesini ve tutkusunu yaşattığını  ve Kutsal Savunma yıllarının Aşurai yanlarını  yansıttıklarını ve kalıcılaştırdıklarını gösteriyor.

Bu arada kadınların  da bu ilahi savaşta üstlerine düşenleri en iyi şekilde yaptıkları söylenebilir. 

İran'ın yaşadığı Kutsal Savunma dönemi  kahramanlıklar ve hamasetler ve destanlar ile doludur.   O sıralarda günler ve geceler  savaş ve yıkım kokuyordu. Ancak her anda,  insanların birliği ve sinerjisinin kokusunu almak ve bu kenetlenmeyi duymak mümkündü.   Bu sekiz yıllık  direniş ve dayanışma yıllarında  çok güzel ve destansı olaylar da yaşandı. Bu destanlar sadece erkekler tarafından değil kadınlar tarafından da yazıldı.  

Kadınlar da direnişçi ruhları ile  diğerlerine eşlik ederek ve yardımlaşarak  İran halkı için zaferi kazandırdılar.    Tarih boyunca başarılı olan birçok erkeğin de zaten arkalarındaki kadınların fedakarlıklarından dolayı  bu başarıları yaşadıkları bilinmektedir.   Bu kadınlar arasında ilk kademede  imanlı ve fedakar anneler yer almaktadırlar. Bu anneler başarılı çocukları yetiştirmekte en  büyük role sahip olmuşlardır.   Bir diğer kadın kesimi ise   zor durumlarda ve koşullarda eşlerinin yanında bulunan  fedakar ve özverili eşlerdir.  Bu yüzden  kadınların  olayların perde arkasındaki rolleri ve dolaylı varlıkları hiçbir zaman göz ardı edilemez. 

İslam ve dünya tarihinde ve İran'ın çağdaş tarihinde  kadınların savaş işlerine katılımı  bolca görülen bir husus olmuştur.    Kadınlar,  toplumun bir bütün olarak  herkesin gücüne ve kabiliyetlerine ihtiyacı olduğunu ispatlamışlardır.  Bu yüzden  kadınlar destekleyici güç olma sınırlarını aşmış ve erkekler gibi  savaş sahalarına ayak basmış ve  direniş ve cesaret destanları yazmışlardır. Gerçi tarihin de tanıklık ettiği gibi  savaşçı kadınların sayısı hep erkeklere göre daha az olmuştur. Ancak burada önemli olan husus, düşmanların saldırması halinde bir milletin savunmada sadece erkeklere güvenmesinin etkili olmayacağı ve zaferi garanti edememesidir.   Bu bağlamda  güçlerin desteklenmesi ve cepheye katılmalarına teşvik etmek amacı ile  yaralılara da en iyi şekilde bakılması ve tedavi ettirilmesi özel bir öneme sahiptir.  Bu durum ise doğrudan savaşçıların moral ve motivasyonunu etkilemekte ve sonuçta savaşın kaderini belirlemektedir.  

 İran İslam İnkılabı ve Cumhuriyetinde de  birçok İranlı kadın  anne ve eş olarak  zor savaş günlerinde  değerli olanlarını  savaşa katılmaya teşvik etmişlerdir.  Kimi kadınlar da    erkeklerin yanında  doktor, hemşire,  arama kurtarma ekibi üyesi ve  destekleyici eleman olarak ülkenin tehlikeli noktalarında yer almışlardır. İşte bu kesim  vatanlarının onurunu ve yükselmesini garanti eden direniş ve fedakarlığın  sembolleridirler. 

İranlı kadınlar   Hz. Zeyneb sa gibi büyük kadınları örnek alarak   savaş sahalarına ayak basmış ve tüm varlıkları ile  erkekler misali vatanlarını savunmuşlardır.  Onlar Kerbela'da yaşanan eşsiz olayda  yaşananlarda,  kadınların nasıl edep, aşk ve fedakarlık içerisinde destan yazdıklarını görmüş ve bu kadınları kendi örnekleri olarak belirlemişlerdi.  

  Zeyneb sa,  çocuklar ve kadınları  yöneten İmam Hüseyin as kafilesindeki aydınlatan bir  ışık gibi idi.  Zeyneb sa  Aşura gününde  yaralılara bakıp  aşk ve şehadet yolunda fedakarlıkta bulunanları  överek  bu musibette herkesin kederini paylaşmaya çalıştı.  İmam Hüseyin as'ın oğlu Ali Ekber  yere düştüğünde  Zeyneb sa  yanı başına gitmiş ve  ona yapılan zulme şahitlik etmek için Allah'ı tanık olarak göstermişti.  

İmam Hüseyin as'ın oğlu  Kasım'ın yüzü,  toprağa düştüğünde  halası Zeyneb sa'ı başında görür   ve okşayan ellerine bırakılır.   Zeyneb sa iki oğlu Avn ve Muhammed'i de  İmam Hüseyin as'ın ellerinden şehadet ve marifet şerbetini içtiklerinde bile sağlam durmaya çalışır ve şöyle der: "  Bu ikisi, Allah katına götürülen iki hediyedir.  Şimdi çocuklarımın yanına gidip ağlayarak Hüseyin'in kalbini  acıtmak doğru olmaz.   "

Zeyneb sa  ancak  kurulan çadırın  penceresinden  dışarıdan atının üzerinden inen ve  yeğenlerini kucaklayan Hüseyin as'ı görür.    

Her anne için  çocuklarını kaybetmek inanılmaz ve ağır bir gönül dağıdır.  Şehit anneleri de Hz. Zeyneb sa'ya uyarak  ve çocukları ve evlatlarının  hakkaniyet yolunda  attığı adımlara güvenerek  yıllarca sabır küpü olmaya çalışmıştır.   İran'da   şehit anneleri  şehitlerin  toplumun kalıcılığı ve hayatındaki  rollerinden haberdar olarak  ilahi sevgi ile dolu bir şekilde Allah'ın memnuniyeti ve rızası yolunda adım atmışlardır. 

 

 Bu anneler  destansı bir morale sahip olup  değerli sayılanlarının şehadet haberlerini duyunca  pak bir yürekle  Allah'ın onların fedakarlıklarını kabul görmesini istiyorlardı.   Kimileri eşsiz sabırları ile  şehit düşen evlatlarını toprağa verdiler.  İki oğlu şehit düşen bir anne  Allah'ın rızası için dua ederek  üçüncü evladını da  vatanını savunmak üzere cepheye gönderir.   Rübabe Fellahzade,üç oğlunu vatan, İslam ve Kuran yolunda  veren kadınlardan biridir. Her zaman şöyle diyor: " Evlatlarımın şehit düşmesinden dolayı üzgün değilim. Gençlerden ve insanlardan istediğim tek şey  şehitlerin yolunu devam ettirmeleridir.   Onların da şehit olmasını istemiyorum ancak  Allah'ın rızası olmayan ameller ve münkerlerden uzak durmalarını istiyorum. "

 İmam Ali as'ın eşi Ümmülbenin, dört oğlunu da  İmam Hüseyin as'a eşlik etmeye davet edip onlardan  Allah Resulünün bu gönül meyvesinin   yalnız kalmasına müsaade etmemelerini ister.  Kendisi Kerbela'da yok ancak  kaygılı ve  üzüntülüdür. Medine şehrinin kapılarına doğru yürür ve  yolun ortasında  Beşir ile karşılaşır.  Neler olup bittiğini sorunda  Beşir yavaş yavaş ona şöyle der:"  Anne, senin Abbas şehit düştü." 

Ümmülbenin sanki duymamış gibi   tekrar sorar " Başka neler oldu?" diye.  Beşir "  Ne diyeyim Anne!  Diğer çocukların, Abdullah, Osman ve Cafer de şehit düştü.  Ümmülbenin  kaygılı bir şekilde şöyle dedi: " Hüseyin'den bahset.  Tüm çocuklarım ve  bu göklerin altında bulunan her şey Hüseyin'e kurban olsun.  Ondan bana bahset. " 

Beşir bu sırada "  Hüseyin de Allah'ının yanına gitti. "diye söyleyince Ümmülbenin  duyduğu üzüntü ve kederin etkisi ile  diz çöktü. 

İran İslam Cumhuriyetinde de  kadınlar  Kerbela'dan örnekler alarak mücadele ve savaş alanında ön saflarda yer alıp parladılar.  Şehit anneleri  Ümmülbenin'den etkilenerek ve şehitlerin  toplumun hayatı ve kalıcılığındaki etkisinden haberdar olarak  Allah'a olan sevgi dolu kalpleri ile ilahi rıza yolunda adım attılar. 

 Destansı bir ruha sahip olan bu anneler, sevdiklerinin şehadet haberini duyduklarında, hak yolunda fedakarlıklarını Allah'tan tertemiz bir kalple kabul etmesini istemişlerdir. Bazıları şehit düşen çocuklarını eşsiz bir sabırla toprağa verdiler. İki oğlu şehit olan bir anne, Allah'ın razı olmasını dileyerek, üçüncü oğlunu vatanı savunmak için cepheye katılmaya bile teşvik etti.

Kadınların İslam Devrimi'nin farklı dönemlerinde ve özellikle Saddam rejiminin İran'a karşı dayattığı savaş sırasında  İslam İnkılabı kazanımlarını savunmadaki rolü örnek teşkil edecek şekilde ilginçti. Mücadele ve devrimin odak noktasında yer alan herkese göre, kadınlar devrimin zaferi ve İslami sistemin kurulmasında o kadar önemli bir rol oynadılar ki, İmam Humeyni onların varlığının erkeklerin etkisinden bile daha üstün gördü.Kadınlar, güçleri ve inançları, yabancı düşmanların ve iç ajanlarının komplolarına direnerek farkındalık ve bağlılıklarının zirvesine ulaştılar ve nerede sorumluluk verilirse ciddiyetle bu sorumlulukların  peşinden gittiler. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei,  şehit anneleri ile ilgili konuşmalarında şöyle buyurmuşlardır: " Anne, şehit annesi, iki şehit annesi, üç şehit annesi, dört şehit annesi diyoruz ama  bunlar  şaka değil.  Bunları söylemek kolay. İnsanın evladı üşüttüğünde bir iki kez öksürdüğünde ne kadar da kaygılanırız. Düşünün bir insanın evladı gibi hayatını kaybediyor, ikincisi gidiyor, üçüncüsü gidiyor, şaka mı bunlar?  Aynı anne aynı annelik duyguları ile coşa coşa ve tutkulu bir şekilde  öyle tavırlar sergiler ki   yüzlerce anneyi bile evlatlarını savaşa göndermeye  teşvik eder.  Bu anneler evlatlarının naaşları dönünce  veya hatta naaşları bile dönmeyip kayıp olduklarında kahrolup şikayette bulunsalardı, kendilerini hırpalasalardı, İmam'a ve  savaşa itiraz etselerdi kesin  savaşın ilk yıllarında ve başlangıç aşamalarında  çakılıp kalırdık.  İşte şehit annelerinin rolü bu kadar büyüktür.