Aralık 11, 2019 13:03 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Çavuşoğlu: ABD yaptırımı olursa İncirlik de Kürecik de gündeme gelir

Aydınlık:

TÜSİAD: Çin kalkınmada uzun vadeli ortağımız

Yeniçağ:

Bir yıldan uzun süre işsiz olanlar yüzde 341 arttı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet Gürsoy, 11 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, "İktidarın çanağı kırıldı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye kabuk değişimine hazırlanıyor. Yeni partilerin kurulmasıyla tarihin yüzü değişecek gibi görülüyor. Nitekim anket sonuçlarına bakılırsa durum AKP aleyhine işliyor. Özellikle son Davutoğlu çıkışı muhafazakâr siyasetin çanağını kırdı. Öyle bir yerden vurdu ki toplumun uzun süredir cerahat olarak gördüğü, noktadan vurdu. Siyasal yozlaşmanın temelini oluşturan yolsuzluğa ateş etti. Çanağı tam olarak kırdı mı derseniz, hayır kıramadı. Ama çanak çatladı ve sızdırıyor. Bakın... Pek çok köşe yazarı, gazeteci bahse konu üniversiteyi ve kendisine verilen Tekel arazisinin akıbetini konuşuyor. Halkbank'ın nasıl siyasal elitler elinde halkın olmaktan çıkarıldığı kime ne amaçla neden kredi verdiğini anlatıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Endişelenmeyin gerisi gelecek. Aslında birçoğu az çok bilinen ve ayrıntıları tam olarak bilinmeyen siyaset-ticaret ilişkilerinin iç yüzünü göreceğiz.

Bu arada "yolsuzlukla" suçlanan eski başbakan Davutoğlu yakında parti bayrağını göndere çekiyor. Yani ayrılıkçı eylem resmileşerek ete kemiğe bürünüyor. Peki, bunun yaratacağı kelebek etkisi olur mu derseniz, olacağı varsayılıyor.

Ne kadar olur? Şimdilik söylem bazında kalan bu sorunun cevabını ilerleyen zamanlarda göreceğiz. Bugünden söylenecek sayıların çok önemi yok. Çünkü varsayımdan öteye gidemez.

Bu arada AKP çevrelerini telaş almış görülüyor. Cumhur ittifakı kendi sonunu görmeğe başladı. Bu sebepledir ki, kurulacak Davutoğlu-Babacan ayrılığının daha çok İYİ Partili seçmenden taban oluşturacağını anlatmaya başladılar. Bu tür bilgi yaymalarının ana nedeni gelecek endişesinden kaynaklanıyor. AKP'den kopuşları engellemek ve AKP tabanını ürkütmemek, bir arada tutmak için yapıyorlar. Tersi olması durumunda-ki öyle olacak- AKP tabanı,  sonun başlangıcını fark ederek yeni yapılanmada yer kapmak isteyecektir.

Nitekim anketlere bakıldığında durum AKP medyasının açıkladığı gibi her şey güllük gülistanlık değil. Cumhur ittifakı kan kayıp ediyor. Nitekim adını saklayan kimi AKP'liler işin aslını söylüyor: "AKP'li isim, çeşitli sebeplerden dolayı partisine tepkili olan AK Partili seçmenler, oylarını muhalefete vermek yerine MHP'ye veriyorlardı ve bu şekilde kaybettiğimiz oyların bir bölümü yine ittifak içerisinde kalıyordu. Ancak şimdi bu durum da söz konusu değil. MHP'de de bir oy kaybı söz konusu. Cumhur İttifakı'nın sandıktaki geleceği şu an için belirsiz bir durumda" diyor.

Niye MHP?

Çünkü MHP, kendisi için çalışmıyor görüntüsü içinde. MHP, kurulmasını hararetle savunduğu Cumhur İttifakı ve Partili Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine dolayısıyla kendisinden çok iktidara çalışıyor. Öyle ki eylem ve söylemlerine bakılırsa davasını da unutmuş durumda. Örneğin Şehir Üniversitesiyle ilgili olayda, yolsuzlukların Meclis tarafından araştırılmasına iktidar mantığı ile yaklaşarak "araştırılmasın" diyor.

...***

Cevher İlhan, 11 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Kayırma siyaseti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“İstanbul Şehir Üniversitesi”ne arsa tahsisi tartışması, referandumda bütün devlet imkânları hoyratça harcanarak inadına dayatılan, millet irâdesinin temsilcisi Meclis’i devre dışı bıraktıran, bağımsızlığı ve tarafsızlığı berhava edilen yargıyı güdümüne alan geniş yetkilerle partili “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”nin “kayırma siyaseti”nin içyüzünü açığa çıkarıyor. Ancak en çarpıcısı, “devleti şirket gibi yönetirim” diyen Cumhurbaşkanı’nın partisinin toplantısında öncelikle “üniversiteye tahsisi yapan benim” deyip bir siyasi ayağında kendisinin, diğer ayağında “mâlum zat” dediği eski Başbakanının olduğu” eleştirilerinde açığa çıkıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Öncelikle “Bunlar dürüstlüğü kimseye bırakmıyor” diye başta kendisinin danışman, Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak atadığı, kendisinden sonraki ilk AKP Genel Başkanı olmak üzere, on üç yıl boyunca hükûmetlerinde Başbakan Yardımcılığında ve önemli bakanlıklarda bulunan isimleri “Hani bunlar dürüsttü!” diye dürüst olmamakla ithamı dikkat çekici. 

Meseleyi siyasi tartışmaların ötesine taşınıp, tam da yeni partilerini kurma aşamasında oldukları sırada bir nevi “tehdit ve şantaj dili”yle eski siyaset ve hükûmet arkadaşlarını bir suç örgütü gibi gösterip “burada bankanın âdeta dolandırılması söz konusu” diyerek “dolandırıcılık”la, “hırsızlık”la suçlaması. Buna mukabil hâlen partisinde olan ve sözkonusu arsayı tahsis eden bir diğer bakanın ismini atlaması.

Kendisinden önce yine partisinden seçilen Cumhurbaşkanı’nı, ismini dahi telâffuz etmeyerek “tabii bizi halef - selef olduğumuz Cumhurbaşkanı aradı” deyip örtülü olarak takbih etmesi…

Aslında Cumhurbaşkanı’nın “tezgâh başka” deyip “eğer şahsım bu zata eğer muhalif olsaydı ben Tekel’in bu kadar kıymetli, değerli olan arazisini niçin bunlara tahsis edeyim?” sorusu, Başbakanlığı döneminde “Marmara’ya nazır, Maltepe’de çok çok güzel bir yerde ve değeri itibarıyla da yani 2,5 milyar değerinde olan bu kadar kıymetli devlet arsası”nın tahsisini ve ”bilâbedel tapu devri” için “el vicdan ya!” yakınması vahametin açık ifşâsı. 

Dahası “Maltepe’de Tekel’e ait olan yani zamanında benim tahsis ettiğim bu yer”e dair bu ifşâ, AKP iktidarında “muhalif’ olanlara bu arsalar verilmez” vakıasının teyidi olurken, olayın yıllarca beraber çalıştığı “arkadaşları”nın tam da “partiden ayrıldıkları” süreçte gündeme getirilmesi, hâdisenin arka plânını deşifre ediyor. 

Keza siyasi iktidara yakın işadamlarına, medya kuruluşlarına, spor kulüplerine kamu bankalarından 100 milyonlarca lira uzun vadeli kredilerin verildiği vetirede, daha düne kadar partisinde ve kabinesinde en üst görevlerde yer alan eski partililerin yeni partilerini kurmalarının engellendiğinin açık ikrarı oluyor. 

Yine Davutoğlu’nun Twitter hesabında “2003’ten 2016’ya kadar üst düzeyde birlikte çalıştığımız Sn. Cumhurbaşkanının, şahsım ve bazı bakan arkadaşlarım hakkında en temel nezâket kurallarına bile uymayan, bu yüksek makama yakışmayan bir üslubun devlet ahlâkı meselesi” olarak nitelemesi “tek kişilik sistem”de devletin içine düşürüldüğü vaziyeti ele veriyor. 

Görünen o ki “Davutoğlu’nun TBMM’de kurulmasını talep ettiği komisyona yüklediği misyon eğer kabul görürse -ki hiç sanmıyorum- onun vereceği tahribat siyasetin kaldıramayacağı kadar ağır olacaktır.”

...***

Mehmet Ocaktan, 11 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "AKP, eskiden böyle küçük hesaplar yapmazdı"başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

" AK Parti 2002 yılında yola çıkarken geçmişte siyasetin genlerine sirayet eden küçük siyasi hesaplara itibar etmeden yeni bir vizyon ortaya koymuş ve Türkiye siyasetine reformist bir damga vurmuştu. Ama ne yazık ki şimdilerde reformist kimliğinden hızla uzaklaşan AK Parti de dönüp dolaşıp sonunda “eski Türkiye” siyasetine demir atmış bulunuyor. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, son birkaç aylık Türkiye siyasetinin seyrine yakından baktığımızda bile siyaset dünyasında nasıl bir acziyet yaşandığını rahatlıkla görebiliriz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Şu uğraştığımız işlere bakar mısınız... Bir taraftan üniversiteye kayyım atayarak muasır medeniyet seviyesini yakalamaya çalışıyoruz! O da yetmiyor palavra haberler üzerinden siyasi rant hesapları yapıyoruz...

Son bir ayı hatırlayalım, günlerce işi gücü bırakıp Beştepe’ye giden esrarengiz CHP’liyi tartıştık. Yok efendim cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, o ismi CHP’nin başına geçirmek için çok gizli görüşmeler yapmış... Böylesine asparagas bir haber için kelimeleri zayi etmeye bile değmez; palavra... Koskoca parti liderleri, vekiller tenekeden bir haber üzerine derin analizler yaptılar, birbirlerine parmak doğrultup caka sattılar. Ama temeli asparagasa dayalı bütün bu gösterilerin tesiri, mahalle pazarında don-gömlek satan pazarcının kulakları tırmalayan “yerli” ve “milli” reklamcılığından öte bir anlam ifade etmedi. Palavra rüzgarı dindiğinde ise ne CHP kaybetti, ne de iktidar kazandı...

Sonra... Daha bu esnaf siyasetinin tozu yatışmadan bu kez de yeni bir asparagas dalgası başladı; İmamoğlu davet edildiği yemekli bir toplantıda şarap içmiş... Kimin ne yiyip ne içtiği siyaseti neden ilgilendirsin ki? Üstelik yemeğe katılanlar “Ekrem Bey o akşam su içti” açıklamasını yapmalarına rağmen...

O günlerde bazı gazetelerde yer alan “İmamoğlu’nun gerçek yüzü ortaya çıktı” şeklindeki haberlerden de anlaşılacağı üzere, belli ki bu asparagas işi, 23 Haziran’da kendisine oy veren muhafazakar seçmen nezdinde İmamoğlu’nu itibarsızlaştırma çalışması olarak planlanmış.

Eğer küçük gazete esnafçılığından yüksek siyaset murat ediliyorsa, bilmek gerekiyor ki bu işin sonu sadece hayal tüccarlığıdır ve de sonu 23 Haziran benzeri bir hezimetle bitmeye mahkumdur.

Neden? Çünkü siyasi tarihimizde yaşanan tecrübeler göstermiştir ki kişilerin hayat tarzları üzerinden yürütülen siyasi mücadeleler, bu itibarsızlaştırmalardan medet umanların hiçbir işine yaramamıştır. Nitekim geçmişte Tayyip Erdoğan’a karşı yürütülen karalama kampanyaları yapanlara değil, Erdoğan’a yaramıştır.

Etiketler

Görüşler