Haziran 21, 2020 19:31 Europe/Istanbul

Bir süredir STK’lar meselesi siyaset çevreleri ve hatta başka çevrelerin tartıştığı ve kaygı duyduğu önemli konulardan biri olmuştur.

Bu arada birçok devletin kaygılandıran esas konu, bazı küresel güçlerin STK’ların yapılandırılmasında etkili olmaları ve rol ifa etmeleridir. Bu yüzden birçok siyasi şahsiyet, BM, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar konunun önemine ülkelerin milli güvenliği, kültürel, sosyal ve siyasi konumları üzerinde eşi benzeri görülmemiş etkileri ve tehlikeleri sebebiyle vurgu yapıyor.

Uzmanlara göre Amerika gibi bazı küresel sultacı aktörler, çeşitli toplumlara para enjekte etmek ve ayrıca bazı STK’ları kurmakla zemini hedef ülkelerde isyan ve fitne çıkarmaya hazırlıyor. Bu konuya Amerikan – siyonist eksenli George Soros vakfı yıllardır üzerine vurgu yaptığı bir konudur ve Amerika terör devleti Demokrasiyi savunma vakfı gibi örgütleri kurarak bu tür örgütlere insan gücü cezbediyor ve onları örgütlüyor.

Bu yöntem bir dönem İran İslam Cumhuriyeti konusunda da uygulandı. İran’da eski gençlik örgütüne bağlı 500’ü aşkın STK’nın kurulmasını bu çerçevede değerlendirmek gerekir; nitekim bu örgütlerin hş. 1388 ve 1396 yıllarında fitne olaylarında ifa ettikleri rolün de inkar edilemeyecek kadar açıktı. Yine bazı Batılı ve İsrailli casusluk örgütlerinin ajanlarının İran’da yakalanmasını da bu çerçevede değerlendirmeliyiz.

Bundan başka son dönemde Irak ve Lübnan’da başlayan itiraz ve isyan hareketlerini de bu yöntemle ilgili olarak değerlendirmek gerekir. Bu iki ülkenin yapısı birbirine benzeyen yapılardır ve bundan önce sömürücü güçlerce onlar için belirlenmiştir.

Lübnan’da Fransa sömürüsü bu yapıyı tanımladı. Irak’ta ise Amerika terör devleti şimdiki yapıyı Irak milletine dayattı. Her iki yapıda ise amaç, devleti hissedarlardan oluşan bir firmaya benzetmektir.

Etnik temele dayanan bu yapıların üyesi olan ve devlet yapısında yer alan akımlar kaçınılmaz olarak birbirine katlanmak zorundadır.

Her iki ülke bir nevi bölgesel denklemlerde önemli birer aktör olarak tanımlanıyor, ancak aynı zamanda siyonist rejim İsrail ve Amerika’ya muhalefet ediyor ve direniş eksenine eğilim gösteriyor. Bu yüzden Amerika gibi küresel sultacı güçler STK’ların kalıbında bu ülkelerde izledikleri hedeflere ulaşmaya çalışıyor. Buna göre her iki ülkede STK’ların son iki yılda yaşanan fitne olaylarında rolü açıkça ortadadır.

Lübnan ve Irak’ta başlayan itiraz hareketlerinde dikkat çeken noktalardan biri, her iki ülkede düzenlenen protesto eylemlerine 17 – 25 yaş grubunda yer alan gençlerin aktif bir şekilde katılmasıdır. Bu gençler genellikle ne Lübnan’da aslında etnik savaş olan iç savaşta yaşanan katliamları gördü, ne de Irak’ta muhaliflere verilen en hafif ceza dillerini kesmek olan Saddam rejiminin baskı dönemini gördü ve işlenen cinayetleri yaşadı.

Yine her iki ülkede dikkat çeken bir başka nokta, itiraz hareketinin belli bir lideri ve belli ufuklarının olmamasıdır. Gençler itiraz etmek ve taleplerini dile getirmek üzere sokaklara dökülüyor, fakat önlerinde aydın bir ufuk bulunmuyor. Protestocular fesatla mücadele edilmesini ve mevcut hükümetin devrilmesini istiyor, fakat hiç bir alternatif sunamıyor.

Öte yandan hem Irak ve hem Lübnan’da yaşanan gelişmelerin ve köklerinin araştırılması, sokaklarda yaşanan isyan hareketlerinde sosyal paylaşım siteleri önemli rol ifa ettiğini gösteriyor. Gerçekte itiraz hareketlerini organize edenler medeni örgütler veya bir başka ifade ile sayıları her ülkede yüzlerce olan STK’lar olduğu anlaşılıyor. Bu STK’ların çok öncede başta ABD olmak üzere bazı Batılı devletlerce ve hedef toplumların içinden bazı insanları ve özellikle gençleri cezbederek kurulduğu gözleniyor. Söz konusu STK’lar Amerika ve Batılı devletlerin geniş mali destekleri ile yurt dışında eğitim kursları düzenliyor. Yine her iki ülkede söz konusu STK’lar protestoculara yiyecek, çadır ve mali kaynak gibi yardımlarda bulunarak itirazların ve daha doğrusu fitnenin ateşini alevlendirmeye devam etmeye çalışıyor.

Her iki ülkede kamu binalarına ve diplomatik temsilciliklere yapılan saldırılar ve hatta bu mekanları ateşe vermek ve yine sözde barışçıl olan eylemlerde bazı protestocuların silah kullanması, bu akımların perde arkasında bir nüfuz projesi ve bölgeye yönelik yeni planların devreye sokma çabası söz konusu olduğunu gösteriyor.

Irak’ta Haşdi Şabi hareketinin bazı merkezlerine düzenlenen saldırıları ve hatta Irak’ta güvenliği temin etmekte büyük payı olan hareketin bazı liderlerine suikast düzenlenmesi gibi hareketleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Birçok bağımsız kaynak, Irak ve Lübnan’da başlatılan huzursuzluklardan nemalanma çabalarını, Amerika ve müttefiklerinin bölgede oluşan yeni düzen eksenini Sharp’ın neo liberal şiddetin mirasına sarılmak ve yerli STK’lar ve Albert Einstein müessesesinin uydularından yararlanmak sureti ile istikrarsızlaştırmaya yönelik yeni adımı şeklinde değerlendiriyor.

Gene Sharp, Amerikan patentli renkli (kadife) devrimlerin babası olarak biliniyor. Gerçi Sharp’ın ölümü üzerinden yaklaşık iki yıl geçiyor, fakat Washington ve Tel aviv’deki düşünce odalarında tasarlanan ve Batı’dan bağımsız olan ulus devlet yapılarının çökertilmesini amaçlayan planlarda ayak izlerine rastlamak mümkün.

Gerçi Sharp ve Albert  Einstein müessesesindeki arkadaşları son otuz yılda Doğu Avrupa, Batı Asya, Kuzey Afrika, Asya, Kafkasya ve latin Amerika bölgelerinde yaşanan isyan hareketlerinde, devrimlerle ve rejimlerin değiştirilmesinde asla rol ifa etmediklerini ve bu yönde hiç bir özel plan yapmadıklarını iddia ediyor; ancak Sharp’ın Ocak 2018’in son gününde Masachuset’te ölümünden sonra The Guardian ve Hufington Post gibi gazeteler ondan Arap baharı ve kadife devrimlerin fikir babası olarak söz ettiler. Bu hareketlerde STK’ların rolü inkar edilemeyecek kadar fazladır ve günümüzde de aynı şekilde devam etmektedir.

Bir medya aktivisti internetteki sayfasında bu bağlamda şöyle diyor:

Irak’ta yaşanan isyan hareketinin gizli katmanlarında genellikle Amerika’da kaydedilen ve uzun süre insani yardım çerçevesinde Irak’ta sosyal yapılanma ile uğraşan STK’lara rastlıyoruz. Ancak bunlar son aylarda yöntem değişikliğine gittikleri ve Irak direniş güçlerini zayıflatmak ve İran karşıtlığını körüklemekten ibaret olan isyanların iki temel çizgisine zemin hazırlamaya başladılar. Öte yandan anlaşılan bir STK’nın ötesinde bir dizi güvenlik ve istihbarat bilgisine ulaşabilen bir başka STK grubuna şahit oluyoruz. Bu STK’lara USAID adlı görecede insani yardım programı destek veriyor.

Yine Irak güvenlik kurumu bir raporda itiraz hareketleri internette bir çağrı üzerine başladığını ve ardından itirazlar sanal ortamda isyan hareketi şeklinde organize edildiğini ve bu süreçte Ilap’ın programlarına katılan gençlerin önemli rol ifa ettiğini açıkladı.

Bu gerçeği bir süre önce Trump karşıtı cumhuriyetçi senatörlerden oluşan bir gruba bağlı Barış ve saadet için Ran Pall vakfı Başkanı Danial McAdams ifşa etti. McAdams şöyle dedi:

CIA Batı Asya’da yaşanan sosyal huzursuzluklarda eli bulunuyor.

Görüşler