Aralık 06, 2019 19:26 Europe/Istanbul

Yüce Allah A’râf suresinin 180. Ayetinde şöyle buyuruyor: Halbuki Allah’ındır en güzel isimler (esmai husnâ) onun için siz ona onlarla çağırın ve onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın, yarın onlar yaptıklarının cezasını çekecekler

Bugün sizlerle Esma-ül Hüsnâ’dan, “el-Melik” ismini ele alacağız.

Yüce Allah, mülk v e melekûtun mutlak sahibidir. Tüm maddi ve manevi, dünya ve ahrette güç sahibi ve malikidir. Beka ve hayat O’nun hükmündedir ve her şeye sultandır.

Hatırlanacağı üzere geçen bölümlerin her birinde yüce Allah’ın kemalatını yansıtan Esma-ül Hüsnâ’dan bazılarına değindik. Önce Allah ismini ele aldık ve ardından Rahman ve Rahim özelliklerine değindik. Önceki sohbetimizde de Rab ismini inceledik ve Rab  kelime anlamı ile malik, sahip ve ıslah eden olduğunu, insanların terbiyesi, gelişmesi ve erdemliğe ulaşmasını sağlayan olduğunu söyledik.   

Bugün ise mülklerin sahibi, tüm şeylerin maliki ve padişahı anlamında olan “Melik” ismini kısaca ele almaya çalışacağız.

Melik ismi yüce Allah’ın tüm dünyaya ve kainatın sahibi olarak hükümranlık sürdüğü anlamınadır. Emirül müminin hz. Ali -as- bu isim hakkında şöyle buyuruyor:

“… Fakat bazı isimler şöyle veriliyor ki, yüce Allah kendisine iyi isimler seçmiştir ve kendini: tüm iyiliklerin sahibi (Melik-ul Kuddüs), her türlü eksiklikten ve noksanlıktan uzak, güven verici, egemen, yenilmez, telafi eden, büyüklük ve azamete şayeste vb. olarak adlandırdı. Bu isimlerden her biri, ki Allah onunla sesleniyor, hikmet üzeredir. Allah mahlukatı yarattı ve onlara emir ve nahy etti, ta ki “melik” adının gerçeği ve malik olmanın anlamı ortaya çıksın. Bu kelimenin 4 boyutu vardır: kabiliyet, heybet, hakimiyet ve emir ve nehy etmek bir arada görünüyor. Fakat yüce Allah’ın kabiliyetleri hakkında çeşitli ayetlerde bu cümleden Âl-i İmrân suresinin 47. Ayetinde şöyle deniliyor: … O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.” Bu “Melik” gücü, mükemmel güçtür ve ona sahip olan ise bir şeyin yaratılması için düşünmeye ihtiyacı yoktur; zira ne zaman bir şey isterse, istediği gibi onu tam ve mükemmel şekilde oluşur.”

Melik kelimesi mülklerin sahibi, tüm şeylerin maliki, tedbir almakta, siyasette ve emir ve nahiyde iktidar sahibi olmak, kimsenin onun gücünü engellemeyecek ve kimsenin ona hakim olmayacak demektir. Bu yüzden Nas suresinde yüce Allah’a “Meliki'n-nâs” deniliyor. İlginç olan ise Nâs suresinde “Melik” kelimesi “Rab” kelimesinin ardından gelmesidir ve bu da, yüce Allah’ın insanlın eğitmeni ve yetiştireni olduğu için onlara sahip olmaya layık olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan; insan da her kesi kendisine hakim olarak kabul etmiyor, ancak onu yetiştiren hariç. Aslında Rab, tek tek her insanın yaratanıdır, bu yüzden “benim Rabbim (Rabbi) yani Allah, tüm insanlardan uzak, benim “Rabbimdir”; fakat hakim olmak genel bir boyutu vardır ve bir topluluk olmadıkça hakim olmak da bir anlamı olmaz. Bu yüzden “Meliki'n-nâs” diyoruz

Yüce Allah, tüm mahlukların Hâlık’ıdır. Öyle ise onların mutlak malikidir ve tüm mahlukat ise onun mutlak mülküdür. Hiç şüphesiz değişiklik yaratmak, başkalarına da verilebilir fakat bu devretmek ise tam olarak başkasına verilemez; yüce Allah kendi kulları arasından bazılarını seçerek onlara emir ve nahiy hakkı veriyor ve başkalarını da onlara uymaya mecbur kılıyor. Nitekim Nisa suresinin 54. Ayetinde şöyle okuyoruz:

امْ یحْسُدُونَ النَّاسَ عَلی ما آتاهُمُ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ فَقَدْ آتَینا آلَ إِبْراهیمَ الْکتابَ وَ الْحِکمَةَ وَ آتَیناهُمْ مُلْکاً عَظیما

Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.

Yüce Allah bu ayette, değerli nübüvvet ve risalet görevinin hz. İbrahim -as- ailesinde eskiye dayandığını ve bu peygamberin Allah’ın tevhid yoluna diğer insanlardan kendisine daha yakın olduğunu belirterek, o aileye kitap ve hikmet, muazzam hükümranlık verdiğini belirtiyor.

Malik kelimesi Kur'an-ı Kerim’de Melik gibi yüce Allah’ın mutlak gücü ve malikiyet hakkını açıklıyor. Bu kelimenin kökü sahip ve varlık anlamında olan mülkten geliyor. “melik ve malik” kelimeleri yüce Allah’a has değil ve insanlar için de kullanılıyor. Aslında Allah, mülkiyet hakkını, sadece insanlar çevresinde anlamı olan insanlara da tanımıştır ve buna göre insanlar kendi varlıklarının malikidirler fakat yüce Allah karşısında hiçbir şeye sahip değillerdir. Zira insanın tüm varlığı yani yaşamı, hayatı ve mal varlıkları da Allah’ın mülküdür.

Bu yüzden yüce Allah Nur suresinin 33. Ayetinin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

وَ آتُوهُم مِّن مَّالِ اللهِ الَّذِی آتَاکُمْ

… Allah’ın size verdiği maldan da onlara verin….

Yine Tevbe suresinin 111. Ayetinde şöyle okuyoruz:

إِنَّ اللهَ‌ اشْتَرَی مِنَ الْمُؤْمِنِینَ أَنْفُسَهُمْ وَ أَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّهْ

Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.

Aslında yüce Allah insana ihsanda bulunarak ona bir mal verdiğinde daha sonra onu daha pahalı ve değerli bir karşılıkla satın alıyor.

İlginç olan ise bizler de yüce Allah’ın Esma-ül Hüsnâ’larından olan Melik ismi ile tanınabileceğimizdir. Zira yüce Allah insanı, kendisinin yer yüzündeki halifesi olduğunu belirterek Bakara suresinin 30. Ayetinin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

 إِنِّی جاعِلٌ فِی الْأَرْضِ خَلیفَةً

… Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım,…

Halife, yüce Allah’ın yerine geçebilmek demektir ve her insan bu sorumluluğu üstelenebilecek liyakate sahiptir. Tabi ki hilafetin dereceleri vardır ve mümin insanlar iman ve salih amelleri kadar ve yüce Allah’ın isimleri ve sıfatlarının kendisinde tecelli ettiği kadar O’nun halifesi olabilir.

Düşünün, bir firma veya şirketin müdürü kendi yerine geçecek birini belirlemek istiyor.  Hiç şüphesiz çalışmakta, yöntemde ve davranışta kendisine daha yakın olan birini seçer.

Yüce Allah’ın da sahip olduğu bazı isimler ve özelliklerinden bazıları daha düşük seviyede Halifet-u Allah’ta tecelli edebilir. Örneğin yüce Allah Settar-ül uyub yani ayıpları kapatan, Gaffar-ul Zunub yani günahları bağışlayan, sabırlı ve kerimdir. Bu yüzden yüce Allah’a yer yüzünde halife olmak isteyen biri bir nebze ayıpları örtmeli, günahları bağışlamalı, sabırlı olmalı ve insanlarla iyi geçinmelidir.

Yer yüzünde Allah gibi emirleri güçlü olan ve hiş bir işin kendisi zor olmayan biri, Halifet-u Allah olabilir. Tüm bunlar ise insan iradesinin yüce Allah’ın iradesi gibi olunca gerçekleşir. Tüm bunlar kurb-i nevâfıl" (nafileler ile Hakk'a yakın olma, sıfatlarından fani olma) olarak bilinen bir hadis kutside anlatılıyor. Resul Ekrem –saa- şöyle buyuruyor:

“Yüce Allah bana şöyle buyurdu: Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşır ve Ben ibadet ve iyi ameller ile Bana yaklaşan kulumu seveceğim. Ne zaman ki benim dostum ve mahbum olursa artık Ben o kulumun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı, işiten kulağı olurum.”

Aslında eğer insan günahtan uzak durur ve farz olanları yerine getirirse müstahap amelleri yerine getirirse yüce Allah’ın aşkı onun gönlünde tecelli bulur ve tüm vücudunu sarar. Onun gözü ilahi nurla aydınlanır ve yüce Allah gözü ile görür; kulağı melekut dünyası ve meleklerle bağlantıya girer ve meleklerin fısıltıları ise o kulun yüce Allah’a olan yolunda onu teselli eder. Sadece yüce Allah’ın rızası olan sözler dilinden dökülür ve Hak’tan başka bir şeyi talep etmez. Gözü, kulağı, dili, eli ve tüm bedeni yüce Allah’a ulaşır, böyle bir insan ise Allah’ın sevdiği biridir ve hiç şüphesiz ki böyle biri, melik ve hükümranlık gibi her nimete sahip olur.

Değerli dinleyiciler bugün bizlere ayrılan sürenin sonuna geldik. Hepinizle vedalaşırken “Mâliki yevmi’d-dîn – ceza günün sahibi”ne seslenerek Âl-i İmrân suresinin 26. Ayetini hep birlikte okuyoruz. Bu ayet, görünürde Rasûlüllah’ı hitap alıyor fakat o hazret hepimiz için bir örnek olduğu için bizi de kapsıyor:

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِکَ الْمُلْکِ تُؤْتیِ الْمُلْکَ مَن تَشَاءُ وَ تَنزِعُ الْمُلْکَ مِمَّن تَشَاءُ وَ تُعِزُّ مَن تَشَاءُ وَ تُذِلُّ مَن تَشَاء

De ki: "Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen her şeye kādirsin."/

 

Görüşler