Nisan 06, 2018 19:06 Europe/Istanbul

Bu programda yine batı ülkelerinde İslamofobi'nin çeşitli boyutlarını incelemeye çalışacağız.

Batı dünyasında İslam düşmanı olan tanınmış çehrelerden biri Hollanda'nın Özgürlük Partisi başkanı Geert Wilders'dir. Kendisi İngiliz basınından Daily Telegraph gazetesine son zamanlarda verdiği mülakatta, İslam'ın bir din değil, tehlikeli ve şiddet içeren bir ideoloji olduğunu iddia etti. Hollandalı İslam düşmanı siyasetçi, bu yüzden İslam'ın din özgürlükleri kategorisinden çıkartılmasını istedi.Hollanda anayasasında din özgürlüğüne vurgu yapılmıştır. Wilders daha önce yaptığı açıklamalarda iktidar olunca ülkede camileri kapatacağını, Kur'an-ı Kerim öğretilmesini yasaklayacağını ve sığınmacıların oturma iznini feshedeceği vaadinde bulunmuştu. Wilders'in başında olduğu Özgürlük partisi Hollanda'nın geçen parlamento seçimlerinde 150 sandalyeden 20'sini kazanarak ikinci parti olarak meclise girmeyi başardı. Tabi ki Hollanda'da İslam düşmanı bir parti için, bu büyük bir başarı sayılır. Günümüzde batılı hükümetlere yönelik en ciddi eleştirilerden biri, Müslümanlara uyguladıkları kısıtlamalardır. Zira bu hareket Avrupa Birliği tüzüğü ve Avrupa ülkelerinin anayasalarına aykırıdır. Din özgürlüğü , AB'nin en önemli değerleri ve kıstaslarındandır; fakat Avrupa hükümetleri Müslümanlara karşı bu yasayı gözardı ediyorlar. Hollanda'nın radikal sağ parti lideri ve İslam düşmanlığı ile bilinen Wilders, İslam adının din özgürlüğü yasasından silinmesini isteyerek, Hollanda toplumunda İslam düşmanlığı siyasetlerini gerçekleştirmek ve sürdürmek hedefindedir.

Müslümanları hedef alan Wilders, sınırların Müslümanlara kapatılması, yeni cami ve İslam okullarının yapımına son verilmesi, Kur’an-ı Kerim’in satışının yasaklanması gibi fikirlerini savunuyor.

"Geri kalmış kültüre mensup" olmakla suçladığı Müslümanlara adeta ağıza alınmayacak sözlerle saldıran Wilders, bu eylemini 2007 yılında filme dönüştürme kararı aldı. Müslümanların kutsallarına hakaret içeren film, televizyon kanallarının göstermeme kararı üzerine 2008’de internet üzerinden yayınlandı. Başta Müslüman ülkeler olmak üzere geniş bir coğrafyada sert tepkilere yol açan film, Hollanda’da tedirginlik oluşturdu. Filmden sonra Amsterdam Mahkemesi’nde toplumu kin ve nefrete sürüklediği suçlamasıyla yargılanan Wilders, beraat etti. 

Siyasi alanda zamanla halktan aldığı desteği artan Wilders, dışlayıcı tutumunu ülke sınırları dışına taşıdı. Müslümanların kutsallarına hakaret içeren filmini Hollanda dışında da gösteren Wilders, ABD ve Almanya gibi kimi ülkelerde İslam karşıtı gösterilere katılmaktan geri durmadı.

Örneğin Almanya’nın Dresden kentinde İslam ve göçmen aleyhtarı "Avrupa’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar" (PEGIDA) hareketinin eylemine katılan Wilders, hakaretlerini burada da sürdürdü.

İslam dini ve Kuran-ı Kerim’e yönelik sert ifadeler kullanan Wilders, Avrupa’dan gitmek isteyen göçmenler için "Bırakın gitsinler ama bir daha da gelmesinler" diyerek, Schengen’in kaldırılmasını da istedi.

Wilders, daha çok İslam karşıtı eylemlerle gündeme gelen Amerikan Özgürlük Koruma İnisiyatifi’nin (American Freedom Defense Initiative) Dallas’ta düzenlediği "Hz. Muhammed" konulu karikatür yarışmasına katıldı. Hakaret içerikli konuşmalarını burada da sürdüren Wilders, yarışmaya katılan çirkin karikatürleri Hollanda’ya götürmeye çalıştı. Önce Hollanda Meclisinde bunları sergilemeye çalışan Wilders, Meclis Başkanı’ndan ret cevabı alınca başka bir plan yaptı. Wilders, söz konusu karikatürleri içeren bir film hazırladı. Geert Wilders İslam düşmanı davranışları, girişimleri ve söylemleri nedeni ile ülke mahkemelerinde suç dosyaları var ve bazı konularda da suçlu bulunmuştur; fakat Hollanda hükümeti Wilders'in bazı konulardaki İslam dinine hakaret içeren davranışlarını, ifade özgürlüğü çerçevesinde haklı çıkartmaya çalışmıştır. Wilders'in en fazla İslamofobi içeren hareketi ise Fitne adında bir film yapmasıdır. Filmde önce Kur'an-ı Kerim'den bir nüsha gösteriliyor ve ardından Amerika'da 11 eylül saldırılarının sahneleri ekrana taşınıyor. 2008 yılında  yapılan bu 15 dakikalık filmde İslam dini "özgürlük düşmanı" olarak tanıtılıyor. Hollanda hükümeti, Müslüman ülkelerin hakaret içeren bu filmin yayınlanmasına tepkisine karşı olarak, Hollanda'da ifade özgürlüğünün bulunduğunu, Wilders filminin içeriğine katılmadığını fakat hiçbir şekilde yayınlanmasını engelleyemeyeceğini belirtti.

Batı hükümetleri ve medya çevrelerinin dini özgürlükleri savunma konusunda çelişkili davranışlarından biri, Müslümanlara çeşitli kısıtlamalar getirmeleridir. Son 20 yılda Avrupa ülkeleri, aşırıcılıkla mücadele veya seküler değerlerin tehlikeye girmesi gibi çeşitli bahanelerle Müslümanların İslami öğretilere göre yaşamalarına bir çok kısıtlama uygulamıştır. Fransa ise bu alanda öncü ülkelerden biridir. Fransa Avrupa ülkelerinde Müslüman kız öğrencilerin başörtüsü ile okula girmelerini yasaklayan ilk ülkedir. Dünyada kendini özgürlük ve demokrasi öncüsü olarak tanıtan Fransa, Müslümanlara dini kısıtlamalar uygulayan ilk ülkedir. Fakat batı medyasında Yahudilerin haklarının çiğnendiğine dair bir çok haber yazılıp çizilirken, başta özel giyinme tarzı olmak üzere tüm dini özgürlüklerden yaralanabiliyorlar. 8/Bu çelişkili davranış, batı hükümetlerinin İslami öğretilerin aşırıcı olduğunu göstermeye dair çalışmalarının sonucudur. Müslümanlara karşı ayrımıcı davranışlar, batılı politikacılar ve medya çevrelerinin İslam'dan doğru bilgiye sahip olmamalarından değildir. Son yıllarda bir çok batılı siyaset adamlarının İslami öğretiler ve tekfirci ve terörist grupların radikal eylemleri hakkındaki konuşmaları, onların İslam'ın adalet yanlısı ve barış talep öğretilerini çok iyi bildiklerini gösteriyor. Tekfirci teröristlerin Ortadoğu'da kriz halindeki ülkelerden Avrupa kentlerine ulaşması, batılı politikacıları sözde değil amelde, gerçek İslam ve tekfirci ve terörist gruplarca tahrif edilen İslam'ı birbirinden ayırmaya mecbur kılmıştır. Batılı hükümetler ve bir çok medya çevresi İslami öğretileri aşırıcı ve şiddet yanlısı göstermeye, böylece kendilerinin Avrupa ve diğer kıtalardaki İslam düşmanlığı siyasetlerini haklı çıkartmaya çalışıyorlar. 9/Bu arda Avrupa'da Müslümanlara karşı kısıtlamalar her geçen gün daha da artıyor. İsviçre'de camilerin inşaatına minare yasağı ise referanduma sunularak yasaklandı. Bir çok Avrupa ülkesinde Müslümanların kendi dini törenleri ve ibadetleri için özel mekanlar ve camilerin inşaatına izin verilmiyor. Bu yüzden Müslümanlar cemaat namazı için otopark gibi mekanları seçiyorlar. Bir çok Avrupa ülkesinde tesettürlü bayanların kamu alanlarında başörtüsü yasaklanmıştır. Avrupa'da sağcı ve İslam düşmanı radikal gruplar yayılarak güçlenmekteler. Bu ise son on yıllarda Avrupa hükümetlerinin İslam düşmanlığı siyasetlerinin sonucudur.   

İslam düşmanlığı Avrupa'da tüm aşırı sağ partilerin ortak özelliğidir. Avrupa'ya sığınmak için giden mültecilerin çoğu Ortadoğu ve kuzey Afrika'nın Müslüman ülkelerinden olduğu için İslam düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı bir biri ile adeta kenetlenmiştir. Aşırı sağ partiler de bu konuda bir ayırım yapılmasını istemiyorlar. Zira bu yoldan, insan hakları kurumları ve medeni özgürlükler teşkilatlarının daha az eleştirilerine maruz kalarak, göçmen karşıtlığı bahanesi ile Müslümanlara daha rahat düşmanlık ederek saldırabiliyorlar.  

Aşırı sağ ve göçmen düşmanı olan "Almanya için Alternatif" partisi, bu alanda parlamentoya girmeyi başaran Avrupa'nın en yeni aşırı sağ partisi sayılıyor. Bu parti oyların %13’ünden fazlasını alırken parlamentoda 89 sandalyeyi kazanmayı başardı. Böylece 2. Dünya savaşı ardından ilk kez aşırı sağ eğilimli bir parti parlamentoya girmeyi başardı. Bu zaferle birlikte Almanya’da göçmen karşıtlığı ve İslam düşmanı politikalar ve tutumların sergilenmesi bekleniyor. Nitekim şimdiden Avrupa genelinde Müslümanlar ve özellikle tesettürlü bayanlara yönelik taciz ve saldırı oranında artış gözlemleniyor.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansının 15 Avrupa ülkesinde 10 bin 527 Müslüman arasında yaptığı anket sonucunda yayınladığı rapora göre Avrupa’da Müslümanların %53’ünün ev bulma ve %39’unun ise giyim tarzı nedeni ile “ırkçılık” sebeplerinden dolayı iş bulmakta zorluk yaşıyorlar. Ankete katılanların %35’i kadınlardan oluşuyor. Bu bayanların %94’ü ise tesettürleri nedeni ile sözlü ve fiziki tacize uğradıklarını belirtiyorlar. Bunlardan %31’i sözlü, %39’u fiziki ve de %22’si de uygunsuz cümlelerle rahatsız edildiklerini belirtiyorlar.

Britanya’da bir sosyal medya analiz merkezinin verilerine göre Avrupa’da son terör saldırıları ardından İslam ve Müslümanlara karşı sert ve düşmanca söylemler ve konuşma tarzı, twitterde artmıştır.

Görüşler