Apr 17, 2016 06:54 Europe/Istanbul

Hatırlanacağı üzere geçen programlarda ekonomik yaptırımın, yumuşak savaşta sultacılar tarafından karşı hükümeti devirmek için baş vurduğu yöntemlerden biri olduğunu sizlere aktarmıştır.

Bugünkü sohbetimizde ise yumuşak savaşın diğer önemli alanlarından biri olan etnik ve mezhep savaşlarının şiddetlenmesi ile tanıştırmak istiyoruz.

 

İki kutuplu düzenin yıkılması ve soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte gündeme gelen güç güvenlik teorileri, bir çok gelişmenin başlamasına sebep oldu. Bu bağlamada kavmiyet, bu konulardan birisi olarak, marjinal bir konu olmaktan artık uluslararası, bölgesel ve ülke içi alanlarda güç dengesini etkileyen faktörlerden biri haline getirildi.

Tabi ki kavmiyetler arası çatışmalar her zaman hükümetlerin siyasi yaşamı, oluşması ve yok olmasında etkili olmuş, nitekim tarih boyunca bir kavmin yaşadığı topraklar diğer kavim tarafından işgal edilmesi yeni devletlerin oluşmasına sebep olmuştur. Balkanlar ve Sırbistan'da yaşanan olaylar ardından kavmiyetlerin önemi daha da barizleşerek uluslar arası toplumların dikkatini daha çok çekti, öyle ki günümüzde büyük güçler bile kavimler arasındaki krizlere müdahalede bulunuyor. Bu da sultacıların diğer ülkelere nüfuz etmek için uygun ortam oluşturuyor, zira günümüzde çeşitli kavimler ve etnik gruplar dış güçlerce kışkırtılıyor.

 

Uzmanlara göre daha fazla etnik uyum ve dayanışmaya sahip olan ülkeler, hükümet kurma sürecinde daha başarılı oluyorlar. Ortak tarih ve kültür, ortak topraklara sahip olma ve topluma ait olma duyguları, çeşitli kavmiyetlere sahip ülkelerin vahdetine yardımcı olan faktörlerdir; bir yandan negatif kavmiyet yönelişleri ve etnik eksenliği yok ederken, diğer yandan etnik çatışmaları önler; tabi ki bunun tersi de geçerlidir. Başka bir ifade ile bu süreçte sorun yaşayan ülkeler, istikrarsızlık, güvensizlik ve yabancıların nüfuzuna daha fazla maruz kalıyorlar. Bu sürecin en önemli tehlikelerinden biri, bir kavmiyetin ayrılıkçı eğilimleri ve ülkenin siyasi yapısından ayrılma isteğidir, bu da merkezi hükümetlerin zayıflamasına sebep oluyor.

 

Bu yüzden yumuşak darbe ve şiddetsiz mücadelede, her ülkenin özel durumları ve milletlerine uygun olarak, etnik ve mezhepsel ihtilafların yoğunlaştırılması, en önemli araçlara dönüşebilir. Son iki asırda bu durum, çeşitli dinler, uygarlıklar ve kültürlerin beşiği olan, büyük güçlerin çıkarlarının çeliştiği Ortadoğu'da özel önem kazanmıştır. Ortadoğu bölgesi birkaç yıl önce Balkanların tecrübe ettiği krize benzer durumda bulunuyor. Ulus inşa sürecinin eksikliği ve emri vaki sınırların çizilmesinden kaynaklanan etnik krizleri, Ortadoğu bölgesinin Balkanizeleşmesi tartışmalarını ciddi bir şekilde gündeme getirirken, kavmiyet konusunu, başta Amerika olmak üzere dış güçlerin her zaman kendi siyasetlerini yürütme aracına dönüştürmüştür.

 

Amerika'nın dünyadaki dış siyaseti, uyum veya devirme stratejilerinde izleniliyor. Uyumdan hedef, ilgili ülkeyi Amerika'nın genel siyasetleri veya uluslar arası nizama paralel hareket etmesini sağlamaktır; fakat bir ülke bu sürece direndiğinde devirme stratejisi izleniyor, tabi ki bu strateji de uyum hedefi ile gerçekleşiyor. Ortadoğu ile ilgili Amerika'nın stratejisi de uyumdur fakat bir ülkenin direnişi ile karşılaşınca devirme stratejisine yöneliyor, bu aşamada kavmiyetler bu hedefi en az masrafla gerçekleştirebilecek araçtır. Aslında bölgede büyük güçlerin yok edilmesi ve parçalanarak bağımlı küçük ülkelere bölünmesi, Amerika'nın en önemli yöntem ve programlarındandır.

 

Ortadoğu'da kavmiyetler kullanılarak ülkeleri parçalamayı hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi BOP ise bu bağlamda planlanıp yürürlüğe konulmuştur. BOP'un birkaç yıldan beri gündemde olmasına rağmen, yapılan bazı yorumlar projenin başarısız olduğunu belirtiyorlar. Fakat bölgedeki gelişmeler yine etnik çatışmaları körüklerken, Amerika, Siyonist rejim ve bölgesel müttefiklerini bu durumu suiistimal ederek projeyi tekrar gerçekleştirmede kararlı kıldığı gözleniyor. Mevcut durum, Amerika ve müttefikleri, özellikle de Siyonist rejimi, bölgede bazı bölünmelerde azimli kılmıştır. Onların Sudan ve Libya'daki gelişmeler ve Irak'ta etnik grupları gözetilerek federal yönetimin önerilmesi, ayrıca kendini yönetme ilkesi çerçevesinde hedeflenen kavramlar, bu gerçeği onaylıyor.

 

Her zaman sultacı güçlerinin dikkatini çeken bölgedeki bir diğer ülke İran İslam cumhuriyetidir. İran bir yandan sahip olduğu jeo-politik, jeo-stratejik konumu ve bölgede direniş cephesinin liderliği, diğer yandan batı politikalarına karşı tutumu ile Amerika ve Siyonist rejime karşı düşmanlığı nedeni ile her zaman yumuşak darbe ve savaşın odağında bulunmuştur. Bu bağlamda Amerika'nın bu hedefine ulaşmak için kullandığı iki önemli araç bölgesel ve ulusal açıdan kavmiyetçilik ve etnikçilik meselesidir. Bölgesel bazda Arap olmayan İran, genelde Şii olmayan Arap kavmiyetlerin komşuluğunda bulunuyor ve bu konu bölgede İran'ı bir tehdit olarak göstermek için bir bahane olmuştur. Ulusal alanda da Amerika, azınlık kavim veya dini gruplarda olan bazı şahsiyetleri ve akımları dolaylı veya dolaysız desteklemesi ve kışkırtması, her zaman bazı psikolojik savaşlarla birlikte İran ulusal güvenliğini tehdit etmiştir.

 

İç ihtilaflar oluşturmak veya var olanları yoğunlaştırmak, İran İslam cumhuriyetinde hükümetleri istikrarsızlaştırmak için en önemli araçlardan biri olmuştur. İran'da devleti devirmek için Amerika tarafından tasarlanan Delta planında 15 eksenden biri, ülke içindeki ihtilaflar en bulunmaz fırsatlardan biri olarak ele alınıyor. Daha önce de Amerika başkanı İran, Afganistan ve Irak konuları yardımcısı ve halen Amerika'nın Bağdat büyükelçisi olan Zelmay Halilzad BBC'e verdiği mülakatta, Beyaz Saray'ın İran ile ilgili siyasetlerinde bazı değişikliklerin kesin olduğuna işaretle, İran'ın iç ihtilaflar eşiğinde olduğunu, tüm çabaların İran'ı istikrarsızlaştırmak için olması gerektiğini ifade etti.

 

Yumuşak darbe yanlıları, İran'da kriz oluşturmak için kullanılan etnik, kavmi ve mezhepsel ihtilaflar sayesinde nizamın enerji ve kabiliyetlerinin büyük bölümünün harcanması ve uzun vadede ise bazı azınlıkların hoşnutsuzluğuna sebep olabileceğini belirtiyorlar. Bu konu ayrıca İslam cumhuriyeti yöneticileri düzeyinde dış politika ve güvenlik alanında fikir birliğini de engelleye bileceği belirtiliyor. James Baker ve Lee Hamington gibi Amerikalı politikacılar yıllar önce Amerika yönetimine böyle bir politika izleme teklifinde bulundular. Onlar 6 Aralık 2006 yılında Amerika'nın Irak siyaseti ile ilgili kongreye sundukları raporda, İran'ın Irak'ta milis güçlere desteğini durdurmaması halinde, Amerika'nın İran'da mevcut olan çok kavmiyetçilik ve etnik yapısını kullanarak İran'da güvensizlik oluşturabileceği tavsiyesinde bulundular.

 

Fakat Amerika'nın bu bağlamdaki tüm çabalarına rağmen bu hile de asla etkili olmadı, zira iranlı kavimler sahip oldukları ortak tarihi ve kültürel bağlar ile vatanları İran'ın topraklarına olan gönül bağları nedeni ile her zaman İslam Cumhuriyetinin sömürgecilere karşı programlarına destek vererek, düşmanın bu bağlamdaki programlarının sonuca ulaşmasını engellemiştir. Bu yüzden Amerika ve diğer sultacı güçler İran'da yumuşak savaş programlarını diğer çerçeve ve kalıplarda gerçekleştirmeye çalıştılar. Fakat bu haftaki süremizin sonuna geldiğimiz için sohbetin devamını bir sonraki haftaya bırakıyor ve hepinizi Yüce Allah'a emanet ediyoruz. Esen kalın.015


Etiketler

Görüşler