Kasım 11, 2019 13:30 Europe/Istanbul

Bu bölümde yardımlaşmanın iyi bir hayattaki etkilerini konu edineceğiz.

Diğer insanlara yardım etmek daha doğru ifade ile yardımlaşmak, toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda yaşanmaktadır. Madde bağımlısının zehir tuzağından kurtarılması, çocuklar ve gençlerin eğitim görmesine destek verilmesi, ihtiyaç sahibi ailelere maddi ve manevi destek sağlanması, organ bağışı ve hatta kimi zamanlar acı çeken, dertli insanların sözlerinin dinlenmesi ve onlar ile dertleşilmesi de yardımlaşmanın örnekleri sayılırlar. 

İslami öğretilerde insanlara yardım etmek, en iyi ibadetlerden sayılır. Vahiy ve Allah Resulü öğretileri açısından insanlara yardım etmek ve Allah katında değer kazanmak arasında sıkı bir ilişki söz konusudur. Kuran-ı Kerim'n yardımlaşmaya verdiği önem o kadar fazla ki bir insanın Kuran-ı Kerim'in hidayetinden yararlanması için infakta bulunması ve diğer insanların sorunlarının çözümünde yardımcı olmasına vurgu yapılmıştır. 

Bu hususta Allahu Teala Bakara Suresi'nin 2'inci ve 3'üncü ayetlerinde şöyle buyurmuşlardır: " Bu kitap, hiç şüphe yok, sakınanlar için bir rehberdir. (Onlar) gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar"

Bu ayetlere göre Allahu Teala gayba imanlarının ve namaz kılmalarının yanı sıra infak ehli olan ve diğerlerine ihsan eyleyip hizmet verenleri hidayete erdirecek, kendi gerçeklerinin tadını onlara tattıracaktır. 

İslam Peygamberi saa ise yardımlaşma hususunda şöyle buyurmuşlardır: "İnsanlar, Allah'ın ailesidirler. Allah'ın katında en sevilen insan ise Allah'ın ailesine en çok kar sağlayan insandır."

Her insan farklı koşullarda kendi imkanlarından yola çıkarak diğer insanlara yardım etme şansına sahiptir. İnsanlara hizmet etme, hayır işte bulunma, mali, manevi ve kültürel destekler bu yardımlaşma şekillerindendir. 

İslam Peygamberi iyilik yapmak ve yardımlaşma hususunda şöyle buyurmuşlardır: "Önüne hayır kapı açılan biri bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Çünkü bu kapının ne zaman kapanacağı belli değildir. " İşte bu yüzden iyilik yapmak ve yardım etmek için elinizi çabuk tutmanız gerekiyor. Açılan bu saadet kapısının ne zaman kapanacağı belli değildir. 

Diğer insanlara yardım etmek ve ihtiyaç sahiplerine Allah rızası için hizmet etmek  insanın üzerinde büyük pozitif etki de bırakmaktadır. Bu etkilerden biri de özveri duygusunun insanda güçlendirilmesidir. Yardımda bulunmak gibi güzel bir huy, insanlar ve topluluklar arasında birlik ve beraberliğin zeminini de oluşturur. Bu açıdan bu özellik ve vasıfa sahip olmak çok değerlidir. Kuran-ı Kerim öğretilerinin göz önünde bulundurulması ile de ihsan ve iyilik etmenin belli bir aşirete, gruba ve ırka özel olmadığı her mali durumda ve zamansal dönemde gerçekleştirilebileceğini anlaşılmaktadır. 

Allahu Teala Umran Suresi'nin 134'üncü ayetinde şöyle buyurmaktadır: " Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever." 

Her halükarda, her koşul altında ihsan eyleyip iyilikler yapanlar gerçekte canlarına yardımlaşma ve hayırseverlik hissi nüfuz etmiş insanlardırlar. 

 

İmam Bakır as'dan rivayet edilen bir hadiste yardım etme hususunda şöyle buyurulmaktadır: "Üç vasıf, Allah katında en sevilen amellerdir. Bir Müslüman'ın diğer Müslüman'ın karnını doyurması ve onu açlıktan kurtarması, onun sorunlarını çözmesi ve borçlarını ödemesi " Bu yüzden Müslüman biri diğer insanların sorunlarından yorulmamalıdır. Bir Müslüman bu sorunları ve zorlukları ilahi bir nimet olarak görmelidir. Çünkü bu sorunları çözmek sureti ile yeni ve daha değerli bir nimet elde edecektir. Bu sebepten ötürü insanların ihtiyaçları ve sorunlarını kabul edip bunları çözmeye çalışan bir insan bu durumdan rahatsız olmamalıdır tam tersi var gücü ile halkın sorunlarını gidermeye çalışıp Allah'ın rahmetinden yararlanması gerekiyor. Bu açıdan yardımlaşmak ve ihtiyaçların giderilmesinde rol oynamak her insana kısmet olacak bir şey değildir. Bu fırsatı kaçırmamaya gayret edelim. 

Peki burada akla önemli bir soru gelmektedir: Kendisi bile  aciz olan bir insan nasıl olur da diğerlerinin sorunlarını giderebilir? 

Tabii aciz insan, elinden geldiği kadarı ile diğerlerine ihsan eyleyip infak yapma şansına sahiptir.  Unutulmamalıdır ki ihsan ve infak, sadece malvarlığı ve servet için geçerli değildir. Allah'ın bahşettiği her nimet için geçerlidir. Bu çerçevede bilim ve ilim ve de diğer nimetlerden de infak ve ihsan yapılabilir. 

Gerçekte Allahu Teala bize bu alanda girişimlerde bulunma şansı vererek insanda özveri, cömertlik ve fedakarlık hissini güçlendirmek istemiştir. Bu insanlığın her kesimi için geçerlidir. Her halükarda yardım etme, insanın elinden geldiği kadar, sahip olduğu kapasiteye göre diğer insanların, akraba, akran, komşular, çalışma arkadaşları ve etraftakilerin sorunlarına karşı sorumluluk hissi duymaktır. Bu sorumluluk duyulunca böyle bir insan bu sorunların çözümünde de yardımcı olmaya çalışır. Böyle bir ruha sahip olmak önemlidir. Zaten Peygamber Efendimiz de bu hususta şöyle buyurmuşlardır: "

İslam açısından tüm insanlara genel olarak da beşeriyete hizmet vermek iyi bir ameldir. Zaten ilahi evliyalar ve peygamberlerin yardımdan hedefi de sadece müminler ve Müslümanlar değil tüm beşeriyetti. Nitekim Allah Resulü de bu hususta şöyle buyurmuşlardır: "Din ve Allah'a imanın ardından, insanları, hayırseverliği ve şefkati sevmek, iyilik yapmak, herkese hayır istemek gelir. Bunlar akıldan kaynaklanan amellerdir."

Bu yüzden dindarlık da aklın önemli göstergelerindendir. Ancak dinin tamamlanması için insanlara karşı şefkatli olmak ve onların sorunlarının giderilmesinde yardımcı olmak gerekiyor. 

İnsanlara yardım etmek, İslam dinin toplumsal kurallarındandır. Bunun en değerli ve en mükemmel şekli ise beklentisiz ve karşılıksız olarak yapılanı ve gizli olarak gerçekleştirilenidir. Kuran-ı Kerim'de ise Bakara Suresinin 264'üncü ayetinde bu hususta şöyle buyurulmaktadır: "Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde malını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa gidermeyin. O kimsenin misali, üzerinde toprak bulunan düzgün ve yalçın bir kayadır; kayanın üzerine şiddetli bir yağmur yağmış, onu çıplak halde bırakmıştır. Bu gibilerin kazandıkları hiçbir şeyden istifadeleri olmaz ve Allah, inkârcı topluluğa hidayet vermez."

Diğerlerine yadım etme sürecini gizli tutma hususunda ise şöyle diyebiliriz. Peygamberler ve İmamlarımız esasında hayır işlerini ve amellerini gizli olarak yürüyorlardı. Ancak gerektiği zamanda da bu hayır işleri diğerlerine göstermek ve onları da buna teşvik etmek için açık şekilde yaparlardı. 

Bu hususta nakledilen bir rivayette şöyle okuyoruz: Günlerden biri, Mekke'ye doğru yola çıkan bir kervan Medine ve Mekke arasında dinlenmek için bir kaç günlük ara verdi. Kervanın  durduğu mekanda Mekke'ye gitmek isteyen bir başka kişi de bu kervana katıldı. Bu kişi kervanlılar ile konuştuğu sırada neşeli ve zinde bir şekilde kervanlıların işleri ve ihtiyaçlarını karşılayan  salihlerin yüzüne sahip bir kişiye rastladı. Kervana katılan kişi, hizmet veren şahsı hemen tanıdı ve şaşkın bir şekilde kervanlılara şöyle sordu:" Kervanlılara hizmet veren bu şahsı tanıyor musunuz? " Kervanlılar " hayır nereden tanıyacağı bu kişi Medine'de bize katıldı. Ancak salih, takvalı ve ibadetkar biridir. Biz ondan bize hizmet vermesini istemedik. Kendiliğinden işlerde bize yardımcı oluyor. " dediler. 

Soruyu soran kişi de " tanımadığınız belli. Tanısaydınız onu hizmetçi gibi çalışmasına müsaade etmeyip bu kadar küstahlaşmazdınız." dedi. 

Kervanlılar  " Bu şahıs kimdir acaba?" sorunca o kişi " Bu şahıs Ali bin Hüseyin Zeynelabidin as'dır. " dedi. 

İnsanlar bunu duyunca telaşlı bir şekilde ayağa kalkıp İmam Zeynelabidin as'ın yanına gidip özür dilemeye başladılar. Onlar üzgün ve utangaç bir şekilde Allah Resulünün torununa şöyle dediler: " Keşke kendini bize tanıtsaydın. Allah göstermesin sana istemeyerek yanlış bir şey söyleyebilir yanlış bir harekette bulunabilirdik. Böylece büyük bir günah yapmış olurduk." 

İmam Seccad as şöyle buyurdular: "Ben kasten, beni tanımayan sizleri refakatçi olarak seçtim. Çünkü beni tanıyan insanlar ile yolculuk yaptığımda onlar Allah Resulü'ne bağlı olduğumdan dolayı çok şefkatli ve merhametli davranıp benim kendi işlerimi yapmama müsaade etmiyorlardı. Bu yüzdendir ki beni tanımayan yol arkadaşları seçmek istiyorum. Böylece onlara hizmet etme saadetine varmak istiyorum. "

Etiketler

Görüşler