Aralık 13, 2019 23:30 Europe/Istanbul
  • İslam İnkılabının Büyük Ülküsü-12

Bu bölümde Amerika'nın İran karşıtı hasmane siyasetlerini ve de Siyonistler ve Suudilerin bu konudaki iş birliğini ele alacağız.

İslam İnkılabı halihazırda kırk yılı geride bırakarak yeni bir aşamaya ayak basıp ikinci adımını atmaktadır. Önümüzdeki yolda ise geçmişte elde edilen başarılar ve kazanımlar ileriye dönük hareketin güvencesi sayılır. Buna rağmen kimi tehditlerin olduğunu ve İran milletinin düşmanlarının ekonomik ve güvenlik gibi tüm alanlardaki araçlardan sorun yaratmak için yararlandığını unutmamak gerekir. İslam İnkılabı düşmanlarının nihai hedefi ise özellikle de genç nesil arasında ümitsizlik ve yeis oluşturmaktır. Burada sorulması gereken bir soru vardır. Acaba bu çabalar etkili olacak mıdır? Acaba İran İslam Cumhuriyeti tüm bu baskılara boyun eğecek midir?

Halihazırda Trump hükümeti İran'ın ekonomisine yönelik maksimum baskı siyaseti ve de İran'ı Amerika'nın istekleri doğrultusunda Barack Obama başkanlığı döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın yerine yeni bir nükleer anlaşmaya sürükleyip zorlamak istemesi süreci devam etmektedir. 

2 Mayıs 2019'da ise Amerika İran petrol ihracatı için tanıdığı muafiyetleri kaldırdı. Bu karar Amerika'nın İran ekonomisine karşı savaşının bir diğer adımı idi. Trump defalarca Amerika'nın İran'a zarar vermek istemediğini iddia etmiştir. Ancak 20 Mayıs gününde de "İran'ın ekonomisi düşüştedir. İran halkı için çok üzgünüm iddiasında bulunmuştu." 

İşte bu olup bitenler Amerika'nın İran milletine zarar vermekte kararlı olduğunu gösteriyor. Aslında bu girişimler, uluslararası kurallara göre bir cinayet sayılır. "

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ise geçen Mart ayında Amerika'nın İranlı selzedelere insani yardımların ulaşılmasını yaptırımlar bahanesi ile engellediği sırada Twitter hesabından bir mesaj paylaşarak şöyle demişti: "Bu yalnızca ekonomik bir savaş değil ekonomik terörizmdir."

Muhammed Cevad Zarif Twitter mesajında şöyle bir hatırlatmada bulundu: "Birleşmiş Milletler Teşkilatı Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararı ve de Uluslararası Adalet Divanı'nın kararlarının açık bir ihlali olup, İran Kızılayı'nın selzedelere yardım ulaştırmaktaki sürecini baltalamıştır. Bu doğrultuda arama kurtarma helikopterleri bile yaptırımlara tabi tutulmuştur. İşte bu sadece ekonomik bir savaş değil ekonomik terörizmdir."Kimi uzmanlara göre Amerika'nın İran'a yönelik azami baskı siyaseti yenilgiye uğrayacaktır. 

İranlı Siyasi analist ve araştırmacı Hüseyin Museviyan bu konuya ilişkin şöyle bir değerlendirme yapmıştır: "Trump hükümetinin adil olmayan isteklerinin hiçbiri gerçekleşmemiştir. İran'a yönelik maksimum baskı siyasetinin tek getirisi Amerika'nın uluslararası arenada tecride sürüklenmesi ve ortakları ile arasının daha fazla açılmasıdır. Bu siyaset ayrıca İran milletinin de Amerika'ya karşı kızgınlığını ve incinmişliğini derinleştirmiştir. Amerika'nın İran'a yönelik yasa dışı gayrı meşru yaptırımları İran halkına zarar verse de İran'ın siyasetleri değişmemiştir. "

Amerika ve Trump hükümetinin İran'a yönelik baskılarından ve yasa dışı girişimlerinden memnun kalan taraflar ise Siyonist Rejim ve de Beyaz Saray'daki savaş yanlısı kesimlerdir. 

Suudi Veliahdı Muhammed bin Selman "Savaşı İran sınırları içerisine götüreceğiz." dediğinde aslında Suudilerin husumet siyasetinin yanı sıra İran aleyhinde stratejik bir iş birliği içerisine girdiğini de göstermiş oldu. 

Suudilerin siyasal, ekonomik, askeri ve medyatik gibi alanlarda İran İslam Cumhuriyeti'ne zarar verme doğrultusundaki çabaları en şiddetli şekilde devam etmektedir. Suudi Rejimi İran'ın bölgedeki faaliyetlerini bahane ederek  Tahran'ı yıkıcı bir aktör olarak adlandırmaktadır. Suudi Arabistan ayrıca ekonomik anlamda da Amerika başkanı Donald Trump'ın yaptırımlarının arka perdesinde saklanıp özellikle de İran'ın petrol sektörünün yaptırımından küresel piyasalarda doğan eksiklikleri ve üretim azlığını gidermek istiyor.

 Askeri alanda ise Suudiler İran'ın bölgesel nüfuzuna karşı koymak için her türlü maddi ve manevi masraflar yapmaktan çekinmiyorlar. Suudi Arabistan özellikle de son on yılda Suriye, Irak, Lübnan, Afganistan, Pakistan ve de diğer bölgelerde terör örgütlerini besleyerek en korkunç terör örgütleri ve gruplardan yararlanarak İran'ın güvenliğini zedelemek ve yok etmek istemiştir. Suudi Arabistan İran İslam Cumhuriyetinin füze programı ile ilgili gerçekleri saptırarak bir yandan da Arap yarımadasını Avrupa ve Amerikan silahlarının deposu haline getirmiştir. Suud Rejimi bu hasmane girişimleri çerçevesinde bir yandan da İran aleyhinde karalama kampanyalarını medyatik savaş doğrultusunda sürdürmektedir. 

Son yıllarda MBC ve İndependent gibi Farsça yayın yapan kanallar Suudi Arabistan'ın sermayesi ile yayına başlamıştır. Bu kanalların program içerikleri göz önünde bulundurulduğunda hedef kitle olarak 30 yaş altı  İranlıların seçildiği görülmektedir. Guardian gazetesi ise bu alanda faaliyet gösteren bazı kanallara değinerek şöyle bir yazı yayımladı: "İran İnternational Londra'dan yayın yapan Batı Asya gelişmelerini etkilemek ve yönlendirmek isteyen bir kanaldır. Şimdi ise bu kanalın finansörü ve Suudi Arabistan ile ilişkileri hakkında sorular ortaya atılmıştır. "

Londra'dan yayın yapan İran İnternational Kanalı Mayıs 2017'de yani İran'daki cumhurbaşkanlık seçimlerinin hemen öncesinde yayın faaliyetlerine başlamış ve Farsça yayın yapan BBC ve Manoto kanalına paralel olarak siyaset yürütmeye koyulmuştur. Bu kanal, çalışanlarına çok yüksek maaşlar ödemektedir. Hatta bu kanalda çalışanlar benzer medya kurumlarına göre iki kat daha fazla maaş aldıklarını söylüyorlar. Guardian gazetesi bu raporunun diğer bölümünde ise Suudi Veliahdı Muhammed bin Selman'dan naklen şöyle yazıyor: "Yaklaşık 250 milyon dolar kadar olan İran İnternational kanalının bütçesi Suudi Arabistan tarafından ödeniyor." 

Suudi Arabistan'ın İran aleyhindeki medyatik komploları ve savaşı Britanya'da bulunan İndependent gazetesinin haber sitesi ve Suudi Arabistan Pazarlama ve Araştırma Şirketi-SRMG ile iş birliği anlaşmasının imzalanması ile yeni bir boyut kazandı. 

Guardian gazetesi, İngilizce olmayan İndependent'ten doğan medya organlarının İndependent standartlarına ne denli uyup uymadığı konusu hakkında şöyle bir yazı yayımladı: "İndependent gazetesinin Suudi bir şirket ile İndependent adında çok dilli sitelerin kurulması için imzaladığı anlaşmada, birçok muğlak nokta ve kaygı verici husus vardır. Böylece Farsça, Türkçe, Orduca ve Arapça olarak faaliyet gösterecek dörtlü medya baş editörlerinin tarafsızlığı ve medyatik bağımsızlığı şimdiden sorgulanmaya başlanmıştır. "

Böyle bir yaklaşım çerçevesinde Muhammed bin Selman ve Adil El Cubeyr gibi Suudi yetkililer İran'ı Arap ülkelerin içişlerine karışmakla itham edip Amerika'yı İran'a baskı uygulamak için teşvik etmektedir. 

Etiketler

Görüşler