Aralık 17, 2019 14:22 Europe/Istanbul

Hatırlanacağı üzere geçen sohbetimizde ilahi isimler ve sıfatların yüce Allah’ı tanımak için bir yol olduğunu söyledik. Zira yüce Allah’ın zatı, erişilmezdir ve kimse O’nu tanıyamaz ve sadece kullarının O’nu tanıması için elindekiler ise ilahi isimler ve sıfatlardır.

Bilindiği üzere yüce Allah’ın bir çok ismi varadır. Kur'an-ı Kerim Araf suresinin 180. Ayetinde bu isimlerin, iyi isimler anlamında olan Esma-ül Hüsnâ olduğunu belirtiyor. Tabi ki Esma-ül Hüsnâ’nın her biri yüce Rabbin sıfatlarından birini yansıtıyor fakat “Allah” ismi hariç, zira Allah cenabı Hakk’ın tüm ilahi kemalatını kapsıyor. Esma-ül Hüsnâ’dan yüce Allah’ın özelliklerinden birine işaret eden isimlerden biri ise “selam”dır. Selam, tüm zahiri va batıni afetlerden uzak, sağlıcakla kalmaktır ve bu anlam ise selamet, İslam, teslim, selim vb. diğer türevlerinde de geçerlidir.

Selam, selamet anlamındadır ve onun gerçeği ise yüce Allah tarafından nazil olarak başkalarına yetişir. Bu yüzden selam vermek, bereket ve saadete sebep olur ve bu ismin tekrarlanması ise yüce Yaradan’ın isminin sıkça zikredilmesine neden oluyor; belki de kutsal İslam dininin selam vermek üzerine vurgu yapmasının sırlarından biri de bu özelliktir; öyle bir selam ki kendisi ile bereket getirir.

İranlı büyük din alimi, Kur'an-ı Kerim müfessiri Ayetullah Cevadi Amoli ise bu konuda şöyle buyuruyor:

Yüce Allah’ın nebiler ve salih kullarını en iyi şekilde karşılaması ise selam’dır. Bu selam bazen aracısızdır, tıpkı hz. Nuh ve hz. İbrahim’e -as- verdiği selam; ve bazen kendi evliyalarının dilindendır, tıpkı Kendi Kelim’i olan hz. Musa -as- ile salih kullarına verdiği selam gibi. Nitekim Taha suresinin 47. Ayetinde şöyle buyuruyor:

وَالسَّلَامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى

Selâm, doğru yola uyanlara olsun.

Tabi ki bu selam sadece bu dünyaya has değildir, zira kıyamet gününde Allah’ın huzuruna varıldığında kullara nasib olan en iyi hediye ve hoşgeldindir bu selam. Melekler de cennet ehlini böyle karşılar ve onları ilahi nimet sofrasına davet eder, ölüm anında onların ruhlarını ilahi karşılama ve selam ile karşılarlar. Aslında seçkim müminler kiminle karşılaşırsa ondan selam alır, hem melekler ve hem cennet arkadaşları ve yolculuk dostlarından. Esasen selamdan başka hiçbir şey müminin kulaklarını okşamaz ve her türlü boş, beyhude ve günaha bulaşmış kelamdan müberradırlar.”

Haşr suresinin 23. Ayeti, “selam’dan” Allah’ın adlarından biri olarak söz edilen tek ayettir.

هُوَ اللَّهُ الَّذِی لا إِلهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِکُ الْقُدُّوسُ السَّلامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَیْمِنُ الْعَزِیزُ الْجَبَّارُ الْمُتَکَبِّرُ سُبْحانَ اللَّهِ عَمَّا یُشْرِکُونَ:

O Allah ki: O'ndan başka ilah yoktur; Melik'tir, Kuddus'tür, Selam'dır, Mü'min'dir, Muheymin'dir, Aziz'dir, Cebbar'dır, Mutekebbir'dir. Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.

Bu kelimenin yüce Allah ile ilgili olarak kullanılmasının nedeni ise O’nun tamamen hayır ve bereket ve her türlü şirretten uzak olduğu içindir, selam ve afiyet ile kullarına davranır, savaş ve şirretlik ve zararla değil. Öyle ise eğer cennete “Dar-ul Selam” deniliyorsa, cennetin sonsuz yaşam,  yoksulluk olmadan zenginlik, zillet olmadan izzet ve hastalık olmadan sağlık mekanı olmasındandır ve mutlak kemal ise sağlıktır.

Kur'an-ı Kerim’in Yunus suresinin 10. Ayetinde şöyle okuyoruz:

دَعْواهُمْ فیها سُبْحانَکَ أَللّهُمَّ وَ تَحِیَّتُهُمْ فیها سَلامٌ وَ آخِرُ دَعْواهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعالَمینَ.

Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.

Yüce İslam peygamberi hz. Muhammed –saa- selam kelimesinin geçtiği Haşr suresinin 23. Ayetinin nazil olmasının ardından şöyle buyurdu: “Selam, yüce Allah’ın yerde bulunan isimlerindendir. Öyle ise selam-ı aranızda yayın.”

Bu yüzden Allah katına yaklaşmak isteyen kimse, kulluk yolunu sağlıkla geçmeli ve kötülüklerden uzak durmalıdır. Bu yüzden necasetten perhiz edin dediklerinde, haram yiyecekler kastediliyor, bazı görüntüler ve duyulanlar haramdır, tüm bunlar insan için bir sınır ve çerçeve belirliyor ve bu da kulluk yolundaki “sağlamlaştırmadır”. Fakat bu sınır ve çerçeveden uzaklaşan kimse, yoksulluk ve sapkınlık, ölüm ve boşanma gibi bir çok sorunla karşılaşır.Örneğin namaz, zekat, humus, oruç, tesettür vb. İslam öğretilerinin tümü birey ve toplumun sağlığı içindir. Bunların yanısıra “ahlak” hükmü de ruhsal sağlığı garantiliyor. Sağlık yoluna Allah’a yaklaşmak isteyen kimse zahiri ve batıni afetlere ve engellere dikkat etmesi gerekir. İslami ahlak bu konuda şöyle diyor: Eğer siz Aden cennetine ulaşmak istiyorsanız kıskanç olamazsınız zira kıskanç insan hastadır ve cennet ise sağlıksız insanların yeri değildir.

Selam, bir çeşit hoş karşılamak ve tahiyyettir. Tahiyyetin kökü, “hay” yani muhataba hayat ve yaşam talep etmektir. Nur suresinin 61. Ayetinde şöyle okuyoruz:

...Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selâm verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.

Bu ayette “selam” Allah’ın tahiyyeti anlamındadır ki hem mübaek ve hem temiz olarak vasf edilmiştir. Tabi ki “selam” nisa suresinin 86. Ayetinde de aynı anlamda gelmiştir:

إِذا حُیِّیتُمْ بِتَحِیَّةٍ فَحَیُّوا بِأَحْسَنَ مِنْها أَوْ رُدُّوها إِنَّ اللَّهَ کانَ عَلى کُلِّ شَیْ ءٍ حَسِیباً

Size, selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle veya aynısıyla karşılık verin. Kuşkusuz ki Allah, Her Şeyi Hesaplayan'dır.

Burada karşılığın kamil olmasından maksat, birinin selam dediğinde ona cevaben selam-ün aleyküm demektir. Biri selam-ün aleyküm dediğinde selam-ün aleyküm ve rahmetüllah demektir. Biri selam-ün aleyküm ve rahmetüllah dediğinde selam-ün aleyküm ve rahmetullah ve berekatü demektir.

Yorum ve tefsir kitaplarında İmam Muhammed Bâkır’dan -as- naklen şöyle anlatılıyor: bu ayette tahhiyyetten maksat, selam ve her türlü iyiliktir.

Başka bir rivayette de şöyle okuyoruz:

Günün birinde bir cariye İmam Hasan’a -as-bir çiçek hediye verdi. İmam Hasan buna karşılık onu özgür bıraktı. Bunun sebebini sorduklarında İmam Hasan -as- Kur'an-ı Kerim’den Nisa suresinden 86. ayetineوَ إِذا حُیِّیتُمْ بِتَحِیَّةٍ فَحَیُّوا بِأَحْسَنَ مِنْها i işaretle şöyle buyurdu: “yüce Allah bize bu edebi öğretmiştir” ve ardından şöyle ekledi: “daha iyi tahiyyet ise onu serbest bırakmaktır.”

Selam vermek, insanlar arasında sevgi ve saygı  oluşturmanın yanısıra insanların tevazü ve alçak gönüllülüğünü ve kibre bürünmediğini gösteriyor. Mütevazi insanlar selam vermekle zarar görmezler, hatta halk arasındaki saygınlıkları artarken daha çok sevilirler.

Bu yüzden Resul Ekrem hatmi mertebet –saa- her zaman selam vermekte ön ayak olur ve kimse o hazrete kendisinden daha erken selam veremezdi. İslam’ın boy aynası Rasûlüllah –saa- çocuklara selam vermekte de aynı şekilde davranır ve şöyle buyururdu: hayatta olduğum sürece çocuklara selam vermeyi terk etmeyeceğim ki benden sonra bu hareket bir sünnete dönüşsün.

Yüce Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberi hz. Muhammed’in –saa- bu seçkin özelliği, o hazretin hasane ahlakı ve tevazuundan kaynaklanırdı. O hazret Müslümanları bu sevilen harekete daha çok teşvik ederek sosyal bağları güçlendirmek için şöyle buyururdu: Bir selam ve ona verilen cevapta 70 hasene vardır ki 69’u selam verene ve biri de cevap veren için yazılır.

Ayrıca şöyle buyurdu: Bencil ve cimri, selam vermekte bencil olandır.

Görüşler