Aralık 10, 2019 21:00 Europe/Istanbul

Doğada çevre sağlığına zarar verecek 3 önemli faktör mevcuttur, hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliği. Su kirliliği ve onun günümüz yaşam üzerindeki derin etkisi, su krizi ve kıtlık konularında gündeme geliyor ve çok ilgi gösterilmesi gereken konulardan biridir.

Su kaynaklarının kirliliği, su ekosistemini tehdit eden önemli faktörlerden biridir. Bu kirliliğin çevre tahribatı ve ekonomik zararlar gibi tehlikeli sonuçları vardır. Su kaynakları genel bir sınıflandırmada, nehir, ırmak ve göletten oluşan yüzeysel sular, yer altı suları ve deniz ile okyanuslar olmak üzere 3 kategoriye ayrılır.

Su kirliliği genelde ani bir olay değildir ve daimi olan zararlara ve rahatsızlıklara sebep oluyor. Bu konuda atık suların doğadaki sulara karışması ve de asit yağmurlarının dönemsel etkilerini örnek verebiliriz.

Sular bazen doğal yollardan kirlenir, mesela selden dolayı suların bulanık veya çamurlaşması; fakat bu tür kirlenmeler genelde zamanla giderilir ve sular durulur.

Geçen sohbetimizde patojenik mikroorganizmalar, dezenfektanlar, sıcaklık değişimi ve renk değişimi gibi fiziksel değişiklikler ve kimyasal maddeler gibi geniş bir yelpazenin suyun kirlenmesine sebep olduğunu söyledik. Kalsiyum, sodyum, demir, magnezyum vb. bir çok kimyasal maddenin suda doğal olarak bulunmasına rağmen, sudaki oranları hangisinin kirletici unsur olduğunu gösterir. Sudaki normal seviyenin üzerindeki maddelerin yoğunluğu, bitkiler ve diğer canlıların hayatını kötü yönde etkiler ve ciddi hasarlara yol açar.

Su kirliliğinin ana kaynakları, kentsel, endüstriyel ve tarımsal kirlilik olarak üçe ayrılır.

Kentsel kirli sular, evler ve ticaret merkezlerinin atık sularıdır. Nitrat ve bakteri ise insan ve hayvan atıklarında bolca bulunan iki kirletici maddedir. Fosseptik tankları ve atık kuyuları, suyun bakteriler ve nitratlarla kirlenmesine sebep olabilirler. Buna ilaveten mutfak atıkları ve çöplerin de toplandığı yerler, kirliliğin kaynağı olabilirler.

Günümüz yaşamın vazgeçilmezlerinden biri de ilaçlardır ve insanlar ve hayvanların tedavisi için kullanılır. Çevrede ilaçların varlığı ise günümüz dünyasının önemli ve düşünülmesi gereken konulardan biridir öyle ki bir çok bilim adamı ilaçların kaderi ve doğadaki çözülme sürecini bulmak için geniş çapta araştırmalar yapıyorlar. Yapılan çalışmalar ve araştırmalara göre ilaçlar büyük hacimde ve binlerce noktadan çevre ve doğaya karışıyorlar. Maalesef canlılar ve bitkiler üzerindeki olumsuz etkileri de genelde daimi olarak kalıcılaşıyor

İlaçların insan, bitki veya hayvan vücudunda kolayca hücreler tarafından emilmesi için yüksek oranda suda çözülmeleri gerekiyor. İlaçlar öz itibarı ile canlıları etkilemek için çok güçlü biyolojik faaliyetleri vardır. Buna ilaveten ilaçlar biyolojik açıdan bileşenlerine ayrılmaya karşı da çok yüksek dirence sahiptirler. Öyle ki normal şartlarda ayrışmazlar, bunun için özel şartlar gerekir. Sonuçta ilaçlar, yüzeysel veya yer altı içme su kaynaklarına karışır ve çevreyi olumsuz yönde etkiler.

En az 3 bin çeşit kimyasal madde insan, hayvan veya bitkilerin ilacı için kullanılıyor. Bu arada antibiyotikler, dünya çapında yılda 100 ila 200 bin ton kullanma miktarı ile insan enfeksiyonlarının kontrolü için önemli oranda kullanılıyor. Antibiyotikler tüm ilaç bileşiklerinin %15’ini oluşturuyor ve suların antibiyotik atıkları ile kirlenmesi ise su kirliliği konusunda önemli bir sorun olarak tartışılıyor.

Gübreler ve böcek ilaçları, suyu ciddi oranda kirleten diğer etkenlerdir. Çiftçiler ürünlerinin kaliteli olması ve böceklerden etkilenmemesi için kimyasal gübreler ve böcek ilaçları kullanıyorlar. Tabi ki her ikisi de kentlerin çevresindeki bahçelerde de kullanılıyor ve bu yüzden yer altı sulara sızması da büyük bir ihtimaldir. Tabi ki bu gibi su kirlilikleri, kullanılan kimyasal maddeler ve oranlarına da bağlıdır. Toprağın çeşidi, yağmur oranı ve mevsim karları gibi çevre şartları da bu gibi kirliliklerde önemli etkenlerdir.

Kimyasal gübrelerin bir çoğu nitrojenin çeşitli bileşenlerini içeriyorlar ve bu da tehlikeli madde olan nitrata dönüşebilir. Ziraatta bazı drenaj sistemleri gübreler ve böcek ilaçlarını kendinde biriktiriyor. Biriken bu kirli su yeraltı sular, nehirler ve ırmakların kirlenmesine sebep olabilir. Buna ilaveten evlerde böcekler ve haşereleri yok etmek için kullanılan kimyasal ilaçlar da bir nevi kirletici madde sayılıyor. Oluşan kirlilik söz konusu ilacın içerdiği kimyasal madde ve oranına bağlıdır. Tabi ki suyun geçtiği toprağın kalitesi de suyun kirliliğinde etkilidir.

Sanayi madde ve atıklar, sanayi toplumun su kirliliğini etkileyen diğer faktördür. Birçok kimyasal tehlikeli madde geniş çapta yerli fabrikalar ve endüstride kullanılır. Eğer bu maddeler doğru bir şekilde arındırılmazsa içme suyunun kirlenmesine sebep olabilir.

En bilinen sanayi kirleticiler, yerli fabrikalar, sanayi projeler ve hatta benzin istasyonu ve kuru temizleme gibi küçük sanayi ve işletmeler olabilir. Tüm bu mekanlarda dikkatlice temizlenmesi gereken kimyasal atıklar vardır. Bu maddelerin yanlış şekilde temizlenmesi veya doğaya bırakılması ise yer altı suları kirletebilir.

Suların gıda endüstrisi tarafından kirlenmesi değinilmesi gereken önemli konulardan biridir. Gıda sanayiinde atık suların kalitesi ve miktarı çok değişiktir; Organik madde oranı, sıvıda yarı katı atıkların oranı ve mevsim değişikliğinden önemli oranda etkilenmesi ise suyun kirliliğini arttıran faktörlerdir. Gıda endüstrinin atık suları, protein, yağ ve karbonhidrat olarak 3 kategoriye ayrılır ve belirtileri de yağı, nitrojen ve fosfor oranıdır.

Tekstil sanayi faaliyetleri sonucu suyun kirlenmesi ise insan ve doğanın sağlığını kötü yönde etkileyen faktörlerden bir diğeridir. Bu kirlilik ise doğal ve suni olmak üzere ikiye ayrılır, tabi ki nitelik ve niceliği ise piyasa sürecine göre değişir. Örneğin yün iplik sanayide yüksek oranda yağ ve alkalikler mevcuttur; ya da kumaş boyama endüstrisindeki atık sularda da boya, katkı maddesi ve çeşitli kimyasal madde gibi kirleticiler mevcuttur.

Demir ve çelik endüstri faaliyetleri sonucu su kirliliği, metal dışı sanayiler, Kaplama endüstri ve deri sanayii faaliyetlerinden kaynaklanan su kirliliği, suların sağlığını etkileyen ve sonuçta insanların sağlığını tehdit eden diğer faktörlerdir.

Tüm bu kirleticilere ilaveten fosil yakıt ve nükleer enerji ile çalışan termik santrallerin çalışması ile kirlenen sular ise günümüz sanayileşmiş yaşamın diğer yan etkileridir.  

Termik santrallerin soğutulması için büyük miktarda su, atık olarak tahliye ediliyor ve hatta soğuk su olarak deniz suyunu kullanan termik santraller ise deniz sularının önemli oranda kirlenmesine sebep oluyor. Zira su sıcaklığının yüksek olması, deniz canlılarının yaşamını tehdit ediyor ve hatta bazılarının soyunun tükenmesine yol açabiliyor.

Tabi ki atıkların toplandığı mekanların da doğayı ve çevreyi kirletenlerden olmasını da unutmamak gerekiyor. Tabi ki günümüzde atık sular ve çöplerin toplandığı alanlar ve mahzenler, sızmalara karşı dayanıklıdır fakat muhtemel seller ve taşkınlıklar sonucu atıklar yüzeysel veya yer altı sulara karışabilirler. Eskiden atıkların biriktirildiği mekanlar doğru ve uygun şartlarla inşa edilmemişlerdi. Bu yüzden çeşitli kirleticilerin yer altı sulara sızma ihtimali çoktu.Tüm bu faktörlere bir de çözeltiler, kullanılmış yağlar, boyalar, sabun ve deterjanlar, beyazlatıcılar gibi evde kullanılan malzemelerin yanlış atılmasını ise su kirleticilere eklemek gerekiyor.

Tabi ki ev sıhhi tesisat armatürlerinin içme sularını kurşun ve bakır ile kirletenlerin başında olduğunu da unutmamak gerekir. Su zaman aşımı ile boruların çürümesine sebep olurken atık suları da evde kullanılan suya karışır.

Ev sularının asit ve alkalik oranı, su sıcaklığı, suda mineralleri de bu süreçte etkilidir. Kurşun ve bakır, su borularında, T bağlantılarda veya bataryalarda kullanılır. Tabi ki tesisatın eski olması ve mevcut kurşunun kullanılan suya karışması insanın beyin, böbrek, sinir sistemi ve kırmızı kan hücrelerinde ciddi hasarlara sebep olabilir. Bu metallerin az miktarının bile tehlikeli sonuçları olabilir.

Görüşler