Aralık 08, 2019 13:49 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Davutoğlu'ndan Erdoğan'a Şehir Üniversitesi yanıtı

Star:

Su-57'ye daha güçlü yeni motor

Karar:

Artan maliyetlerle yeni yılda zam kaçınılmaz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Uğuroğlu, 7 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan'lara arz ederim…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“16 Nisan Referandumu ile bugün ülkemizde biri cumhurbaşkanı diğeri AKP genel başkanı iki Recep Tayyip Erdoğan oldu. Termik santral bacalarına filtre takılmasını erteleyen AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın Meclis'te MHP desteği ile kabul edilen yasasını Cumhurbaşkanı Erdoğan "veto" etti… Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gerekçesi çok sağlam: "Bir tarafta halkım var. Bir tarafta buradaki sermaye var. Kusura bakmasınlar…"”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Tamam, kabulümdür… Bu durumda benim de şunları yazmak için "halkım" adına "hakkım" doğuyor… AKP Genel Başkanı Erdoğan, emeklilikte yaşa takılan EYT'liler için diyor ki;

"Arkadaşlarıma söylüyorum beni bu yola asla teşvik etmeyin. Seçim kaybetsek de yokum." Cumhurbaşkanı Erdoğan desin ki;

"Kusura bakmayın bir tarafta halk var. EYT'liler için de hak var… Devlet bütçesi zarar ederse etsin be"

AKP Genel Başkanı Erdoğan zarar eden şehir hastaneleri için diyor ki;

"Zarar ederse etsin be…"

Cumhurbaşkanı Erdoğan desin ki;

"Bir tarafta buradaki sermaye var. Kusura bakmasınlar. Devleti niye zarar ettirelim. Şehir hastanelerini devlet yapar, kar da zarar da devlete olur…"

AKP Genel Başkanı Erdoğan, atanamayan öğretmenler için diyor ki; "Kendinizi sadece öğretmenliğe kitlemeyin."

Cumhurbaşkanı Erdoğan desin ki; "Bir tarafta halkım var. Fermanımdır, damadım hazine ve maliye bakanlığından atama bekleyen öğretmenlerimize kadro vermeli. Siyasetçiler kusura bakmasınlar…"

AKP Genel Başkanı Erdoğan zarar eden çiftçiye diyor ki; "Ananı al da git…"

Cumhurbaşkanı Erdoğan desin ki; "Siyasetçiler kusura bakmasınlar, bir tarafta çiftçi, köylü halkım var. Köylü milletin efendisidir, Bay Tayyip çiftçime böyle hitap ettirmem…"

AKP Genel Başkanı Erdoğan polislere, öğretmenlere diyor ki;

"3600 ek gösterge meselesini söz verdiğimiz şekilde çözeceğimizi ifade etmek istiyorum. Seçimden sonra ele alacağımız konulardan biri de budur…"

Cumhurbaşkanı Erdoğan desin ki; "Bay Tayyip seçimin üzerinde 18 ay geçti, hala ele alamadınız mı? Bir tarafta halkım var, bütçe zarar ederse etsin be…"

AKP Genel Başkanı Erdoğan enflasyon üstünde zam isteyen işçi, memur, emekli ve asgari ücretliler için diyor ki; "Biraz insaf edin. Bütçe dengeleri ne kadar müsaade ederse o kadar zam yaparım…"

Cumhurbaşkanı Erdoğan desin ki; "İşçi de memur da halkımızın parçasıdır. Onları insanca yaşatmak için, enflasyona ezdirmemek için hak ettikleri zamları vereceğiz…"

AKP Genel Başkanı Erdoğan, tank palet fabrikasının BMC-Katar ortaklığına verilmesi için diyor ki;

"Fabrikamızın satılması yalanını uydurarak konuşuyor Bay Kemal, kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Buna inananlara üzülüyorum. Kusura bakmasınlar Tayyip Erdoğan böyle bir yola tevessül etmemiştir. Bundan sonra da etmez.

Cumhurbaşkanı Erdoğan desin ki; "Cumhurbaşkanlığı kararı çıkardık ama ihale yapmadık, tahsis verdik… İhale şart değil, tahsis madem bu iddialar var, gizli tuttuğum cumhurbaşkanlığı kararını açıklayayım…"

…***

Mustafa Karaalioğlu, 7 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “başkanlık sisteminin tutmayan tahminleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifdelere yer veriyor:

…***

Başkanlık sisteminin aksamasıyla yerel seçim sonuçlarının yakın ilişkisi var elbette ama sistemin yetersizliği birkaç belediyeyi hangi partinin kazandığından çok daha önemlidir.

Anayasa değişikliği oylamaya giderken de görülen eksiklikler ve apaçık problemler sistemin ikinci yılı sürerken daha bariz şekilde yaşanmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın daha çok yetkiyle donatılmasını, Cumhurbaşkanlığı dışındaki kurumların önemsizleştirilmesi olarak anlayan ve tatbik eden bir sistemin problem yaşamaması da zaten imkansızdır. Sistem, en baştan iktidarı koalisyona mecbur bırakarak bir yandan AK Parti’yi kendi prensipleri ve felsefesinden uzaklaştırırken öte yandan koalisyon karşıtı blokla aradaki mesafeyi tamamen açtı.

Başkanlık sisteminin AK Parti açısından öngörülemeyen veya bu çapta gelişmesi beklenmeyen asıl önemli sonucu parti içindeki ayrışmanın yeni partileşmelere doğru gelişmesidir. Başkanlık sistemi olmasaydı bu gelişme yaşanır mıydı bilemiyoruz ama dramatik olan şudur: İktidarda kalabilmek için gereken yüzde 50+1’i ancak MHP ile tamamlayabileceği gerçeğiyle yüzleştikten sonra, şimdi de içinden çıkacak iki yeni partinin açacağı gedikle mücadele edecektir. 

Yeni partilerin kaç puan alabileceğine dair tahminleri bir yana bırakalım. Tabelalar asılıp tartıya çıktıklarında, atmosfer şekillenir ve güvenilir anketlerden anlayacağımızı anlarız. Asıl mesele AK Parti’den kaç puanlık kayıp olacağından ziyade iktidarın söylem tekelinin karşı karşıya bulunduğu tehdit olacaktır. Bugüne kadar ekonomi, dış politika ve hukuk başta olmak üzere güçlü ve neredeyse tek taraflı bir hikayeye sahip olan Erdoğan ve AK Parti yeni partilerle birlikte bu avantajını kaybedecektir. Sistemin bariz aksaklıklarıyla birlikte çözüm önerileri ve yeni perspektifler denkleme girecektir. Basit ifadeyle yeni ve farklı sesler çoğalacaktır.

Bu da başkanlık sisteminin tahmin edilemeyen bir sonucu olmalı. Partilerin önemsizleşeceği, zayıflayacağı iddia edilmişti ama tam tersi oldu. İYİ Parti’nin ardından şimdi iki yeni parti daha denkleme dahil oluyor. Oysa, tahmin edilen ve yeni sistem önerilirken seçmene söylenen aksiydi. Esasen eski sistemde sınırlı etkiye sahip CHP’nin ittifak modeli sayesinde yerel iktidarı kazanacak kadar belirleyici hale gelmesi de başkanlık modelinin bir başka tahmin edilemeyen sonucudur. Hatalı bir sistem, şimdi siyasi dinamiklerle onarılmaya çalışılacak. Görünen o ki bu uzun ve zor bir yol olacak.

…***

Uğur Civelek, 7 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, “Ekonomi politikası tasarımları güven vermiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geride bıraktığımız hafta içinde açıklanan ekonomik verilere ve küresel ölçekteki kısa vadeli yapay zorlamalara bakarak, geleceğe yönelik beklenti ve eğilimlerin daha iyiye gideceğini söylemek pek olası görünmüyor. Fakat siyasi irade ile sistemi oluşturan kurumsal yapının yetkilileri, ısrarla aksini iddia etmek ve bize güvenin diye yalvarmak zorunda kalacakları bir döneme giriyor!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gerek küresel ve gerekse bölgesel ve ulusal koşullar, ağırlaşan sorunlar nedeniyle dalgalı bir şekilde olumsuzlaşıyor. Kısa vadeli ateşkes veya mola gibi yapay zorlamaların gerçekleri geçici bir süre için görmezden gelen yapısı, genel eğilimin değiştiği anlamına gelmiyor. Fakat sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtararak zaman kazanmak için, geniş kesimleri aldatmak ve güven bunalımına dayalı panik atakların yaşanmasını engellemek gerekiyor!

Önümüzdeki yıl koşullar izin verir ve vatandaşlarımızı baştan çıkarabilirsek, ekonomik durum korkulduğu kadar kötü olmayabilir! Hayali varsayım enflasyonunu azdırarak, iyimser senaryo oluşturmak için tüm sınırları zorlayanların ciddi açmazları var. Bu saatten sonra aklını iyiye kullanma olasılıklarını tüketmiş oldukları için birbirlerine güvenemeyen bu kesimler, herkesin kendilerine güvenerek teslim olmasını bekliyor!

Yaşadığımız coğrafyanın küresel güç mücadelesi yapanlar açısından taşıdığı jeopolitik önem, belirsizliği artıran ve anormal tutarlılık standartları üreten özellikleri bünyesinde barındırıyor. Geniş kitleler için duygusal yapı ve gelişmiş doğaçlama yetenekleri, söz konusu koşulların yan ürünü olarak karşımıza çıkıyor ve kısır döngüyü tamamlıyor! Eğer durum böyle olmasa idi, son bir asrın yaşanmışlıkları çok daha farklı olabilirdi!

Tüm umutlarını, iyimser senaryo çerçevesinde iç talep artışına bağlamak zorunda kalanların durumu güven vermiyor. Küresel veya bölgesel herhangi bir olumsuzluk, gelir dağılımı ve rekabet koşullarındaki bozukluğun etkileri, kurumsal yapı ile geniş kesimler arasındaki çıkar çatışmasının tehlike sinyalleri vermesi benzeri gelişmeler ortalığın karışmasına ve evde yapılan hesapların bozulmasına sebep olabilir. Mevcut tasarımlar, bu türden herhangi bir gelişme yaşanmayacağı veya yaşansa bile etkisiz kılınabileceğini varsayıyor!

Üreten kesimleri ve ağırlaşan sorunları görmezden gelmekte ısrarlı olan, 2020 yılına yönelik para ve maliye politikası tasarımları güven vermiyor.

Etiketler

Görüşler