Nisan 06, 2018 19:00 Europe/Istanbul

Bu haftaki sohbetimizde yine önceki programda olduğu gibi Myanmarlı Müslümanların soykırımına karşı batılı ülkelerin ilgisizliğinden söz edeceğiz.

Tüm dünya ülkelerinde Müslümanlar ister çoğunluk ister azınlık konumda olsun, bulundukları ülkelerde diğer din mensuplarının yanında barışçıl bir yaşam sürdürüyorlar. Bu barışçıl yaşam tarzı, hala birçok ülkede devam etmekte. Fakat son 20 yılda İslamofobi dalgasının batılı ülkelerde başlaması ile birlikte, bu dalga diğer ülkelere de yayıldı. İngiltere ve Amerika ile diğer bazı batılı ülkeler, İran İslam inkılabının zaferi ardından çeşitli bahanelerle ve soğuk savaşın, komünist düzenin yıkılması ardından bitmesi ile birlikte, İslam'ın adalettalep ve barışçıl öğretilerinden, şiddet yanlısı ve aşırıcı bir sima çizmeye başladılar.

Batılı hükümetlerde, İslam ülkelerine karşı siyasetlerin haklı çıkarılması için İslamofobi ve ardından İslam düşmanlığı siyasetleri, uzun vadeli hedefler çerçevesinde izleniyor. Batı dünyası doğu blokun dağılması ardından uzun vadeli hedeflerini gerçekleştirmek için bir düşmana ihtiyacı vardı; bu yüzden İslamofobi ve İslam düşmanlığını kendi siyasetlerinin temeli olarak seçti. Batılı ülkelerin bu siyaseti dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan ve özellikle azınlıkta olan Müslümanların yaşamlarını da önemli oranda tahrip etmekte. Nitekim günümüzde ve 21.y.y.da Myanmar'da Rohingyalı Müslümanlar, sadece Müslüman oldukları nedeni ile suçlanıp öldürülüyorlar.

Eğer  Rohingyalı azınlık Müslümanlar,  İslam'dan başka dinleri olsaydı, muhakkak batı hükümetleri ve insan haklarını savunduğunu iddia eden kurum ve teşkilatların tepkileri çok daha farklı olurdu. Myanmarlı Müslümanların son katliam olayları ve onlardan on binlercesinin mülteci durumuna düşmesi,  dünya çapında bazı tepkilere sebep olsa dahi bu tepkiler onların acılarını paylaşmaktan öteye geçmezken,  Nobel Barış Ödülü ve Myanmar hükümetinin bariz siyasi çehresi olan Ang San Suchi'ye yönelik hiçbir  hükümet veya uluslararası kurum tarafından eleştiri yapılmadı.  Hatta bazı yetkililer kendisi ile yaptıkları görüşmelerde,  Rohingya Müslümanlarını, yaşanan olaylardan sorumlu tuttular.

Hindistan başbakanı Narendra Modi, Ang San Suchi  ile görüşmesi ardından Rohingyalı Müslümanlara karşı Myanmar hükümetinin tutumunu destekledi. Myanmar hükümeti son yaşananlara gerekçe olarak, Rohingyalı isyancılardan bir grubun 26 Ağustos tarihinde polis güçlerine saldırmasını bahane gösterdi.  Resmi verilere göre son olaylarda en az 400 Rohingyalı Müslüman öldürüldü.  Fakat resmi olmayan veriler ölü sayısının en az binlerce olduğunu gösteriyor.  Bazı raporlar ise öldürülen birçok Müslümanın cesedinin ordu tarafından yakıldığını,  böylece işledikleri cinayetlerin ne kadar geniş çaplı olduğunu gizlemeye çalıştıklarını ortaya koydu.

Myanmar hükümeti, azınlık Müslümanları bu ülkede vatandaş olarak resmiyete tanımıyor bu yüzden pratikte Rohingyalı Müslüman azınlık bu ülkede vatandaşlık haklarından yoksundur.  Budistler Myanmar Müslümanlarını yabancı biliyor ve bu yüzden onlara karşı her türlü insanlık dışı ırkçı ve ayrımcı davranışı meşru ve yasal biliyor.  Myanmarlı Müslümanların nüfusu hakkında detaylı bilgi mevcut değildir fakat sayıları bir milyon 100 bin olarak tahmin ediliyor. Rohingyalı Müslümanların yaklaşık tümü, ülkenin batı kıyısında bulunan Rahin eyaletinde yaşıyor. Rahin eyaleti Myanmar’ın en mahrum eyaletlerinden biridir ve buradaki Müslümanların çoğu kamplarda yaşarken, Merkezi hükümetinin izni olmadan eyaletten dışarı çıkma ve yolculuk hakkına sahip değildir.

Tarihi belgelere göre Rohingya Müslümanları, Miladi 12. Asırdan itibaren burada yaşıyorlar. Rohingyalı Müslümanların çoğu yaklaşık bir asır önce,  1824-  1948 yılları  arasında ve Britanya’nın Hindistan yarımadasındaki sömürgesi döneminde günümüzde Myanmar olarak tanınan ülkeye, çalışmak için göç etmişlerdir.  O dönemde günümüz Myanmar ülkesi İngiltere’nin sultası altında olan Hindistan'ın bir eyaleti sayılıyordu.  Bu yüzden Rohingyalı Müslümanların göçü, ülke içinde göç sayılıyordu.

Myanmar 1947 yılında Britanya’nın sömürgesinden kurtularak bağımsızlığını ilan etti.  O dönemde Myanmar’daki Budistler arasında önemli oranda Müslüman düşmanlığı duyguları mevcuttu.  Myanmar’ın bağımsızlığı ardından Müslümanların çoğu Myanmar vatandaşlık hakkından yoksun bırakıldılar ve Myanmar hükümeti onların İngiltere sömürgesi döneminde Hindistan ve Bangladeş’ten  göçlerinin " yasadışı" olduğunu ilan etti.  Gerçi Rohingyalı Müslümanlara, ilk başta kimlik kartı ve hatta vatandaşlık hakkı verildi ve bazıları da meclise girmeyi başardı;  fakat 1962 yılında ordu darbesi, her şeyi değiştirdi.  O dönemde tüm vatandaşlar milli kimlik kartı sahibi olmaları gerekiyordu.  Fakat Rohingya'lılara,  onları Yabancı olarak tanıtan kimlik kartları verildi.

Son yıllarda batıda başlayan  İslam düşmanlığı ve İslamofobi dalgasıyla birlikte,  Myanmar’da İslamofobi ve İslam düşmanlığı dalgasının yeni bir versiyonu  yaşanmaya başladı ve bu ülkenin Müslümanları eskiden daha fazla  radikal Budistlerin ırkçı ve şiddet saldırılarına maruz kaldılar.  Fakat bu ülkede Müslümanlara karşı gerçekleşen son katliam olaylarına,  Myanmar hükümeti de resmen  ortak oldu.  Bundan önce Radikal Budistlerin Müslümanlara karşı şiddet eylemlerine sadece seyirci kalan Myanmar ordusu, bu sefer aşırı Müslüman gruplara karşı mücadele bahanesiyle  Müslümanların katliamına başladı.  Rahin eyaletinden kaçan ve Bangladeş’e sığınan veya sınırda mahsur kalan köylü Müslümanlar, ordu ve askerlerin onların evlerini yaktığını ve onları öldürmekten hiç çekinmediklerini belirtiyorlar. İnsan hakları izleme Örgütü'nün raporları ve  uydudan  çekilen fotoğraflar,  Rohingyalı azınlık köylerinin  tahrip edildiğini ve bazılarının neredeyse %99 oranında ateşe verildiğini gösteriyor.  Guardian gazetesinin yazısına göre,  binlerce kişi,  ya Rahin eyaletinde ya da Myanmar ve Bangladeş’in ortak sınırında, aç ve çaresiz  bir durumda, içme suyu ve ilaç gibi en temel ihtiyaçlarından yoksun halde yaşıyorlar.

Birçokları Myanmar’da askeri hükümetin sona ermesi ve Nobel Barış Ödülü sahibi uluslararası siyasi şahsiyet Ang San Suchi'nin iktidara gelmesiyle birlikte Rohingyalı Müslümanlara karşı ırkçı, ayrımcı ve şiddete dayalı davranış ve siyasetinin son bulacağını  düşünüyorlardı.  Fakat bu olay gerçekleşmezken, tam tersine  Rohingyalı Müslümanlar ordunun tam ihraç siyaseti ile karşı karşıya kaldılar. Ang San Suchi Rohingyalı Mazlum Müslümanların soykırımına karşı bir girişimde bulunmamasına yönelik eleştirilere bir tepki göstermezken, üstelik uluslararası yardım ekiplerini de ülkesinde teröristlerle işbirliği yapmakla suçladı.  Myanmar hükümeti bu bahane ile Birleşmiş Milletler'e bağlı kurumların binlerce Rohingyalı Müslüman’a yardımlarını da kesti.

Bazı Müslüman ülkeler ve medya çapında Myanmarlı Müslümanların soykırımı ve ihraç edilmesini engellemek amacıyla bazı girişimler ve tepkiler göze çarptı. Fakat Myanmar hükümetine karşı baskı için uluslararası çapta  bir irade olmadığı müddetçe,  Myanmar hükümetinin Müslümanları katliam etmeye ve ihraç etmeye yönelk politikasından vazgeçmesi,  uzak bir ihtimal olarak görülüyor.  Birleşmiş Milletler'in Rohingyalı Müslümanlar’ın kötü durumu ile ilgili uyarılarına rağmen, Ang San Suchi'ye  destek veren batılı hükümetlerin,  Myanmar’ı eleştirmekten öte bir girişimde bulunacakları tahmin edilmiyor./ 

Görüşler