Kasım 30, 2019 07:50 Europe/Istanbul

Geçen iki bölümde sizlere ilahi sıfatlar ve Esma-ül Hüsnâ’nın yüce Allah’ı tanımak için en iyi yol olduğunu belirttik.

Bugünkü programımızda “Rahman” adını ve ardından da bu ismin bir alt dalındaki “Rahim”i ele almak istiyoruz.Bilindiği üzre Esma-ül Hüsnâ’nın her biri yüce Allah’ın eşsiz ve mükemmel sıfatlarından birini anlatmaktadır. Rahman adı da Allah gibi yüce ilahi sıfat ve özelliklerin en kapsamlılarından biridir. Cenab-ı Hak İsra suresinin 110. ayeti kerimenin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

" قُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّحْمَنَ أَیًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى

De ki: «İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.»

Daha önce de belirttiğimiz gibi Esma-ül Hüsnâ ve ilahı sıfatlar yüce Allah’ı tanımak için en iyi yoldur. Zira Allah’ın zatı her kes için gizlidir ve bizzat Allah’tan başkası ondan haberdar değildir. Emirülmüminin hz. Ali -as- ilahi zatı tanıma imkansızlığı hakkında Nehculbelaga’nın birinci hutbesinde şöyle buyuruyor: Öyle bir ma'buddur ki derin düşünceler onu idrâk edemez; akıl-fikir, denizine dalanlar, zâtının künhüne eremez.

Bu ise ancak yüce Allah’ın bizzat kendi zatını gerektiği gibi bilen olduğu anlamındadır.Fakat insan da yaratılış düzeninde düşünerek yüce Allah’ın Halik, Rezzak, Şâf’i, Cevad, Malik ve Kerim gibi yüce sıfatlarını bir nebze anlayabilir. Bu yüzden gerçi ilahi zatı tanımak mümkün değil fakat yine de her kes kendi kabiliyet ve kapasitesine göre yüce Allah’ın isimleri ve sıfatları yolu ile Cenab-ı Hakk’ı genel bir şekilde tanıyabilir.

Diğer yandan dünyada O’nun eserleri ve özelliklerini görünce Esma-ül Hüsnâ ve sıfatlardan her birinin O’nun uygun özelliğinden kaynaklandığı anlaşılabilir. Bu yüzden maddi ve manevi isteklere ulaşmak için o hacetle ilgili özel isim veya özellikle yüce Allah’ı çağırmak gerekir. Örneğin servet peşinde olan O’nu “el-Ğaniyy” yani çok zengin ve her şeyden müstağnî ismi ile, hastalığının iyileşmesini isteyen ise “eş-Şafi” yani şifa veren adı ile çağırması, kötü işlerinden pişman olarak yüce Allah’a dönen ise “et-Tevvâb” yani kullarını tevbeye sevk eden, tevbeleri çokça kabul edip, günahları bağışlayan adı ile çağırması gerekir.

Hatırlanacağı üzere geçen bölümde “Allah” ismine değindik ve tüm Esma-ül Hüsnâ’nın büyüklük açısından aynı seviyede olmadığını belirttik.

Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden anlamında ona el-Hâlık, daha geniş bir kapsama alanı vardır ve bir yada birkaç ismi içinde barındırır. Şafi gibi isimler ise daha detaylıdır ve daha az kapsama alanı vardır. Fakat tüm Esma-ül Hüsnâlar arasında ise Allah ismi daha büyük ve daha geniştir ve tüm isimlerin kemalatını kapsar.

Rahman ismi ise Allah gibi geniş ve büyük bir kapsama alanı vardır. Nitekim yüce Allah İsra suresinin 110. ayeti kerimenin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

" قُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّحْمَنَ أَیًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى

De ki: «İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.»

Rahman kelimesi, rahmetten türetilmiştir. İnsanda rahmet ise sevgi ve şefkat anlamındadır. Başka bir ifade ile rahmet, başkalarında iyilikte bulunmakta gönül inceliği ve sevgiyi göstermektir. Fakat yüce Allah’ın zatında hiçbir değişiklik söz konusu değildir, yüce Allah nezdinde rahmet, bütün mahlukata merhamet eden, hepsine de nimetler veren anlamındadır.

Yüce Rahman, zati sevgi ve merhameti nedeni ile rızık verir, gereken hidayeti sağlar ve kemalata varma yollarını ve filizlenmeyi gösterir ve nimetlerini kullarından esirgemez. Bu rahmet ise yüce Rahman’ın A’râf suresinin 157. Ayetinin bir bölümünde de buyurduğu gibidir:

و رَحمتَی وَسِعَت کُلَ شَی

…rahmetim herşeyi kaplamıştır…

Bu rahmet tüm varlık ve yaratılış dünyası, ister insan ister melek, ister eşya, hayvan hatta cennet ve cehennemi bile kapsar.

Bu rahmetin yanısıra başka bir rahmet olan “Rahim” ismi de vardır ve sadece kendi iman ve salih amelleri ile kendilerini Allah’ın özel rahmet rüzgarına bırakan insanları kapsar. Ehlibeyt semasının parlayan 6. Yıldızı hz. İmam Cafer Sadık’tan -as- bir rivayette şöyle okuyoruz:

وَ اللّهُ اِلَهُ کُلِّ شَیْء، الرَّحْمنُ بِجَمِیعِ خَلْقِهِ، وَ الرَّحِیمُ بِالْمُوْمِنِینَ خاصَّه

Allah her şeyin mabududur, tüm mahlukatına karşı Rahman ve müminlere ise Rahim’dir.

Genelde Allah’ın bir genel rahmeti vardır ve ona rahmaniye rahmeti denilir ve bir de özel rahmeti vardır ve ona da rahimiye rahmeti diyoruz.

Rahman , tüm dost düşman, mümin kafir, iyi ve kötü, bitki ve eyşa, hayvan ve insanı kapsayan hesapsız sevgidir. Rahmaniye rahmeti, kulun davranışı ve düşüncesine bağlı değildir. Tıpkı her yere yağan ve nimetinden herkesi faydalandıran bir yağmur gibidir. Tüm varlık dünyası ve yaşamı kapsayan ve her kesin içinde olan bir deniz gibi genel bir rahmettir.

Yüce Allah kendi genel rahmeti ile insanlar dahil tüm varlıkları yaratmıştır. Bu arada insan, irade sahibi bir varlık olarak yüce Allah’ın kendisi için tanıdığı görevleri yerine getirmekle Allah’ın has rahmetinden yararlanabilir. “Rahim” ilahi özel rahmettir ve sadece itaatkar insanları kapsar.

İnsan Allah’ın rahmetini tüm yaratılışta idrak edince bu idrak vasıtası ile Allah’ın Rahim ismi onun için tecelli eder ve ondan yararlanır. Rahim ismi, Rahman’ın bir alt kümesidir. Fakat önemli olan konu ise bu nimetten tüm insanların yararlanmamasıdır, ve sadece müminler bundan yararlanabilirler.

Örneğin sizin evinizde bir gömü vardır; fakat siz bundan haberdar değilsiniz, üstelik gömüden habersiz olduğunuz için bir kuruşundan da yararlanamıyorsunuz. Bu  yüzden varlık içinde yokluk çektiğinizi söyleyebiliriz.

Allah’ın has rahmeti olan Rahmani rahmet de aynen bu şekildedir. Gölgesi herkesin üzerinde olan bir nimettir fakat müminler bundan haberdardır ve Allah’ın bu rahmetinin anlaşılması ise Rahim isminde tecelli ediyor.

Müminin Allah’ın insana nasıl bir inayette bulunduğunu idrak etmesi, ona zevk verir ve cennet yaratır ve yüce Allah’ın diğer tecellileri için bir pencere olur. Yüce Allah’ın rahmetini idrak eden, ilk adımda yüce Allah’a şükreder. İbrahim suresinin 7. Ayetinin bir bölümünde ise şöyle buyruluyor:

لَئِنْ شَکرْتُمْ لَاَزیدَنَّکمْ

…eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. …

İşte bu şükretmekle Allah’ın inayetleri daha da artarak çoğalır. Fakt Allah’ın rahmetini idrak etmeyen kafir hiçbir şeyden nasip alamaz.

Rahman ve Rahim, Esma-ül Hüsnâ’nin en önemlilerindendir. Bu iki isim Kur'an-ı Kerim’in Tevbe hariç tüm surelerinde tekrarlanmıştır. Bu yüzden 113 kez tüm surelerin başında ve bir kez de hz. Süleyman’ın -as- Seba melekesine gönderdiği mektubun başında Neml suresinde “Bismillahirrahmanirrahim” gelmiştir.

Bu iki ismin her surenin başında ve Allah isminin yanında gelmesi ise her iki ismin önemini gösteriyor. Rahman ismi, her zaman batını ve zahiri sevgi ve muhabbet ile birlikte olan Rahim’in tersine bazen Allah’ın zor ve acı cezalarını da gösteriyor.

Şimdi akla bir soru geliyor. Yüce Allah’ın (genel rahmeti) olan Rahmaniye rahmeti nasıl bir ilahi azap ve ceza şeklinde ortaya çıkabiliyor? Rahman ismi çok geniş bir alt küme yelpazesine sahiptir ve Rahim isminden başka, “el-Müntekım” yani suçluları, adâleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran gibi isimleri de kapsar.

Yüce Allah’ın genel rahmeti tüm canlılar ve müminleri kapsadığı gibi suç ve cinayet işleyen zalimleri de kapsar. Fakat suçlular sadece başkaları hakkında değil kendi haklarında da zulmediyorlar ve Allah’ın gazap ve öfke isimleri kendileri hakkında tecelli etmesine sebep oluyorlar.

Yüce Allah’ın rahmani sıfatlarını tanımak için, Allah rahmetinin duygusal bir rahmet olmadığı konusuna dikkat etmek gerekir. Kur'an-ı Kerim ve özellikle yüce Allah nimetlerinden mübarek er-Rahmân  suresinde söz edilince hem cennet ve içindeki nimetler, hem cehennem ve acıları ile azaplarından ilahi nimet olarak söz ediliyor. Yani cehennem de nimetlerden biridir. Zira eğer bazıları cehenneme düşmezse zulmetmekten el çekmezler. Aslında yer yüzünde işlenen cinayet ve zulümler için bir cehennem olmazsa adalet sağlanmaz.

Cehennem ateşine düşen aslında kendi kötü ve çirkin amelleri nedeni ile Hakk’ın inayetini kaybetmiştir. Allah’ın rahmet yağmuru her yere yeksan yağar ve yukarı doğru olan tasları doldurur. Fakat ters olan taslara bir damla bile düşmez.

Kafir ve müşriklerin durumu da aynen böyledir. Bu yüzden yüce Allah, Tevbe suresinin 80. Ayetinde Rasûlullah’a –saa- hitaben şöyle buyuruyor:

Onlar için Allah'tan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.

Görüşler