Aralık 08, 2019 20:57 Europe/Istanbul

Hatırlanacağı üzere geçen sohbetimizde sürdürülebilir kalkınma konusunu ele aldık. Bugün ise su krizinin gelecek nesillerin gıda güvenliğini ne kadar etkileyeceğini ele almak istiyoruz.

Geçen bölümlerde suyun eskiden beri dünyada kalkınmanın önemli etkenlerinden biri olduğunu belirttik. Antik insanlar genelde nehirler ve su kaynakları yakınında toplanır ve ziraatle uğraşırlardı. Söz konusu kaynakların %97'si tatlı su değillerdi ve bu yüzden çok kısıtlı bir bölümü insan tarafından kullanılabilirdi. Buna ilaveten yer kürede bulunan suların en az %76,1'i kristal veya buzullar halinde olmasından dolayı insan tarafından kullanılamazdı.

Yeni ve modern tarımcılık yöntemlerin kullanılması ve suyun verimli halde kullanılmsı ise, dünyada artmakta olan nüfusun gıda maddelerini sağlama hedefine ulaşmak için hayati etkenlerdir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun tahminlerine göre gelecek 30 yılda insanlar %60 daha fazla gıdaya ihtiyaçları olacaktır. Bu artışın büyük bir bölümü ise sulamaya ihtiyaç duyan, daha fazla üretim için daha az arazi kullanma yöntemi olan yoğun ekimden olacaktır.Bu yüzden su kaynaklarına ulaşma ve rekabet meselesi insan için temel sorunlardan biri olcaktır, bu yüzden gıda ürünleri için suyun en verimli ve doğru kullanımına dikkat etmek gerekiyor.

Tarım sektöründe doğru üretim yönteminin kullanılması ve geleneksel tarım metotlarının modernleştirilmesi, suyun tarım sektöründeki verimlilik düzeyini arttırmanın ilk çözüm yoludur. Bu arada modifiye tohumların (gmo) kullanılması, toprak kalitesini yükseltmek ve tarımcılığın diğer modern yöntemlerini kullanmak, eşzamanlı olarak üretimin artmasına ve su kaynaklarının verimli kullanılmasına sebep olabilir.

Bu arada sulama yöntemlerinin modernleştirilmesi ve su sızıntılarının önlenmesi de büyük önem taşıyor.

Tarım sektörü mevcut suların en az %70'ini kullanmakla, su tüketiminde en büyük sektördür. Ürünün yetişmesi için önemli miktarda su kullanılması gerekiyor, öyle ki bir kilo pirinç yetiştirmek için 1-3 metreküp su kullanılmalıdır.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO tarafından gelişmekte olan 93 ülkede yapılan araştırmalar, söz konusu ülkelerde su rezervleri hızla azalmakta olduğunu gösteriyor. Bu kaynakların yeri dolmazken 10 ülke kritik durumdadırlar, şöyle ki tarım için gereken suyun temini bağlamında yenilenebilir su rezervlerinin %40'ını kullanmak zorundadırlar. Bu arada 8 ülke de su temini için ciddi sorunları vardır ve bu ülkeler de yenilenebilir su kaynaklarının %20'sini tarım sektörüne tahsis etmeleri gerekiyor.

Gelişmekte olan ülkeler kendi besinlerini üretmek için her ne kadar kuru tarım ve sulama yöntemi tarıma özen gösterseler de tarım ürünlerinin çoğu sulama yöntemi ile yetişir. FAO’nun tahminlerine göre 2030 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerde sulama tarım arazileri %20 kadar artacaktır. Ürün yoğunluğu ile ekim alanı 250 milyon hektardan 320 milyon hektara yükseltilebilir. Söz konusu artış için her damla suyun en verimli şekilde kullanılması gerekiyor.

Gıda ve su güvenliği ile eksikliği, “topraktan” başlar. BM çok ses getiren raporunda toprak verimliliğinin sona erdiğini duyurdu. BM uzmanlarının incelemeleri, mevcut sürecin devam etmesi ile besin üretmek için kullanılan toprakların ancak 60 yıllığına verimli olabileceğini gösteriyor. Bu korkunç düşüncenin görüntüsünü hali hazırda dünyada –genelde toprak erozyonu nedeni ile- dünya tarım ürünlerinde %20’lik düşüş görebiliyoruz.

Karada küçük çiftçilerin arazilerinin gaspedilmesi örneği denizlerde de yaşanıyor. Dev firmalar küçük balıkçıların yerini alıyorlar böylece avlanan balıklar, besine ihtiyacı olanlara değil, daha az ihtiyacı olan fakat daha zengin olanlar için ihraç ediliyor. Dünyada yaklaşık 3 milyar insan günlük protein ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü deniz ürünlerinden temin ediyor. Fakat mevcut sürecin devam etmesi ile deniz ürünlerini nerelerden temin etmeliyiz?

Endüstriyel hayvancılığın verimliliği şaşırtıcı şekilde düşüktür. Hali hazırda buğday ve tahıllardan üretilen kalorinin %36’sı ve proteinin %53’ü hayvanların beslenmesi için kullanılıyor. Söz konusu besin maddelerin 3’te 2’si gıda işleme sürecinde yok oluyor.

Guardian dünya çapından edindiği verilere dayanarak yayınladığı raporda  bitkilerden (fasulye ve bezelye) edinilen her gram protein için bir santimetre toprağa ihtiyaç olduğunu bildirmiştir. Aynı miktarda hayvansal protein için bir metre kare yani yaklaşık 100 kat fazla toprağa ihtiyaç vardır.

Tabi ki hayvancılık için uygun olan topraklar tarım için elverişli olmayabilir. Fakat bu alanlar doğal hayat ve ekosistemin kalıcı olması için temel role sahiptir. Sulaklar kurutuluyor, ağaçlar kesiliyor ve fidanları ise kökten çıkartılıyor. Etobur hayvanlar avlanıyor ve bitkiden beslenen hayvanlar ise doğal ortamdan sürülüyor ve her geçen gün daha fazla alan vahşi hayattan yoksun bırakılıyor. Daha fazla hayvansal protein üretmek için Madagaskar ve Brezilya yağmur ormanları yok ediliyor.

Halihazırda, daha fazla et tüketmek bir yana ihtiyacımız olan besinleri üretmek için bile gereken alana sahip değiliz. Yoksul kesimin gıdasını sağlayabilen arazilerin et üreten çiftliklere çevirmek, pratikte yoksul insanların besinlerini ağızlarından çalmaktır. Tabi bu şekilde, gezegenimizden de biyoçeşitliliği de tamamen silmiş oluyoruz.

21.yüzyılın başından itibaren neredeyse İran yüzölçümünün yarısı kadar bir alan yoksul insanların avucundan çalınmış ve sanayi büyük tarım alanlarına dönüştürülmüştür. Bu tarım alanları söz konusu bölge halkının besinlerini değil, zengin ülkelerin talep ettiği tarım ürünlerini yetiştiriyor.

Tabi ki bu krizler, yok edici ve korkunç etkileri vardır fakat olayın tümü değil. Dünyada genel gelir düzeyin artması ile büyük bir çoğunluğun beslenme modeli bitkisel protein bazlı beslenmeden hayvansal proteine geçmektedir. Son yarım asırda et üretiminin miktarı 4 kata çıkmasına rağmen zengin ve yoksul ülkeler arasındaki fark ise daha da artmıştır. Ortalama küresel tüketim miktarı İngiltere’nin yarısı ve Amerika’nın 3’te 1’idir. Bu ülkeler dünyada en fazla et tüketen ülkeler olarak tarım arazilerinin çoğunu tahrip etmişlerdir. Peki bunca besini nereden sağlamak gerekir?

Dünya nüfusunun sabit kaldığını farz etsek de yine de beslenme modelindeki bu değişiklik kalıcı olamaz. Şimdi dünya nüfusunun artmakta olduğunu da düşünsek, et tüketim oranının artması ile daha fazla insanın açlığına şahit olabiliriz. BM 2010 yılına göre 2030 yılında et tüketim miktarının %70 artacağını tahmin ediyor. Bu oran aynı dönemde nüfus artış oranının 3 katıdır. Bu gibi sebeplerden dolayı, et tüketimine olan talebin artması nedeni ile daha fazla arsa hayvancılık faaliyetleri için ayrılır. Mevcut artış ile 2050 yılına kadar 2005 yılında et üretimi için ayrılan arazilerin iki katı, et üretimi için tahsis edilmelidir. Fakat yer küremizde böyle bir talep artışı için gerekli arsa mevcut değildir.

Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü ( International Water Management Institute) tarafından açıklanan rapora göre tahmin edilmeyen hava durumu konusu, çeşitli su depolama seçenekleri için yüklü yatırımlar gerektiryor, böylece dünya topumu böyle belirsiz ve bilinmeyen durumdan geçiş için hazır olabilir. Hali hazırda sulama tarıma bağlı beslenen toplumlarda milyonlarca çiftçi, bu hayat kaynağı unsurun tahmin edilmez ve düzensiz ulaşım imkanı ve azalma tehlikesi ve riski ile karşı karşıya bulunuyorlar. Küresel uzmanların belirttiğine göre dünyada insanların besinlerini üreten toplumun sayısı, su yönetiminde yeni ve daha ciddi bakışlar ve kararların alınmasını gerektiriyor.

Asya kıtasında tarım arazilerin yaklaşık %66’sı sulanmazken Afrika’da besin maddeleri üreten tarım alanlarının yaklaşık %94’ü yağışlarla sulanıyor. Bu verilere göre uzmanlar Afrika ve hindistan’da yaklaşık 500 milyon insanın tarımda yeni sulama metotlarından yaralanabilirler.

Maalesef yağışların yüksek olmasına rağmen gerektiği kadar bu sulardan yararlanılmıyor. Örneğin Afrika çiftçileri eskiden beri daha iyi ve verimli bir ürün için en uygun tohum serpme zamanını biliyorlardı fakat hali hazırda yağışları tahmin edemedikleri için en uygun zamanı belirleyemiyorlar.

Bu yüzden geçimleri tarımdan sağlanan bu gibi çiftçilerin bekası ise yağışlara bağlıdır.

Bu gibi çiftçiler muhtemel zararların riskini azaltmak için her mevsimde az miktarda tohum serperek daha az hasat kazanıyorlar. Onlar ürünlerinin zamansız yağışlarla serptikleri tohumların yıkanacağı veya yağışların gecikmesi ile kuruyacağını biliyorlar. Bu şartlarda iklim değişikliğinde her geçen gün yaşanan böyle dalgalanmaların sonuçları, daha endişe verici sonuçlar doğurabiliyor.

Etiketler

Görüşler