Nov 04, 2019 14:45 Europe/Istanbul

Batı Asya bölgesinin gelini olarak bilinen Lübnan 17 Ekim gününden beri hükümet karşıtı gösterilere sahne olmuştur.

Lübnan'da yaşanan son protesto gösterilerinin en önemli özelliklerinden biri de Lübnan toplumunun tüm kesimlerinden katkının gözlenmesidir. Bu çerçevede tüm gruplar ve kesimler siyasi ihtilaflarını bir kenara bırakarak hükümetin ekonomik siyasetlerine karşı olduklarını gözler önüne serdiler.

Bu protesto gösterilerinin önemli özelliklerinden biri de kendiliğinden doğmasıdır. Lübnan halkı bir lider edinmeden belli bir isim tarafından kılavuzluk yapılmadan kendiliğinden sokaklara inmiş ve hükümetin ekonomik siyasetleri ve saplandığı yolsuzlukları protesto etmeye başlamıştır. Lübnan'ın elektronik gazetelerinden El Meden gazetesi ise yayımladığı raporda son zamanlardaki bu protesto gösterilerinin Lübnan çağdaş tarihinin en geniş çaplı gösterileri olduğunu belirtmiştir.

Aslında bu geniş çaplı protesto gösterilerinin kıvılcımı, Whatsapp'ta yapılan temaslara getirilecek vergilerden dolayı atıldı. Ancak  Lübnan halkının memnuniyetsizliği ekonomik olarak daha derin ve temel köklere dayanmaktadır. İnsanlar Lübnan'ın farklı bölgelerinde ekonomik durum ve yönetim yapısındaki yolsuzluğu protesto etmek için sokaklara inmiştir. Lübnan 86 milyon dış borç ile dünyanın en borçlu ülkelerinden sayılır. Bu denli borçlanma Lübnan Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla'sının bir buçuk mislidir. Söylenenlere göre Lübnan'ın dış borçları 2019'a kadar 100 milyar doları bile geçecektir. İşsizlik özellikle de Lübnan gençleri arasında yüzde 40 kadardır. Lübnan Lira'sının değeri ise aşırı şekilde değer kaybetmiştir. Son 20 yıl kadar sürede Lübnan Merkez Bankasının siyasetleri ile Dolar'a karşı sabit bir rakam yakalayan Lira ancak şimdi değer kaybetmiştir. Böylece her dolar 1650 Lübnan Lirası ile işlem görmektedir.

Lübnan Lira'sının değer kaybetmesi Lübnan halkının da paralarını taşınmaza yatırım yapmasına neden olurken kimi ekonomistler de Lübnanlıların evlerinde 2 milyar dolar kadar nakit para tutulduğunu söylemektedirler. Bu durumun yanı sıra, yolsuzluk, rant, aşiretlerin tekelciliği, ve gelirlerin belli bir kesim elinde bulunması da Lübnan'ın orta sınıfı tarafından dikkate alınmış ve bu haksızlıklara karşı bu protesto gösterileri başlatılmıştır. 

Bu arada kimi yabancı aktörler özellikle de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Siyonist Rejim İsrail ve Amerika Lübnan halk protesto gösterilerine destek çıkarak bu hükümet karşıtı gösterileri kendi çıkarları doğrultusunda Hizbullah karşıtı gösterilere dönüştürmek için ellerinden geleni yaptılar. Bu yabancı aktörler Hizbullah'ı Lübnan'ın ekonomik sorunlarından sorumlu tutmaya çalıştılar. Suudi Arabistan'a bağlı kimi medya organları ise Hizbullah'ın İran'a yakınlığının Lübnan'ın ekonomik sorunlarının başlıca sebebi olduğunu empoze etmeye çalıştılar. Suudi Arabistan'ın El Yevm gazetesi Muhammed El Asîmi'nin kaleminden yayımladığı yazısında Lübnan'ın ekonomik sorunlarına doğrudan değinmeden şöyle bir iddiada bulundu: "İran diğer Arap ülkelerde olduğu gibi Lübnan'ın kemiklerine kadar nüfuz etmiştir. Böyle bir ortamda Lübnan halkının ayağa kalkıp sokaklara ve meydanlara inip protesto gösterileri düzenlemeleri de doğaldı. İran'ın Lübnan içişlerine Hizbullah aracılığı ile karışması yenilgiye uğrayacak ve bu alandaki tüm müdahale imkanları ve etkileri ortadan kalkacaktır. "

Gerçekte Siyonist-Arap-Amerikan ekseni Yemen ve Suriye'ye açık ve büyük yenilgiler aldığı bir sırada Lübnan halkını Direniş Ekseninin ana eksenlerinden olan Hizbullah hareketi ile düşmanlığa doğru yönlendirmek ve Hizbullah'ın bölgesel siyasetlerini Lübnan'ın ekonomik sorunlarından sorumlu göstermeye çalışıyor. Bu doğrultuda Ray El Yevm gazetesi Hisam El Habişan kaleminden şöyle bir yazı paylaştı: "Kuşkusuz Hizbullah Siyonist Rejim, Amerika ve ortakları ile Suriye ve Lübnan'da mücadele etme kararını verdiğinde her taraftan sudan ithamlarla karşılaşacağını da biliyordu. Bu ithamların ilki ve sonu değildir. Hizbullah'ın şom planların Suriye ve Lübnan'daki yenilgiye uğratılmasındaki önemli bir role sahip olduğu inkar edilemez. Şimdi de Suriye ordusunun Direnişin destekleri ile aralıksız zaferlerinin ardından Suriye ve direniş düşmanlarının Direniş kanatlarını özellikle de Hizbullah'ı hedef alması doğal karşılanmalıdır. Bölge düşmanları bölgede sahada aldıkları siyasi ve askeri yenilgilerinden dolayı içine döktüğü öfke ve öcünün telafisini Hizbullah'tan çıkarmak istiyor. "

Gerçekte Lübnan'daki mevcut ekonomik sorunları sadece hükümete yönlendirmek de doğru olmayacaktır. Lübnan'ın mevcut ekonomik durumu son otuz yıldaki politikacılar ve yöneticilerin performansının sonuçlarıdır. 

Yine Ray El Yevm gazetesi Saade El Hişar kaleminden yayımladığı yazıda Lübnan'ın bu zor ekonomik günlerinin kısa sürede oluşmadığına vurgu yapmıştır. Savaş, politik sorunlar, yolsuzluklar ve zayıf ekonomik planlama gibi etkenler bu alanda etkili olmuştur. El Jazeera kanalı ise  siyasi meseleler uzmanı Vesim Bezzi'den naklen Lübnan halkının çektiğini ekonomik acının 1992 yılından beri iş başına gelen hükümetlerin performansının sonucu olduğunu belirtti. Bu arada Hizbullah Hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah son protesto gösterilerine tepki olarak insanların hükümet karşıtı barışçıl gösteriler düzenleme hakkını destekleyerek Lübnan'ın mevcut sorunlarının son 30 yıldaki hükümet siyasetlerinden doğduğunu belirtti. 

Lübnan başbakanı Saad El Hariri ise protesto gösterilerinin 13'üncü gününde makamından istifa etti. Lübnan'daki durumu daha da vahimleştiren bu istifa üzerinde durulması gerekiyor. Bu alanda iki önemli noktaya değinmek mümkün. 

İlk nokta son on yılda Saad El Hariri'nin 5 yıl iktidarda olmasıdır. Saad El Hariri, babası Refik Hariri'ye yapılan suiikastin ardından yaşanan güvenlik sorunlarından sonra iktidar koltuğuna oturup ilk kez 2009 yılında Lübnan başbakanı olarak tanıtıldı. Ancak onun kabinesi 19 ayın ardından devrildi ve Saad Hariri de Fransa'ya göç etmek zorunda kaldı. Hariri 2016 yılında Lübnan'a dönüp bu kez Michel Aoun tarafından kabineyi oluşturmakla görevlendirildi. Bu aşamada da Saad El Hariri Kasım 2017'de Suudi Arabistan'da rehin alındıktan sonra makamından istifa etse de ancak Michel Aun ve Seyyid Hasan Nasrullah'ın destekleri ile Beyrut'a dönüp istifasnı da geri aldı ve görevine geri döndü.  Bu sürecin devamında El Mustakbel hareketinin destekleri ile Hariri beş yıl ara ile düzenlenen Mayıs 2018 seçimlerinde parlamentodaki kürsülerinin bir kısmını kaybetti. Ancak Lübnan'da başbakanının Sünniler arasından seçilmesinden dolayı ve de El Mustakbel hareketinin parlamentoda en çok Sünni parlamento üyesine sahip olmasından ötürü Hariri üçüncü kez kabineyi oluşturmakla görevlendirildi. Hariri'nin bu turda kabineyi oluşturması ise 9 ay sürdü ve işte yine 9 ay sonra o bir kez daha görevinden istifa etti. Bu mükerrer istifalar ise esasında Hariri'nin sorumlu olmadığını ve Lübnan sorunları karşısında direnmeye tahammülü olmadığını gösterdi. 

İkinci önemli mesele ise Saad El Hariri'nin başbakanlık görevinde olduğu müddetçe  bir taraftan Suudi Arabistan'a bağlı olduğunu göstermiş ve bir taraftan da aynı bağlı olduğu cepheden ağır baskılar yediğini belli etmesi idi. Hariri'nin Suudi Arabistan'a bağlılığı  o kadar aşırı bir dereceye ulaşmıştı ki Riyad diplomatik ilkelere aykırı bir şekilde onu Kasım 2017'de bu ülkeye çağırmış ve onu zorunlu bir şekilde Lübnan başbakanlık görevinden istifa ettirmişti. Bunun ardından Hariri'nin Beyrut'a dönmesi ve istifasını geri alması ile Riyad'ın Hariri hükümetini ve Lübnan'ı ekonomik olarak desteklemesinin azalmasına neden oldu. Tabii Hariri 29 Ekim tarihinde istifasını sundu. Ancak analistlere göre Saad El Hariri Suudi Arabistan baskıları neticesinde istifa etmek zorunda kaldı. Nitekim Suudi Arabistan medyası da Lübnan'da başlayan protesto gösterilerine paralel olarak Hariri'nin istifasına vurgu yapmakta idi. 

Lübnan cumhurbaşkanı Michel Aun ise Saad Hariri'nin istifasını kabul etti. Ancak ondan yeni başbakanın tanıtılması ve yeni kabinenin oluşturulmasına dek faaliyetlerini sürdürmesini istedi. Saad El Hariri bu dönemde Tasrif El A'mal yani sırf işleri yöneten isim olarak başbakanlık yapmaya başladı. Şimdi ise Lübnan karşısında iki senaryo söz konusudur. 

İlk senaryo Saad Hariri'nin bir kez daha kabineyi oluşturmakla görevlendirilmesidir. Böylece Hariri tavizlerden yararlanarak yeni kabineyi oluşturmak istiyor. Hariri'nin göz önünde bulundurduğu tavizlerden biri de istediği kabineyi kurabilmesidir. Ancak El Mustakbel hareketinin parlamentodaki sandalyelerinin azalması  ve de Lübnan'daki yönetim koltuklarının kontenjanlara göre devredilmesi yüzünden Lübnan siyasi gruplarının Hariri'nin bu isteklerine onay vermesi uzak bir ihtimaldir. Bir diğer taraftan ise Hariri baskı dönemlerinde direnme ve dayanma gücüne sahip olmadığını ispatladığından dolayı onun tekrar başbakan olarak tanıtılması de uzak bir ihtimal gibi gözüküyor. 

İkinci senaryo ise Michel Aun'un Sünniler arasından büyük ihtimalle de El Mustakbel hareketinden bir başka ismi yeni kabineyi oluşturmakla görevlendireceği meselesidir. Yeni kabinenin oluşturulması da zaman alacak bir süreç olması bekleniyor. Nitekim daha önce de 2013 yılında Tamam Selam 8 ayın ardından ve Hariri de 2018 yılında ancak 9 ayın ardından kabineyi oluşturmaya muvaffak oldu. Tabii Lübnan'ın mevcut özel durumunun göz önünde bulundurulması ve ülkenin ihtiyacından dolayı siyasi hareketlerin de kabineyi oluşturmakta köstek oluşturmayacakları beklenmektedir. Bu doğrultuda kimi kaynaklar Michel Aun'un Lübnan'ın uzun süre istifa etmiş hükümet tarafından yönetilmesini istemediğini belirtmektedir. 

Değinilmesi gereken son nokta ise Lübnan'da yeni kabineyi oluşturmakla görevlendirilen ismin başarı elde etmek için iki noktaya odaklanması gerektiğidir. İlk olarak Lübnan halkının öncelikli isteği olan yolsuzlukla ciddi mücadele ve ikincisi de Lübnan içişlerine yönelik dış müdahalelerinin önünün kesilmesidir.

Görüşler