Kasım 30, 2019 07:46 Europe/Istanbul

SP Yüce Allah A’râf suresinin 180. Ayetinde şöyle buyuruyor: Halbuki Allah’ındır en güzel isimler (esmai husnâ) onun için siz ona onlarla çağırın ve onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın, yarın onlar yaptıklarının cezasını çekecekler

Bilindiği üzere yüce Allah kendini insana tanıtmak için belirli sıfatlar ile tecelli ederek belirli isimleri belirlemiştir. Bizler de bugünkü programımızda “Allah” adını ele almak istiyoruz.

Bilindiği üzre Esma-ül Hüsnâ’nın her biri yüce Allah’ın eşsiz ve mükemmel sıfatlarından birini anlatmaktadır. Bu kemalatların bazıları diğerlerine nazaran daha üstün ve kapsamlı olması nedeni ile Esma-ül Hüsnâ’nın her biri de yaygınlık açısından ve kapsamı bakımından birbirinden daha farklıdırlar. Bu isimlerin en geniş anlamlısı ise “Allah”tır zira diğer isimlerin kemalatını kapsıyor.Yüce Allah, kendi isimlerini mahlukların hacetlerini yerine getirmek ve rahmetini yaymak için belirtmiştir, böylece onun isimlerini zikrederek faydalarından yararlanılabilir. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim’de bu isimlere defalarca işaret ederek her özel konu hakkında kendi özel ismini vermektedir. Örneğin Zümer suresinin 62. Bölümünde şöyle buyuruyor:

اللَّهُ خالِقُ کُلِّ شَیْ‌ءٍ وَ هُوَ عَلى‌ کُلِّ شَیْ‌ءٍ وَکِیلٌ

“Allah her şeyin halikıdır, her şey üzerine vekil de O’dur.”

Söz konusu ayeti şerifede hilkat ve her şeyi yaratmayı, “Halik” ismine atfetmektedir. Başka bir ifade ile bu ayette Allah “Halik” adı ile her şeyi halketmiştir, yaratmıştır.

Ayrıca En’âm suresinin 95. Ayetinin bir bölümünde şöyle okuyoruz:

 إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَىٰ

“Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır…”

Burada da yüce Allah “Falık” adını kendine nispet veriyor.

Yüce Yaradan kendini tanıtmak için özel sıfatlarla tecelli etmiş ve özel isimleri yaratmıştır. Bu isimler tıpkı bir orduda alt ve üst rütbeler gibidir. Nitekim bir yüzbaşının bir üsteğmene göre daha üstün olması fakat binbaşı veya bir yarbaya göre daha aşağı rütbede olduğu gibi yüce Yaradan’ın da isimleri aynı şekilde sıralaması vardır. Başka bir ifade ile yüce Rahman’ın bazı isimleri daha geniş ve daha kapsamlıdır ve kendinde daha bazı isimleri barındırıyor. Örneğin hastalara şifa verdiği için Esma-ül Hüsnâ’dan  “eş-Şafi” adı verilmiştir fakat Şafi adı da “Rezzâk” yani yaratılmışlara, faydalanacakları şeyleri ihsân eden, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp verenin bir alt kademesidir, zira çeşitli rızıkların arasında şifa da vardır. Rezzâk da “el-Hâlık” ın alt kademesidir. Zira Hâlık her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan var edendir. Hâlık ise bizzat “el-Kâdir” yani istediğini, istediği gibi yapmaya gücü yetenin adıdır; zira yüce Yaradan her şeyi yaratmaya gücü yetendir.

Buna göre her özel bir isimin üstünde bir başka isim vardır ve bu düzen en büyük, en yüce ve en kapsamlı isim yani “Allah”a kadar uzanır. Bu öyle bir isim ki diğer hiçbir ismin kapsamına girmez ve tüm Esma-ül Hüsnâ, sıralaması ile onun kapsamında olur. Bu yüzden “Allah”, ismi tüm isimler ve sıfatların üstünde ve tüm kemelatı kapsayan isimdir.

Alla –CC- kelimesi Cenab-ı Hakk’ın en özel ve en kapsamlı ismidir.

Allah, "Eşi benzeri olmayan"dır. Allah, Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zâtın husûsî ve en kapsamlı ism-i şerifidir.

Allah kelimesinin kökeni hakkında, Allah’ın “elif ve lâm” olan “el” ile mabud anlamında olan “ilah”ın birleşmesinden oluştuğu belirtilmiştir. İlah’ın anlamı için çok şeyler söylenmiştir, tıpkı yüceliğiyle, kudretiyle akılları hayrete düşüren, çokça beğenilen, çok sevilen ve çok istenilendir. İlah ayrıca insanların O’nun azametini kavrayan, O’ndan haya ederek korkan ve hürmetine saygı duyandır. Fakat “elif ve lâm yani “el” ve “ilah”ın Allah kelimesine dönüşmesi hakkında ise yüce ve eşsiz Allah’a “ilah” derken başına harf-i ta‘rif getirildiği, bir taraftan el-ilâh şeklinde dildeki yerini almışken diğer taraftan kullanım sırasında dile kolaylık sağlamak amacı ile asıl kelimenin hemzesi kaldırılmış, lâmlar birleştirilmiş ve azamet ifade eden kalın bir ses verilerek Allah tarzında okunduğu belirtiliyor

Cenab-ı Hakk’a “Allah” deniliyor zira akıllar O’nun mukaddes zatı karşısında hayran kalmış, O’na aşık olmuş ve O’na sığınmıştır. Nitekim emir-ül Müminin hz. Ali -as- bir hadiste şöyle buyuruyor: Allah, halkın O’na hayran olduğu ve ona aşk beslediği mabuddur, O gözlerin anlayışından gizli ve akılların düşüncesinden saklı olandır.

Allah, akılların marifetinde hayran olan ve tanımasından aciz olandır, fakat gönüller O’nun zikri ve canlar ise O'nun anılması ile huzur bulur. İnsanı karanlıktan ışığa kavuşturan O’dur.

Nitekim O'na sırt çeviren ve uzaklaşan ise gerçek huzurdan uzaklaşır ve ıstıraba kapılır ve üzüntüye bürünür.

Bu yüzden “Allah” kelimesi semavi Kur'an-ı Kerim’de en az 2 bin 500 kez zikredilmiştir. Bu isim insanların gönlünü aydınlatır ve umut ve aydınlıkla kalplere huzur verir.

Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi Esma-ül Hüsnâ’yı sadece zikretmek yeterli değil, onlara benzemek insanın yolunu aydınlatır ve açar.Yüce Allah’ın isimlerinden her biri, O'nun kemalatlarından birini gösteriyor. Fakat “Allah” kelimesi tek başına O'nun tüm yüce ilahi sıfatlar ve özelliklerine işaret ediyor. Başka bir ifade ile tüm ilahi sıfatların toplamıdır. Bu yüzden diğer Esma-ül Hüsnâ, “Allah” için bir sıfat olarak kullanılıyor.

Örneğin "فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِیمٌ  Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” , burada yüce Allah’ın bağışlama yönüne değiniliyor. Ve ya "فَإِنَّ اللّهَ سَمِیعٌ عَلِیمٌ Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” ayetinde ise yüce Allah’ın tüm duyulanlar hakkında bilgili olduğuna işaret ediliyor.

Ayrıca Haşr suresinin 23 ve 24. Ayetlerinde de şöyle buyuruyor:

هُوَ اللَّهُ الَّذِی لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِکُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَیمِنُ الْعَزِیزُ الْجَبَّارُ الْمُتَکَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا یشْرِکُونَ

O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur! O Melik’tir, Kuddûs’tür, Se­lâm’­dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbâr’dır, Mütekeb­bir’dir. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok uzaktır, yücedir.

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى یسَبِّحُ لَهُ مَا فِی السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِیزُ الْحَکِیمُ

O Allah Hâlık’tır, Bârî’dir, Mûsâvvir’dir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih eder. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.

Bu ayetlerde “Allah”ın adı defalarca vasfediliyor; örneğin Hâlık veya Bârî ise alla’ın yaratma özelliği ve Mûsâvvir ise Cenab-ı Hakk’ın tasvir etme, şekil ve suret çizen özelliğini açıklıyor.

“Allah” adı Cenab-ı Hakk’ın tüm kemalatının toplamı olmasına ilaveten diğer isimlerinden önce gelerek diğerlerine üstündür ve başka imtiyazları vardır. Şöyle ki sadece Cenab-ı Hakk’a mahsustur ve O'na iman ve O'nun vahdaniyetine şehadettir "أشهد أن لا إله إلاّ الله" Eşhedû en lâ ilâhe illallah, Allah'tan başka ilah yoktur.   er-Rezzâk , el-Hâlık  ve el-Alîm gibi Esma-ül Hüsnâ, tek başlarına tevhid ve İslam için bir neden değildir. Bu yüzden diğer dinlerde Müslümanların mabuduna değinmek istediklerinde “Allah” kelimesini zikrediyorlar, zira “Allah”, Cenab-ı Hakk’ın Müslümanlar nezdinde en kapsamlı, en tanınmış ve en çok kullanılan Esma-ül Hüsnâ’dır.

Allah ismi İslam’dan önce de Cenab-ı Hakk’a özeldi. Aslında kafirler ve müşrikler de “Allah”ın varlığını inkar etmiyor ve bu isim ile tanırlardı fakat O'nun her şeyi ve hatta putları bile yaradan olduğunu iddia ediyorlardı. Nitekim Kur'an-ı Kerim’in Lokman suresinin 25. Ayetinde putperestlerin siyeri ve yöntemleri hakkında şöyle yazılıyor: Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" diyecekler.

Tabi ki İslam’dan önce tanınan ve bilinen “Allah”, Cenab-ı Hakk, yüce yaradan değildi ve onun bir çok yareni, kızları ve erkek çocukları vardı.

Cahiliye dönemindeki şiirlerde de “Allah” kelimesi, tanrının mukaddes zatına has idi. Nitekim cahiliye döneminin ünlü şairi Lebid şöyle yazıyor:

"اَلٰا کلُّ شَیٍ مَا خَلا اللهَ باطِلُ وَکُلُّ نَعِیمٍ لامَحالةَ زَائِلُ

Allah’tan başka her şey batıldır ve her nimet ister istemez yok olacaktır.

Tabi ki muvahhid insanlar da Hak Teâlâ’yı yine “Allah” adı ile zikrediyorlar, nitekim hz. Süleyman -as- da mektubunu Besmele - Bismillahirrahmanirrahim - بسم الله الرحمن الرحیم ile başlıyor ve ondan önce de hz. Nuh -as- gemisini Besmele بسم الله  ile hareket ettirdi ve yine Besmele بسم الله ile karaya oturttu.

“Allah” adını dile getirdiğimizde bir dünya azamet, kudret, ilim ve hikmet kalbimizde tecelli ediyor. Tüm güzelliklere ve kemalata sahip olan, tüm kusur ve hatalardan Müberra olan, ruhumuzu ve vücudumuzu semavi yapan, tüm kötülükler ve çirkinliklerden uzaklaştıran bu güzel isme sürekli dikkat etmek gerekiyor. Aslında bu ilgi ve her zaman Allah’ın huzurunda olduğumuzu hissetmek, insanları her türlü günah ve kötülükten uzak tutar. O’nun zikri gönüllere ve vücuda huzur verir. Nitekim yüce Allah da Ra’d suresinin 28. Ayetinde şöyle buyuruyor:

أَلَا بِذِکْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

Görüşler