Aralık 14, 2019 13:20 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: TBMM'den ortak sözde 'Ermeni kararı' tepkisi

Karar:

İlk hedef yeni anayasa ve parlamenter sistem

Yeniasya:

Basına uygulanan baskılar kabul edilemez

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar, 13 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “2019’da tek kişi yönetiminin iflası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bütçe görüşmeleri ve bütçenin kabulü, bir ülkenin en önemli siyasal eylemi, iktidara güvenoyu da içerdiği için, Parlamentonun en önemli işlevidir. Bu nedenle de her mali yıl başında iktidarın en sorumlu kişisi, yani lideri bütçeyi sunar. Ama biliyorsunuz, 16 Nisan 2017’de meşruluğu ve sonuçları tartışmalı bir halkoylaması ile rejim zorla değiştirildi ve bu yıl bütçeyi seçilmiş değil, atanmış biri, AKP’li Cumhurbaşkanı’nın tek başına atadığı yardımcısı Fuat Oktay sundu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

….***

Kılıçdaroğlu iyi hazırlanmış bütçe konuşmasını, “Tek Kişi Yönetimi”ni eleştirerek sundu. Aşağıda bazı satırbaşlarını özetledim.

- İktidarın bütçesini bir devlet memuru sundu.

Normalde Meclis’e cumhurbaşkanının gelmesi lazımdı. Bu davranış Parlamento’ya saygısızlıktır.

- Rejimi değişti, Cumhurbaşkanı yokken onu TBMM’de bir memur temsil ediyor. Bu da yanlış.

Nerede milli irade?

- Partili cumhurbaşkanı bir garabettir.

Bütün vatandaşlara, siyasi partilere eşit davranması lazım. Oysa, sabah, öğle, akşam, bir öfke, bir kin, bir saldırganlık...

Yargı bağımsız değildir.

Sayın Erdoğan dedi ki: “Bu can bu bedende olduğu sürece o teröristi alamaz.”

Can duruyor, ten de duruyor, bakan da duruyor...

Brunson nerede? Şimdi siz bana “Türkiye Cumhuriyeti’nde yargı bağımsızdır” mı diyeceksiniz? Bir parti genel başkanı hâkim tayin ediyorsa o hâkime farklı gözle bakılır.

- Anayasa Mahkemesi Barış Bildirisi için “İfade özgürlüğüdür” dedi ve imzacılar beraat etti. Şimdi yürütme organı bunları görevlerine iade etmiyor.

- Kayyım atamaları demokrasiye ve hukuka aykırıdır.

Belediye Başkan adayı, savcılıktan iyi hal kâğıdı alıyor, Yüksek Seçim Kurulu da “Tamam, hiçbir engel yok” diyor. Seçimi kazanıyor; ertesi gün görevden alınıyor; yerine kayyım atanıyor. Olmaz.

- Ülkede yoksulluk egemen.

2 milyon 136 bin kişi asgari ücretin, 2 bin 20 liranın altında ücret almakta.

847 bin 643 kişi, bin TL’nin altında dul ve yetim aylığı alıyor.

İşsizlik gittikçe artıyor.

Emeklilikte Yaşa Takılanlara haksızlık yapılıyor.

- Kaynaklar, dış borç faizlerine, tefecilere harcandı:

Türkiye’nin 2002-2019 yılları arasında yabancılara ödediği faiz 173 milyar 55 milyon dolar.

Londra’da bir avuç tefeciye verilen faiz, saniyede 596 dolar.

- Erdoğan’ın avukatlarının mal varlıkları araştırılmalıdır.

FETÖ borsası var. Mahkemeden parayla adam kurtarmalar var, bu avukatlar hâkim tayin ediyorlar.

Nasıl olur da bir avukat başsavcıya “Şu kül tablasını getirir misin?” der ve başsavcı koşa koşa gidip alıp gelir.

Bu mudur düzen, adalet? Buna isyan ediyoruz.

Şehir hastanelerinin maliyeti bilinmiyor. Halk hazine garantisi ile borçlandırılıyor. Hazine garantisi ile iş yapan müteahhitler iktidarın gidici olduğunu bildikleri için, anlaşmalara uluslararası mahkemelerin hakemliğini koyduruyorlar.

Bu konuşma esas olarak, ülkenin “Tek Kişi Yönetimi” ile 2023’e kadar götürülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor diyebilirim.

…***

Mehmet Ocaktan, 13 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “Gençler nasıl bir gelecek hayali kurabilir ki”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçenlerde bir arkadaşımın iyi bir üniversitede okuyan oğluyla konuşurken yüzündeki mutsuzluğu görünce “Türkiye’nin en iyi okullarından birisinde okuyorsun, daha yolun başındasın nedir bu halin, seni gören de hayallerini-umutlarını kaybetmiş sanacak” diyerek sitem ettim. Biliyorum ki üniversiteye girmeye hazırlanırken kendi geleceği ve Türkiye’ye ilişkin müthiş hayalleri, umutları vardı. Peki ne olmuştu da bugün yüzünde umutsuzluk rüzgarları esiyordu?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Dedi ki “Mehmet amca Türkiye’nin geleceğini göremiyorum, Boğaziçi’nde ve iyi üniversitelerde okuyan arkadaşlarım var, umutsuzluğa düşüp teker teker Amerika’ya ve Avrupa’ya gidiyorlar. Ben gitmeyi düşünmüyorum ama, okulu bitirince burada bir geleceğimin olup olmayacağından emin değilim. Maalesef şu anda Türkiye’de tıpkı FETÖ yapılanmasına benzer bir yapılanma var ve bu yapının dışında kalanların hiçbir şansı yok. Devlet artık onların, biz sadece sayıyı doldurmak ve bir de askerlik yapmak için varız.”

Evet dramatik bir durum ama, ne yazık ki gençlerimizin gözündeki yeni Türkiye fotoğrafı bu...

Çünkü onlar, ülkede özgürlüklerin alanının her geçen gün daha da daraldığını görüp korkuya kapılıyorlar.

Çünkü onlar, üniversitelerine kayyım atanan bir ülkede akademik özgürlüğün sadece kağıt üzerinde var olduğunu görüyorlar ve bu yüzden de özgür demokratik dünya ile yarışabilecek bilimsel çalışma imkanlarının kısıtlandığına inanıyorlar.

Çünkü onlar, tweet atmaktan bile korkuyorlar, fikirlerini özgürce ifade etmeye kalktıklarında haklarını koruyacak bağımsız ve tarafsız bir yargının varlığından emin değiller.

Çünkü onlar, iş bulabilmek için ehliyet ve liyakatin değil, ideolojik aidiyetin ve yandaşlığın geçer akçe olduğunu gördükçe ülkelerine olan inançlarını kaybediyorlar. Hepimizin görmesi gereken acı gerçek şu; Türkiye’de kendisi için bir gelecek görmeyen gençlerin sayısı giderek artıyor ve ülkeyi terk etmek istiyorlar. Mesela muhalif kimliklerinden dolayı ihraç edilen akademisyenleri görmek gençlerin kaygılarını arttırıyor. Ne yazık ki yarınlarının güvende olmaması, gençler için hayal kurmayı, hayat kurmayı imkansızlaştırıyor, bu yüzden de yurt dışına çıkışlar-kaçışlar artıyor.

Maalesef AK Parti son yıllarda ortaya koyduğu yönetim anlayışıyla herkesin kendini güvende hissettiği, özellikle genç kuşakların hayallerini daha da zenginleştirecek hukukun üstünlüğüne dayalı, ifade özgürlüğün teminat altına alındığı bir Türkiye görüntüsü oluşturamadı. Bu yüzden de gençler sadece kendi gelecekleri değil, ülkenin geleceğinden de endişe eder hale geldiler.

Oysa AK Parti 2002 yılında yola çıkarken öylesine dinamik ve güçlü bir Türkiye fotoğrafı çizmişti ki, herkes geçmişin yaralarını sararak müthiş bir gelecek hayali kurmaya başlamıştı. Hatta sadece Türkiye’de olanlar değil, ülke dışında iyi eğitim almış donanımlı gençlerimiz bile ülkeye dönerek bu yeni Türkiye umuduna katkı yapmaya hazırlanıyorlardı.

…***

Esfender Korkmaz, 13 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yeni faizin etkileri ne olur?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası yüzde 14 olan gösterge faizini yüzde 12'ye düşürdü. Dünya ekonomik konjonktürü faiz düşürmeye müsaittir. Herşeyden önce Avrupa Merkez Bankası'nın faizleri ekside tutması ve ABD'de FED'in faizleri düşürmesi, MB'nın faizleri düşürmesi konusunda elini güçlendirmiştir. İç sorunlara gelince… MB Faiz düşürmesini iki önemeli gerekçeye bağlıyor.  Bu gerekçelerinden birisi enflasyondaki iyileşmedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

MB anketine göre, bir yıl sonrası Aralık ayı için TÜFE beklentisi yüzde 10.07 dir. Bu şartlarda MB'nın  gösterge faizinde reel faiz oranı yüzde 1.17 demektir.

Enflasyon oranı yüksek olduğu için Türkiye için nominal faiz değil reel faiz önemlidir. Kaldı ki mevduat faizi bununda altında kalacaktır; Çünkü stopajı'da düşmek gerekir.

Bu şartlarda mevcut riskleri de katarsak tasarruf sahibinin mevduatta kalması zordur. TL kuru halen yüzde 22 dolayında düşüktür. Ancak bir yıl öncesine göre TL yüzde 5 kadar değer kazandı. Bundan sonra TL'nin değer kazanması ve riskleri de içeren yaklaşık denge kuru olan beş liraya düşmesi olası değildir. Kurların artma olasılığı daha fazladır. Bunun için faizlerin düşmesi, döviz mevduat hesaplarının artmasına neden olacaktır.

İkinci gerekçe, cari dengenin düzelmesidir. Ekim ayı itibariyle yıllıklandırılmış ödemeler dengesi hesaplarına göre, 2019 yılında 4 milyar 336 milyon dolar cari fazla verdik. Aynı dönemde 15 milyar 367 milyon dolar da dış ticaret açığı verdik. 

Cari fazla vermemizin temel nedeni, GSYH'da küçülmedir. Çünkü üretimde 'ithal aramalı'nın payı yüksektir. Üretim düşünce aramalı ithalatı da azaldı. İthal aramallarına olan ihtiyaç azalmadı. Zira içerde bu aramallarını üretecek yatırım yapılmadı.

Aslında düşük reel faiz veya eksi faiz yatırımların artmasına neden olur. Ne var ki, bu günkü hukuki ve demokratik altyapı buna izin vermiyor. Bu alanda reform yapılmalıdır.

Bundan sonra büyüme başlayınca cari açıkta başlayacaktır.

TÜİK   Ekim ayında  mevduatta TÜFE bazlı yıllık reel getiri oranı  yüzde 13.63 olarak açıkladı. Bu reel faiz yüksek bir orandır. Buna rağmen yıllıklandırılmış olarak bakarsak portföy yatırımlarında bir yıl öncesine göre gerileme var.  yüzde 1 veya 2 reel faiz çıkışı hızlandırır.

Netice olarak reel faizlerin düşmesi , yeni bir kur hareketini tetikleyecektir.

Etiketler

Görüşler