Aralık 01, 2019 20:59 Europe/Istanbul

Yüce Allah A’râf suresinin 180. Ayetinde şöyle buyuruyor: Halbuki Allah’ındır en güzel isimler (esmai husnâ) onun için siz ona onlarla çağırın ve onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın, yarın onlar yaptıklarının cezasını çekecekler.

Bilindiği üzere yüce Allah kendini insanlara tanıtmak için belirli sıfatlar ile tecelli ederek belirli isimleri, Esma-ül Hüsnâ’yı kendisi için seçmiştir.

Bu isimler arasında “Allah” isminin diğer isimlere göre daha azim ve geniş çaplı olduğunu ve tüm ilahi sıfat ve kemalatı kapsadığına değindik. Ardından “Rahman” ismine işaret ederek “Allah” isminden sonra zikredilen diğer Esma-ül Hüsnâ olduğunu belirttik.

Bugünkü programımızda “Rab” ismine değineceğiz zira Allah’tan sonra Kur'an-ı Kerim’de en çok geçen Esma-ül Hüsnâ’dır. Kur'an-ı Kerim’de Rab ismi en az 950 kez geçmiştir.

Rab kelime anlamı itibarı ile malik, sahip ve ıslah edendir. Bu isim zamirlerin eklenmesi ile Rebbeküm, Rabbena, Rabbi vb.ne dönüşürken, diğer bazı isimlerle birleşince de Rabb-ül Semavat, Rabb-ül Arz, Rabb-ül Âlemîn'in vb. kullanılır. Rab ismi “Erbab” gibi isimler şeklinde başkaları için ve çoğul olarak da kullanılır. Arap edebiyatında ve lügatte ise bir şeyin sahibi olana Rab denir.

Nitekim Rasûlullah’ın büyükbabası hz. Abdülmutallib de kendini, develerinin “erbabı” olarak tanıtıyor. Kendisi Habeşistan kralının ordusu tarafından onun develerinin çalındığını öğrenince develerini ona geri vermesini istedi. Ordu komutanı ise askerlerine, “Abdülmutallib, kavminin reisi ve başıdır ve ben onun ibadet ettiği evi (Kâbe) yıkmaya gidiyorum. Eğer Abdulmütallib benden onu tahrip etmememi isteseydi kabul ederdim; fakat o benden develerini bırakmamı istedi. Develerini ona geri verin.” dedi.

Abdülmutallib ise onlara cevaben şöyle dedi:

أَنَا رَبُّ اَلْإِبِلِ وَ لِهَذَا اَلْبَیْتِ رَبٌّ یَمْنَعُهُ

Ben develerimin sahibiyim ve bu evin de bir sahibi vardır ki kendisi onun tahrip edilmesine mani olur

Kur'an-ı Kerim’e bakılınca tüm tağutlar, firavunlar ve küfür ile zulüm elebaşlarının hiçbir zaman yaratıcı olduklarını iddia etmedikleri, fakat her zaman başkalarının üstün Rabb’i olduklarını ve halen de bu iddiada oldukları anlaşılır. Nitekim firavun Naziat suresinin 24. Ayetinde kendini başkalarının işlerini düzenlemek ve hayatlarını idare etmekte karar veren olduğunu, (“Sizin en yüce Rabbiniz benim!” dedi.) kelimeleri ile iddia ediyor. Firavun halka hitaben ve yüksek sesle kendi Rububiyyetini, onların hayatlarında asıl karar veren olduğunu açıkça ifade ediyor

Rab kelime itibarı ile bir şeyi ıslah eden, terbiye eden, her türlü çalıyı ister insan, hayvan veya bitkinin kusurlarını gidererek onu kemale erdirendir. Aslında Rab, tüm varlıkların kaynağı ve sahibi olan Allah’tır ve kainattaki varlıkların tekamül süreçlerinde nelere ihtiyacı olduğunu çok iyi bilendir. Öyle ise Rab İslam kültüründe “mükemmel bir yetiştirici” yani kemale erene kadar hayat düzeninin temelini atan demektir

Rab yüce Allah’ın kapsamlı isimlerindendir ve Mâlik , İlah, Müdebbir, Hâdi, Muhyî  , Mümît,  Rezzâk, Hafîz ve Vekil gibi isimleri kapsar. Başka bir ifade ile Kur'an-ı Kerim açısından Rab, tüm eşyanın varlık temelinin O’nun elinde olmakla kalmayıp, mahlukların varlığı ardından bekası da O’na bağlı olan, mahlukların kemale ermeleri de O’na bağlı olandır.

Aslında Rab olan Allah, aynı zamanda el-Hâlik’tir, yani her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan var edendir.

Zira Hâlik olmak sadece yaratarak kendi haline bırakmak değildir, devamında her anda ve sürekli olarak İlahi feyiz onları kapsamalıdır ve bu da yüce Allah’ın mahluklara yönelik Rububiyyetidir. Rububiyyet, bir varlığı yaratmak, onu hak ettiği ve gerektiği kemale erişene kadar her an terbiye ederek yetiştirmektir. Aslında tüm yaratılanlar, tüm işlerinde, örneğin korumak, hayat vermek ve öldürmek, rızık vermek ve kemale ulaştırmakta tamamen Allah’a bağlıdır.

Rab ismi ile ilgili bir başka konu ise Rab anlamının Hâlik’ten farklı olmasıdır. Örneğin bir bahçıvan bir ağacı yetiştirendir fakat onu yaratan, Hâlikidır. Buna göre müşrikler dünya “Yaratanı- Hâlik”ini “Rabb”inden farklı olduğunu düşünüyorlardı.

Onlar yaratılışın aslını ve genel düzenin sorumlusunu büyük tanrı biliyor fakat daha küçük işleri kendi ortaklarına bıraktığı, onların dünya işleri ile uğraştıklarını savunuyorlardı

Fakat semavi kitap Kur'an-ı Kerim’de yüce Allah, Hâlik iken aynı zamanda yetiştirendir. Yarattıktan sonra kurulan bir saat gibi her şeyin otomatik olarak çalışıp O’nun iradesinden çıkması veya dünya olaylarında rolü olmaması söz konusu değildir. Bu yüzden kutsal kitabın her yerinde sürekli Rab kelimesine çeşitli şekillerde rastlıyoruz. Kur'an-ı Kerim açısından sadece varlık alemindeki tüm düzen yüce Allah’ın elinde değildir, üstelik her şey yani insanoğlundan cinler ve melekten dünyaya ve gökyüzüne, verimli topraklara kadar her şey yüce Allah’ın rububiyyeti kapsamındadır

İlginç olan konu ise bizim de yüce Allah’ın bu isminin kapsamı alanına girebilmemizdir. Yani başka bir ifade ile tıpkı müminlere sevgide bulunarak yüce Allah’ın Rahim adı kapsamına girebildiğimiz gibi, eğitime verdiğimiz önem ve bu yolda verdiğimiz çaba ile de “Rab” isminin kapsamına girebiliriz. Başka bir  ifade ile başkalarının eğitim sorumluluğunu üstlenen birinin merhametli olması gerekiyor. Yani yüce Allah’ın sevgi ve rahmetinin tüm kullarını kapsadığı ve zararları defettiği gibi iyi bir eğitmenin de yüce Allah'ın davrandığı gibi davranması gerekiyor. Müşfik ve merhametli bir eğitmen tıpkı yüce Allah’ın tüm olanakları, yetenekleri ve kabiliyetleri kullarında yarattığı ve onlara doğru yolu gösterdiği ve sonuçta da onların davranışları ile onlara hesap sorduğu gibi, tüm imkanları ve olanakları, öğrencilerini yetiştirmek için kullanmalı ve uhdesinde olan tüm sorumlulukları da en doğru şekilde yerine getirerek tecrübelerinden başkalarını yararlandırmalıdır.

Daha önceki programlarda da belirttiğimiz üzere dua etmenin en iyi ve seçkin adaplarından biri yüce Allah'ı Esma-ül Hüsnâ ile çağırmaktır. وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ فَادْعُوهُ بِهَا

Bu yüzden dua ederken Cenab-ı Hakk'a, Allah, Rahman, Rahim, Kerim vb. isimlerle sesleniyoruz. Fakat Kur'an-i Kerim'de en zirvedeki dualarda ve kul ile Allah arasındaki bağın en güçlü yerinde O'na Rab olarak seslendiğini görüyoruz.

Bu bağlamda Kur'an-i Kerim'in A'râf suresinin 55. Ayetinde yüce Allah yaratılış meselesine değinmenin ardından tüm kullarından Kendisine Rab olarak seslenmelerini isteyerek şöyle buyuruyor:

ادْعُواْ رَبَّکُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْیَةً

Rabbinize gönülden yalvararak ve gizlice dua edin.

Yine İsra suresinin 24. Ayetinde de şöyle buyuruyor:

قُلْ رَبّ ارْحَمْهُما کَما رَبَّیانى صَغیرًا

İkisine de, şefkatle, tevazu ile kol kanat ger.

“Rabbim, onların, beni, küçükken terbiye edip yetiştirdikleri gibi sen de, onlara merhametinle muamele et” de.

Yine Müminun suresinin 118. Ayetinde şöyle buyuruyor:

 وَ قُلْ رَبّ اغْفِرْ وَ ارْحَمْ وَ أَنْتَ خَیْرُ الرّاحِمین

(Resulüm!) De ki: "Bağışla ve acı rabbim! Sen merhametlilerin üstünüsün."

Ayrıca Kur'an-ı Kerim’in Taha suresinin 114. Ayetinde de,  şöyle yazıyor:

 قُلْ رَبّ زِدْنى عِلْمًا

"Rabbim! İlmimi arttır" de.

Bu gibi ayetler, mübarek Rab adının azametini, dünyada tüm güç, servet ve var olan her şeyin O’nun iradesi ve kontrolünde olduğunu gösteriyor. Bu yüzden biz tüm isteklerimizi Rab’den istiyoruz ve Kur'an-ı Kerim’de de peygamberlerden istenilenler, yine Rab tarafından yapılmıştır. Aslında yetki sahibi olan, tüm düğümlerin O’nun eli ile açılandan istekte bulunmak gerekir.

Görüşler