Aralık 06, 2019 19:26 Europe/Istanbul

Hatırlanacağı üzere geçen sohbetimizde ilahi isimler ve sıfatların yüce Allah’ı tanımak için bir yol olduğunu söyledik. Zira yüce Allah’ın zatı, erişilmezdir ve kimse O’nu tanıyamaz ve sadece kullarının O’nu tanıması için elindekiler ise ilahi isimler ve sıfatlardır.

Nitekim ehlibeyt imamlarından hz. İmam Rıza -as- bu konuda şöyle buyuruyor: yüce Allah kendisi için bazı isimler seçmiştir ki kulları o isimlerle O’nu çağırsın ve tanısın.

Yüce Allah’ı tanımamız için bize yardımcı olan Esma-ül Hüsnâ’lardan biri Kuddûs ismidir. El-Kuddûs, hatadan, gafletten, acizlikten ve her türlü eksiklikten münezzeh, çok uzak ve pek temiz olan anlamındadır. Bu isim yüce Allah’ın münezzeh olmasını gösteren isimlerinden biridir ve O’nun her türlü insanı sıfatlardan uzak ve temiz olduğunu gösteriyor.

Arap edebiyatında Kuddûs, “Kuds” kökünün abartılmış çekim halidir. Aslında abartılı çekim, bir kişi veya bir şeyin vasf edilmesi, methedilmesi, övülmesi veya tam tersi kötülenmesi için kullanılırken muhataba o özelliğin önemi vurgulanmak isteniyor. Kuddûs  kelimesi, temiz, kusursuz, hatasız ve eksiksiz anlamındadır. Kuddûs her eksiklik veya hatadan temiz olan Allah’tır. O Allah ki ortak ve evladı yok ve tüm abes ve beyhude işlerden münezzehtir. Kuddûs kelimesinin anlamı için “الله القدوس الطاهر من کل شئ  Yüce Allah, tüm kötülüklerden ve yanlışlardan münezzehtir” rivayetine değinmek yeterli olacaktır.

Kuddûs kelimesi, Kur'an-ı Kerim’de iki kez geçmektedir. Biri Haşr suresinin 23. Ayetinde ve şöyle buyuruyor:

هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ی لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِکُ الْقُدُّوسُ

… O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir

Mübarek Kuddûs isminin geçtiği ikinci ayet  ise Cuma suresinin ilk ayetidir ve şöyle buyuruyor:

یُسَبِّـحُ لِلّٰهِ مَا فِی السَّمٰوَاتِ وَمَا فِی الْاَرْضِ الْمَلِکِ الْقُدُّوسِ الْعَز۪یزِ الْحَک۪یمِ

Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih eder.

Kur'an-ı Kerim müfessirleri Kuddûs kelimesini tüm zahiri ve batıni pisliklerden temiz olmak şeklinde yorumluyorlar. Onlar Naziat suresinin 16. ayeti

إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى

Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti:”

Ve ayrıca Taha suresinin 12. Ayetine

إِنِّی أَنَا رَبُّکَ فَاخْلَعْ نَعْلَیْکَ إِنَّکَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى

Muhakkak ki Ben, Ben senin Rabbinim. Şimdi pabuçlarını çıkar. Şüphesiz sen, mukaddes vadi Tuva’dasın.”

 işaret ediyorlar.

Pabuç ve ayakkabı genelde pis ve kirlidir ve Tuva ise kutsal bir mekandır. Bu yüzden yüce Allah hz. Musa’ya -as- pabuçlarını çıkarmasını emrediyor. Bu da zahiri pislikler ve kirlerden temizlenme anlamındadır. Diğer yandan da Bakara suresinin 30. Ayetinin bir bölümünde hz. Adem’i yaratırken meleklerin yüce Allah’a şöyle dediği anlatılıyor:

وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِکَ وَنُقَدِّسُ

… biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz…

Haşr suresinin 23. Ve Cuma suresinin 1. Ayetinde Kuddûs ismi Melik isminin ardından gelmiştir. Bu bağlamda bazı müfessirler şöyle diyorlar:

Bir çokları “melik”i, bazen zorbalık veya yağma ile kendi hükümranlığını sürdüren güçlü insanlar biliyorlar, nitekim bazı ayetlerde de padişahların bu çirkin hareketine değinilmiştir. Örneğin Neml suresinin 34. Ayetinde Saba kraliçesi, ileri gelenlere hitaben şöyle diyor:

ِانَّ المُلُوکَ إِذا دَخَلُوا قَرْیَةً أَفْسَدُوها وَجعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلها أَذِلَّة

(Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.

Bu yüzden Kur'an-ı Kerim Kuddûs kelimesini “el-Melik”ten sonra getirerek, yüce Allah siyerinin diğer padişahlardan tamamen farklı olduğunu gösteriyor. Bu hükümran ise tüm eksiklikler ve hatalardan münezzehtir.

Yüce İslam peygamberi hz. Muhammed –saa- şöyle buyuruyor: تَخَلّقوا باَخلاق الله  Ey insanlar nefis ve canınızda ilahi ahlak yaratın.

Başka bir ifade ile kendinizi ilahi ahlakla süsleyin. Yani eğer yüce Allah “Settar” ise ve kullarının ayıplarını örtüyorsa sizde  Allah’ın bu ahlakını örnek alın ve bu ilahi isim ve sıfatla süslenin. Öyle ise Allah gibi kimseyi rezil etmeyin, dostlarınız ve diğer Allah kullarının sırlarını açıklamayın.

Kuddûs ismi hakkında da bu isimle süslenmek isteyen kullar kendilerini temiz tutmalı, davranışları Kur'an-ı Kerim kriterlerine göre olmalı ki ilahi feyiz ve hikmet tüm benliğini sarsın.

Kutsi bir hadiste yüce Allah şöyle buyuruyor:

Yere ve göğe sığmam, fakat mümin kulumun kalbine sığarım.

İmam Cafer Sadık -as- da değerli bir hadiste şöyle buyuruyor: Mümin insanın kalbi, Allah’ın yeri ve haremidir, öyle ise Allah’tan başka kimseyi yerleştirmeyin.

Bu yüzden bu kutsal mahremiyet ve yüce haremde, heves, kin, şirk, dünyevi istekler ve şeytani vesveselere yer yoktur. Kirlenmiş bir kalbe, yüce ve öz ilahi maarif giremez. Eğer kalp karanlığa gömülmüşse hakikat ışığı saçamaz.

Kalbin temizliği ve Kuddûs sıfatına bürünmesi için kalbi günah paslarından silmeli, gönül sarayını tüm heva ve heveslerden temizlemeli öyle ki kalp Hak nurunun tecelli ettiği yer olsun . Kur'an-ı Kerim, takvalı insanlar ve salih alimlerle sürekli bağlantıda olmak, kendini ve nefsini temizlemek, günahtan ve özellikle haram yiyecekten uzak durmak ve Allah’ı anmak, insanın kalbini ayna gibi pürüzsüz ve saydamlaştırır.

Değerli dinleyiciler bize ayrılan sürenin sonuna yaklaşıyoruz. Fakat sizlerden ayrılmadan önce, rahmetli Neragi’nin Mirac el-Saade kitabından hz. İbrahim’den -as- bir hikayeyi anlatarak yararlı olmasını niyaz ediyoruz.

Yüce Allah İbrahim Halil’e -as- çok mal vermişti, öyle ki sadece 400 çoban köpeği, koyun sürüsünü koruyordu. Bazı melekler şöyle dediler: ibrahim’in Allah ile dostluğu, Allah’ın ona bağışladığı fazla mal ve nimetlerdendir.

Yüce Allah onlara hitaben şöyle buyurdu: Böyle değildir, onu sınayabilirsiniz.

Ardından Allah katına en yakın meleklerden Cebrail ve Mikail’i, ibrahim’in yanına giderek onun meleklerin sesini duyacak şekilde Allah’ı anmakla görevlendirdi. Hz. Cebrail Emin -as- doğuya giderek bir tepenin üstünde durdu. İbrahim Halil koyunlarının yanında iken güzel bir sesle “سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ tüm kötülüklerden münezzeh olan kutsal” dedi. Hz. Mikail de batıya giderek “رَبُّنا وَ رَبُّ المَلائِکَةِ وَ الرُّوحُ Rabbimiz ve melekler ve ruhların Rabbi” dedi. Böylece سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنا وَ رَبُّ المَلائِکَةِ وَ الرُّوحُ tüm dünyada yankılandı. Hz. İbrahim -as- Dost ismini duyunca tüm vücudu ile bağırarak, “Mabudumun adını ananlar! Eğer bir kez daha onu tekrarlarsanız koyunlarımın 3’te 1’ini size veririm.” dedi. Bunun üzerine hz. Cebrail bir kez daha “سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ tüm kötülüklerden münezzeh olan kutsal” derken hz. Mikail de “رَبُّنا وَ رَبُّ المَلائِکَةِ وَ الرُّوحُ Rabbimiz ve melekler ve ruhların Rabbi” dedi.

Maşuk adı, İbrahim Halil’i -as- öyle kendisinden aldı ki şöyle dedi: Bir kez daha söyleyin, koyunlarımın yarısı sizin olsun!

Allah’ın yakın melekleri hz. Cebrail ve hz. Mikail bir kez daha سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ ve  رَبُّنا وَ رَبُّ المَلائِکَةِ وَ الرُّوحُ değince İbrahim Halil heyecan ve sevgiden kendini kaybetti ve “Tüm koyunlarım sizin olsun! Bir kez daha Dostun adını tekrarlayın” dedi.

Cebrail ve Mikail bir kez daha سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنا وَ رَبُّ المَلائِکَةِ وَ الرُّوحُ tekrarlayınca İbrahim Halil bu sefer, “Artık verecek bir şeyim kalmadı. Ama sizin koyunlarınızın çobanı olabilirim. Bir kez daha benim Dostumun adını söyleyin” dedi. Onlar da bir kez daha tekrarlayınca, hz. İbrahim -as- şöyle buyurdu: “Eğer bir kez daha Mahbub’un adını söylerseniz ben sizin kulunuz olurum” dedi.

Cebrail ve Mikail yine Allah’ın adını tekrarlayınca bu sefer hz. İbrahim şöyle dedi: “Tüm malım sizin malınız, canım ise Mahbub’uma feda olsun!

Bunun üzerine Cebrail Emin şöyle dedi: Ey İbrahim Halil! Bizim sana ve koyunlarına ihtiyacımız yok. Ben Cebrail eminim ve o da kulların rızıklarını dağıtan arkadaşım Mikail’dir. Şimdi senin huzurunda itiraf ediyoruz ki gerçekten yüce Allah seni, Kendi dostu ve halili seçmiştir zira sadakatte mükemmel, dostlukta sadık ve itaatte ise halis ve istikrarlısın. /012

Görüşler