Kasım 30, 2019 07:42 Europe/Istanbul

Yüce Allah A’râf suresinin 180. Ayetinde şöyle buyuruyor: Halbuki Allah’ındır en güzel isimler (esmai husnâ) onun için siz ona onlarla çağırın ve onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın, yarın onlar yaptıklarının cezasını çekecekler.

İnsan her zaman hakikat yolunu bulmaya çalışmıştır ve merak duygusu denilen bu hakikat taleplik duygusu insanı yüce Allah’ı tanımaya sevkediyor. Allah’ı tanımanın yollarından biri ise Esma-ül Hüsna’ya dikkat etmektir. Aslında Allah’a kulluk yolunda adım atmak isteyen her insan en başta Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını bilmesi gerekir.

Yüce Allah Tâ-Hâ suresinin 8. ayetinde şöyle buyuruyor: Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur.

Yine Haşr suresinin 24. Ayetinin bir bölümünde şöyle okuyoruz: …En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir.

Söz konusu ayetlerde de ifade edildiği gibi en güzel isimler Allah’a mahsustur. Çünkü bütün kemal ve yetkinliklerin sahibi O’dur. O’nun isimleri en yüce ve mutlak üstünlük ifade eden kutsal kavramlardır. Allah’ın isimlerine ise Esma-ül Hüsnâ denir.

Esma-ül Hüsna ve yüce Allah’ın bu güzel isimlerinin şerhi her zaman din alimleri, büyük müfessirler ve hadis bilimcilerinin dikkatini çekmiştir. Bunun sebebi ise yüce Allah, Rasûlullah –saa- ve ilahi önderlerden bu bağlamda bize ulaşan ayetler ve rivayetlerdir. Nitekim yüce Allah A’râf suresinin 180. Ayetinin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ فَادْعُوهُ بِهَا ...

 Halbuki Allahındır en güzel isimler (esmai husnâ) onun için siz ona onlarla çağırın…

Yine İsrâ suresinin 110. Ayetinin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

قُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّحْمَٰنَ ۖ أَیًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ

(Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur…

Bu isimler veya Esma-ül Hüsnâ, yüce Allah’ın sıfatlarını hiçbir eksiklik olmadan yansıtıyor. Örneğin “el-Alîm” ismi yüce Allah’ın hiçbir cehalet veya eksikliği bulunmayan, her şeyi hakkıyla ve her şeyi çok bilen demektir; her şeyi en ince detayından en geneline kadar bilen bir bilgi. Nitekim En’âm suresinin 59. Ayetinin bir bölümünde şöyle okuyoruz:

  وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَیْبِ لاَ یَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَ یَعْلَمُ مَا فِی الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ یَعْلَمُهَا ...

 

Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; başkası onları bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun bilgisi dışında dalından bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıları içindeki bir tek dâneyi, yaş ve kuru ne varsa her şeyi bilir…

Ayrıca Teğabün suresinin 4. Ayetinde de şöyle yazılıyor:

یَعْلَمُ مَا فِی السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَیَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۚ وَاللَّهُ عَلِیمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Göklerde ve yerde olanları bilir. Gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı da bilir. Allah kalplerde olanı bilendir.

Esma-ül Hüsnâ bizlerin varlığın kaynağı yani Allah ile – ki bizzat Esma-ül Hüsnâ’dan biridir- tanımamıza ve yaklaşmamıza yardımcı oluyor. Zira yüce Allah sınırsızdır ve biz insanlar sınırlıyız ve O’nun eşsiz zatını tanımamız için hiçbir yolumuz yoktur. Nitekim Şûra suresinin 11. Ayetinin bir bölümünde “لیس کمثله شی ء” (O’na benzer hiçbir şey yoktur) şeklinde okuyoruz. O’nu sadece izleri ve belirtileri ile tanıyabiliriz. Bu izler ve belirtilere “isim” deniliyor. Bu yüzden yüce Allah da kendisini isimler ve belirtileri ile tanıtıyor.

Bildiğiniz üzere isim, canlı, cansız  bütün varlıkları ve kavramları karşılayan, onları ifade etmemizi sağlayan kelimelerdir. Kavramları, varlıkları tanıyabilmemiz, tanıtabilmemiz ve onları birbirlerinden ayırabilmemiz için verdiğimiz her bir kelimenin yani “ismin” çeşitli özellikleri olabilir. Bu yüzden Esma-ül Hüsnâ da Allah’ın kendisi değil, O’nun varlığını ve özelliklerini belirtiyor. Nitekim İmam Cafer Sadık -as-  da şöyle buyuruyor:

“Allah” adı farklıdır ve Allah’tan başka ismi olan her şey yaratılmıştır, yaratan değil… Allah isimleri ile seslenir ve O, isimlerinden başkadır ve isimleri de O’ndan başkadır.

Zira O’nu anlatan her şey kısıtlıdır ve Yegane Allah’ı doğru anlatamaz. Yüce Allah da Asaf suresinin 180. Ayetinde şöyle buyuruyor:

سُبْحَانَ رَبِّکَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا یَصِفُونَ

Mutlak izzet sahibi olan rabbin, onların yakıştırdığı nitelemelerden münezzehtir.

Yüce Allah’ın bir çok ismi vardır. Rasûlüllah’tan –saa- bir rivayette şöyle anlatılıyor: Allah’ın 99 ismi vardır ve O’nu bu isimlerle çağıran kimsenin duası müstecab olur ve cennet ehlinden olur.

Kur'an-ı Kerim, rivayetler ve dualara bakıldığında tüm güzel isimler ve sıfatların Allah’a ait olduğu anlaşılırken bu iyi isimler ve güzel sıfatların da bu rivayette belirtilen 99’dan çok daha fazla olduğu anlaşılır. Aslında Allah Resulü, bu rivayette sınırsız İlahi isimler arasından, insanı cennete götüren ve yüce Allah’a yaklaştıran 99 isim olduğunu belirtmek istemiştir.

Şimdi akla bir soru geliyor. Acaba yüce Allah’ın güzel isimlerini okuma, sadece onları dile getirmek ve ezberlemek midir? Aslında söz konusu isimleri zikretmenin hedefi, onların insanın canına ışık saçması ve o insanın ruhunun bu isimlerle ünsiyet kurmasıdır.

Aslında bu isimleri okuyarak onlara alışmak, insanın onların bariz örneği olması demektir. Nitekim cömert birisi hiçbir beklentisi olmadan ve başa kakmadan bağışlayan, muhtaç olan kişi bir istekte bulunmadan onun ihtiyacını gideren ve karşılığında hiçbir şey beklemeyendir, bu yüzden Allah, Cevad ismi ile tanınıyor. Başka bir örnekte ise “el-Hayy” yani dâimâ diri; her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir ve hz. İsa -as- da Allah’ın izni ile bu isimle tanındı ve O’nun izni ile ölüleri diriltti.

Aslında yüce Allah kendini başkalarına tanıtmak için Esma-ül Hüsnâ şeklinde tecelli etmiştir. Bu isimler yüce Allah ve dünyadaki varlıklar arasında bir aracıdır. Örneğin dünyadaki varlıklar Yaratan ismi vasıtası ile yaratılıyor. Ya da rızık ise Rezzak ismi vasıtası ile veriliyor. Şâfi ismi ise ilaçların etkili olması ve hastaların şifa bulması için bir aracıdır. Ayıca Hadi ismi ise insanların hidayeti için ortam hazırlayandır.

Bu yüzden her insan kendi haceti için Allah’ın uygun ismi ile hak Teala'ya hitap ederek talepte bulunması yerindedir.

Örneğin eğer bir hastanın şifası isteniyorsa yüce Allah’a el-Şafi adı ile seslenmesi iyi olur. Ya da eğer bir zalimin yaptıklarının cezasını çekmesini istiyorsa yüce Allah’a “el-Müntekım” yani suçluları, adâleti ile müstahak oldukları cezaya çarptıran adı ile seslenmesi doğru olur.

İlginç olan ise Esma-ül Hüsnâ’nın sayı açısından çok olmasına rağmen birbirinden ve Allah’ın zatından ayrı olmamasıdır. Sade bir örnekte ise uçsuz bucaksız okyanuslar ve içinde gizli olan dalgalar gibi. Okyanusa uzaktan bakan biri, onun sakin ve sessiz olduğunu düşünür fakat yaklaştıkça kısa ve uzun dalgalarını çok iyi bir şekilde görür ve farklarını anlar.

Değerli dinleyiciler bugün sizlerle yaptığımız sohbet aslında Esma-ül Hüsnâ konusuna bir giriş sayılır. Bu isimleri tanımak ve onlardaki huyları kabullenerek onlara alışmak ve sıfatlarına sahip olarak o sıfatlarla tanınmaya çalışmakla yüce Allah katına yaklaşma şayesteliğine ererek ilahi hidayet ve terbiyeden yararlanabilen bu isimlerin önemini bilmektir; zira Hakk’ın isimleri ve sıfatları ne kadar daha fazla bilinse insan bir o kadar daha hidayete erir. Esma-ül Hüsnâ’nın her birini tanımak ve varlık dünyasındaki işlevselliğini kavramakla insanlar iyi amellerde bulunmak, faziletli olmak ve günahlardan arınmaya teşvik edilir. Bu arada insan bu isimleri kendisi sevdip ve maşukunda gördüğü zaman, her ne kadar düşük seviyede de olsa kendini ona benzetmeye çalışır.

Görüşler