Kasım 11, 2018 17:37 Europe/Istanbul

Programımıza geçen hafta Türkiye de meydana gelen önemli gelişmelerin ana başlıkları ile başlıyoruz.

** Cumhur ittifakında sınır çizilmesi

** Kaşıkçı cinayetinin yankılarının devam etmesi

**  Türkiye'de yeni askerlik sisteminin detaylarının açıklanması

Bugünkü sohbetimizin ana balıklarını oluşturuyor.

 

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında karşılıklı açıklamalarla önce ‘bitti’, ardından gelen açıklamalarla ‘devam edecek’ denilen Cumhur İttifakı’nın geleceği her iki partide de tartışıldı.

AKP kulislerinde, Cumhur İttifakı’nın geleceğiyle ilgili yapılan değerlendirmeler dikkat çekiciydi. Örneğin Bahçeli'nin  AKP’yi rahatlatması, AKP’de ‘yerel seçimde "ittifak" istenmemesi nasılsa MHP kulislerini rahatsız etti. MHP, İstanbul’da aday çıkarmayacağını açıklayarak, Manisa, Mersin ve Adana gibi illerde AKP’nin aday çıkarmayarak kendi adayına destek vermesi gibi bir beklenti içine girdi. Formül bulunması neredeyse imkansızdı. Bahçeli’nin yerel seçimde ittifaktan kendiliğinden vazgeçmesi partiyi rahatlattı.

Aslında MHP, herhangi bir istişarede bulunmadan AKP’nin sıcak bakmadığı af, yerel seçimde ittifak, emeklilikte yaşa takılanları gündeme getirerek zorlama politikası yürüttü. Gelinen son durum, ittifakın sınırlarının çizilmesi, MHP’nin her istediğini getiremeyeceğini anlaması ve iki partinin de ayrı tüzel kişilik olduğunun vurgulanması anlamında önemli bir gelişme oldu. 

Her halükarda kimi siyaset uzmanlarına göre Af ve yerel seçimde ittifak konularında bir görüş birliğine varılamamış olması, Cumhur İttifakı’nın devam etmeyeceği anlamına gelmiyor. MHP, bundan sonra ya AKP ile istişare ederek bazı konuları gündeme getirebilir ya da TBMM Genel Kurulu ve komisyonlarda muhalefetle işbirliği yaparak AKP’yi zorlama yoluna gidebilir. AKP’nin istemediği bir yasa önerisinin komisyondan geçmesi için tüm muhalefet partilerinin birlikte hareket etmesi gerekiyor ki bu çok mümkün değil.

Geçen hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın cinayeti ile ilgili dosya hakkında yaptığı açıklamada, Suud rejiminin İstanbul Başkonsolosunun davranışlarını anlaşılmaz ve kuşku uyandırıcı davranışlar şeklinde yorumladı.Bültenimizi konuyla ilgili raporumuzla devam ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazetecilere Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın cinayeti ile ilgili dosya hakkında yaptığı açıklamada, Türkiyeli müfettişlerin Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nu teftiş ettikleri sırada Suud rejiminin İstanbul Başkonsolosu Muhammed Uteybi’nin sergilediği davranışların anlaşılmaz ve kuşku uyandırıcı davranışlar olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasının devamında, Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu yabancı medya mensuplarından bir grubu Başkonsolosluğa davet ederek onlara elektrik sayaçlarının bulunduğu kutuları gösterdiğini, Başkonsolosun bu davranışı Türkiyeli müfettişlerin hayretine sebebiyet verdiğini ifade etti.

Bundan önce de Ankara yetkilileri, Suud rejiminin İstanbul Başkonsolosu Muhammed Uteybi’nin Türkiyeli güvenlik güçleri ile işbirliği yapmamasını eleştirmişti. Gerçekte Türkiyeli güvenlik güçleri ve arama ekibini saptırma çabaları ve İstanbul Başkonsolosluğunda bazı odaların teftiş edilmesine engel olmaları, Suudi Arabistan’a bağlı yetkililerin İstanbul’daki Başkonsolosluğunun doğru biçimde teftiş edilmesi için işbirliği yapmamalarının somut örnekleri sayılır.

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında devam eden rekabetler ve Ankara yetkililerinin Suud kralı Salman ve baş hamisi Amerika’nın konumunu zayıflatma çabaları bir yana, görünen o ki Türkiye yetkilileri ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika ve Suud rejiminin Ortadoğu bölgesinde konumlarını tahrip etmek amacıyla gündemlerine çifte çabaları aldıkları anlaşılıyor. Bu çabaların şimdi Suud rejimi Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul Başkonsolosluğunda öldürdüklerini itiraf etmelerinden sonra yeni bir aşamaya girdiği gözleniyor.

Öte yandan El-Kuds el-Arabi gazetesi geçen Pazartesi günü şöyle bir yazı yayımladı: Hapiste olan Suudi prensler Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi üzerine başlarına geleceklerden korkmalarından dolayı uluslararası camiadan destek istediler. "Bu arada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin, Suudi muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı olayıyla ilgili gerçeklerin ortaya çıkmaması ve bu konuda sessiz kalınması takdirde bu tür cinayetlerin tekrarlanmasına izin vermek anlamında olduğunu açıklaması da uluslararası camianın Suudi Arabistan'ın terör siyasetlerinin şiddetlenmesinden duyduğu kaygıyı göstermektedir. Suudi muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı 2 Ekim tarihinde İstanbul'daki Suudi Konsolosluğunda öldürüldü. Suudi Rejimi 18 gün sessizlik ve yalanlamanın ardından uluslararası camianın baskıları sonucu Cemal Kaşıkçı'nın Türkiye'deki konsolosluğunda öldürüldüğünü itiraf etti.Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan tarafından onaylanması bu karmaşık olayı daha da karmaşık hale getirerek yeni bir aşamaya taşıdı.

Kaşıkçı'nın öldürülme meselesi, bölgesel ve uluslararası arenada da büyük yankılar uyandırarak Suudi Arabistan'ı inzivaya sürükleyip Al-ı Suud'un günden güne artan gaddarlığından duyulan kaygıların da artmasına neden olmuştur. Kaşıkçı'nın öldürülmesi ardında, dünya medyası Suudi veliahdı Muhammed bin Selman'ın muhtemelen cinayetin azmettiricisi olduğu konusunu tartışmaktadırlar. Fakat  Suudi yetkililer bu ihtimali kesinlikle inkâr ediyolar. Hâlbuki Muhammed bin Selman'ın Demir Yumruk siyasetlerine ve daha önce de dini, kültürel ve hukuki şahsiyetleri toplu bir şekilde tutuklama emirlerine baktığımız zaman, bu olaydaki rolü de açıkça ortadadır. Son zamanlarda bu olayın yaşanmasıyla dünya kamuoyu ve medyası Al-ı Suud'un siyasi alanda sergilediği şiddetin köklerini yakından incelemeye aldılar.

Kanıtlar ve belgelere göre muhaliflerin Suudi Arabistan dışında öldürülmesi Al-ı Suud için sıradan bir olay sayılmalıdır. Buna örnek olarak Nasır Said'in 1979 yılında kaçırıldıktan sonra öldürülmesini gösterebiliriz. Bu olayla ilgili bir İngiliz ajanı Nasır Said'in kaçırılmasından 30 yıl sonra yaptığı ifşaatta onun kaçırıldıktan sonra öldürüldüğünü ve cesedinin de Akdeniz sularına atıldığını ifşa etti.Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi de Suudi medya ve siyasi aktivistlerin öldürülmesinin şiddetlendiğini göstermekle beraber, muhaliflerin belirsiz bir akıbet yaşayabilecekleri konusunda onlar için tehlike çanlarını da çaldırmış oldu. Böyle bir durumda uluslararası camianın, insanlığa karşı olan Al-ı Suud Rejimine karşı ciddi tepkiler ortaya koyması zaruri görünüyor.

Geçen hafta Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar katıldığı yayında yeni askerlik sistemiyle ilgili açıklamalada bulundu. Bu haberle birlikte sohbetimizi noktalıyoruz.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar yeni askerlik sistemiyle ilgili yaptığı açıklamada herkesin en uygun zamanda askerlik yapmasını sağlayan bir sistem umduğunu belirterek "Umuyorum yakın bir gelecekte yürürlüğe sokmaya çalışacağız. Sosyal boyutu, siyasi boyutu dahil askerlik noktasından baktığınızda neler yapabiliriz, çalışmamızı bitirmek üzereyiz. Öğretmen hakim  doktor akademisyen sporcu gençlerimiz var. Onların meşguliyetlerin dikkate alarak  en iyi çözüm ne olabilir diye çalışılıyor. Kısa sürede sayın Cumhurbaşkanımıza takdim edeceğiz. Yakın sürede yürürlüğe sokmaya çalışacağız" dedi.

Akar, bedelli askerlikle ilgili ise  "Şu ana kadar 672306 gencimiz elektronik postayla müracatlarını gerçekleştirdi. Dekontlarını teslim edenlerin sayısı 377 bin 410. Tahminlerimiz 400 bin civarındaydı. Askerlik şubelerinde sıkışıklık olduğu bilgisini aldık. Askerlik şubelerimiz gerekli yerlerde 24 saat görev yapacak. 3 Kasım'dan önce bütün müracaatların bitmesini sağlayacağız" ifadelerinde bulundu.