Şubat 24, 2020 13:44 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: Deprem kendini unutturmuyor

Yeniçağ:

Tepkinin zirvesinde Devlet Bahçeli var

Milli gazete:

Güçlenerek kalkınmalıyız

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Pamukoğlu 23 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, "Ekonomiyi eleştirene ceza!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bankacılık Kanunu’nda öyle bir değişiklik yapıldı ki, BDDK yapılan eleştiri ve analizleri istediği gibi yorumlayarak ekonomiyi internet ortamında, gazete ve televizyonlarda eleştirene, analiz yapana, döviz tahminlerinde bulunana ceza verilebilecek. Bu yolla ekonominin pembe gösterilmesi çabalarının önündeki önemli engel de kaldırılmak isteniyor. Öncelikle Hazine ve Maliye Bakanı’nın şu demecine bakın: “Aldığımız önlemlerle, ekonomideki tüm kurumlarımızın ortaya koyduğu güçlü koordinasyonla, iş dünyamıza verdiğimiz desteklerle ‘kriz sevdalılarını’ hüsrana uğrattık. Enflasyonda, kurda ve faizlerde ihtimal dahi verilmeyecek bir iyileşmenin başarısını sağladık ama yetmez, daha yeni başladık.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu demece bakarak şunu söyleyebiliriz: ekonomiyi eleştirenler, olumsuz analizler yapanlar “kriz sevdalıları” olarak anılıyor. Ekonomiyi olumsuz gösterirseniz kriz sevdalısı olacağınızı Bakan ilan etmiş oluyor.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76. maddesinden sonra gelmek üzere bir madde yasalaştı.

Bu maddeyi aynen aktarıyor, sizi ve bizi ilgilendiren cümlenin altını çiziyoruz.

MADDE 76/A- Bu Kanun kapsamındaki bankalar tarafından; 4’üncü maddede sayılan işlemler yoluyla finansal piyasalarda yapay arz, talep veya döviz kuru dahil fiyat oluşumunu sağlamak amaçlı işlem ve uygulamaların yapılması, internet ortamı dahil farklı araçlarla gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bilgilerin yayılması, tasarruf sahiplerinin gerçeğe aykırı veya yanıltıcı şekilde yönlendirilmesi ya da bu amaçları sağlamaya yönelik benzer işlem ve uygulamaların yapılması, finansal piyasalarda manipülasyon ve yanıltıcı işlemler olarak kabul edilir. Bu madde kapsamına giren işlem ve uygulamalar Kurul tarafından belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır.”

Buna aykırı davrananlara büyük para cezaları var. Neler bu kapsama girebilir? Örnek verelim. Gazete ekonomi haberlerinde doların yükseleceğine dair manşet atarsanız bu madde kapsamına girebilir. Ekonomi yazarı “Altın alın. Değeri daha da artacak” derse manipülasyon ve yanıltıcı işlem yapmış sayılabilir. Ekonomide kriz var, diye sürekli haykırırsanız ekonomide güveni zedelemiş ve bu madde kapsamına giren işlem yapmış olabilirsiniz.

BDDK bunların neler olacağını belirleyecek ve değerlendirmeleri kendi yapacak. Bu noktada, eleştiri ve analiz yapmaktan vazgeçecek halimiz yok. Nesnel olmayan değerlendirmeler yapılmamasını ve baskı aracı olarak kullanılmamasını dilemekten başka çaremiz yok.

Şu anda ne olduğunu tam bilmediğimiz bir ekonomik model uygulanıyor. Serbest ekonomi desek, değil. Devlet her işe müdahale ediyor. Bürokrasi sizin ticari tercih ve kararlarınıza ipotek koyabiliyor. Sosyalist ekonomi desek, devletin ağırlığı nedeniyle benziyor ama ilkeler farklı. Karma ekonomi desek değil. Tüm stratejik varlıklarımız gitmiş durumda. Rant ekonomisi canavarlaşmış durumda. Bu durumda tek sistem kalıyor. Devletin ekonomiye direkt müdahalesi sistemi yani ekonomik diktatörlük ve dejenere edilmiş serbest piyasa ekonomisi.

Ekonomiyi tek kişi yönetiyor, dememize her halde kimse itiraz etmez. Adını da siz koyun.

...***

Mehmet Kara, 23 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, " Unutulan “asıl” gündemler"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’de sık sık değişen gündemlerden dolayı bazen gündemin peşine takılıp, milletin tamamını insanı ilgilendiren meseleleri aktaramıyoruz. Bu meselelerin başında eğitim, sağlık, ekonomi gibi konular geliyor. Eğitimin sorunları yıllardır katlanarak devam ediyor. Öğretmen atamalarından, sınav sistemlerine, derslerin müfredatından, görevdeki eğitimcilerin sıkıntılarına kadar birçok sorun çözüm bekliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Eğitimin sorunlarından birisi de öğretmen açığı… Bir yanda yüzbinleri aşan atama bekleyen öğretmenler diğer yanda da KPSS’yi kazansa dahi mülâkat sistemi yüzünden göreve başlayamayan eğitimciler… Yetkili sendikalar dahil, bütün sendikalar mülâkat sisteminin terk edilmesini istese de hükümetten bu konuda bir adım atılmıyor.

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, herkesin üniversite okumak zorunda olmadığını, meslek liselerinin güçlendirilmesi ve üniversitelerdeki yığılmanın azaltılması gerektiğini söylerken “Üniversite öğrencisi sayısı çoksa o ülkede sorun vardır” derken, bir yandan da üniversitesiz il kalmamasıyla övünülüyor. 

Sayın Selçuk’un, “Herkes üniversiteli olmak zorunda değil, ‘Sen ağa ben ağa bu inekleri kim sağa’ durumu var yani” sözü tebessüm ettirse de acı bir gerçeği de ortaya koyuyor. Bu ifadeler bir bakıma Türkiye’nin eğitim alanında neden sınıfta kaldığını da gözler önüne seriyor.

İlkokul çağlarına inen uyuşturucu, sigara ve alkol kullanımı konusu da ülkenin en büyük sorunları arasında. Aslında bu kötü alışkanlıkları eğitimin sorunları arasında değerlendirmek de mümkündür. Okullarda manevî eğitime yeteri kadar önem verilse bu kötü alışkanlıkların bu kadar yaygın olmayacağı da şüphe götürmez.

Çocukların faydalı olan kitapları okumaması, televizyon ve internetin kötü amaçlı kullanılmasından dolayı da bu sorunlar her geçen gün derinleşiyor. Her gün gazete sütunlarında ve televizyon ekranlarında bu kötü alışkanlıktan dolayı ölen çocuklara rastlamak mümkün. Bunun için de önce anne-babalara ardından eğitimcilere bu konuda önemli görevler düşüyor. Çocukları okumaya sevk etmek birçok kötülüğün önüne geçiyor.

Bundan 5 yıl önce Demokrat Eğitimciler Sendikası’nın (DES) “Kitap Okumama, Türkiye’nin En Önemli Sorunlarından Birisi Olarak Görülmelidir” başlıklı raporunda çarpıcı sonuçlar çıkmıştı. Kitap ihtiyaç listesi sıralamasında 235. sırada çıkmıştı. Türkiye, kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86. sırada olmuştu.

Yine aynı raporda Türkiye’de okuma alışkanlığının yok denecek kadar az olduğu, AB ülkelerinde yüzde 21 olan kitap okuma oranının, Türkiye’de sadece yüzde 0.01 seviyesinde olması düşündürücüydü. Türk halkının günde 6 saat televizyon izlerken, 3 saat internete girerken, kitaba ise maalesef yılda sadece 6 saat vakit ayırdığı araştırmada ortaya çıkmıştı.

...***

Sefer Levent, 23 Şubat tarihli Karar gazetesinde, " Faiz indi yatırımların önü açıldı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası’nın şubat ayında da indirime giderek politika faizini 10.75’e çekmesi talep-kredi-maliyet üçgeninde büyük avantaj sağlayarak ekonomide çarkları hızlandıracak. İş dünyası ertelediği yatırımlara, vatandaş ise ertelediği ihtiyaçlara artık çok daha düşük maliyetle sahip olabilecek. “Hem faiz kaleminde hem de komisyon kaleminde önemli bir iyileşme yaşadık. Bunun iki sonucu olacak. Birincisi iş dünyasının hareket kabiliyetini sınırlayan geçmiş yüklerinin hafiflemesini sağlayacak. İkincisi de işletmelerin bütçesinde göz ardı edilemeyecek bir yer tutan finansman maliyetleri azalacak ve artık yatırımlara kanalize olacak. Bu da daha fazla üretim, daha fazla istihdam demek. İstanbul Ticaret Odası olarak bizim de Yatırım Yılı ilan ettiğimiz 2020 yılı hedeflerine ulaşmamız kolaylaşacak. Finansman iklimi artık bunu destekleyecek makul düzeylere inmiştir.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu sözlerin sahibi İstanbul’da 410 bin firmayı temsil eden İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç. Avdagiç bu açıklamayı Merkez Bankası’nın 19 Şubat’ta politika faizini 50 baz puan daha düşürerek 10.75’e çekmesinin hemen ardından yaptı. Advagiç gibi iş inşaları da sokaktaki vatandaş da faizlerin hızla, keskin bir biçimde düşmesinin etkilerini hissediyor. 

Aslında her şey Murat Uysal, 6 Temmuz 2019 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığına atanmasıyla başladı. Uzun bir süre faizlerin düşürülmesi konusunda elini sıkı tutan Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasıyla birlikte Uysal başkanlığındaki Merkez Bankası keskin bir politika değişikliğine gitti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası’na yönelik ‘faiz sebep, enflasyon neticedir. Faiz düştükçe enflasyon da düşer’ eleştirilerini de dikkate alan Uysal daha ilk ayında 425 baz puanlık şok bir indirim gerçekleştirerek göreve başladı. Uysal’a ‘faiz avcısı’ yakıştırmalarına neden olacak indirimler Merkez Bankası’nın peşi sıraki 7 toplantısında devam etti. Sonuçta, Merkez Bankası politika faizi Temmuz 2019’daki yüzde 24 seviyesinden tam 1325 baz puan aşağıya çekilerek 10.75 puana indirilmiş oldu.

Faizlerin bu kadar düşmesinin iş dünyasına iki ayrı etkisi olacak. Birincisi önceden yapılan borçların maliyeti düşürülebilecek. Yüksek faiz döneminde alınan krediler yeniden yapılandırılarak ödenecek faizde ciddi indirimler alınabilecek. İkincisi bir süredir frenli bir şekilde ilerleyen yatırımlar ciddi ivme kazanacak. Düşük faizli uzun vadeli krediler yatırımın önünü tekrar açacak. Yatırım ikliminin teşviklerin de etkisiyle desteklenmesi ekonominin büyümesine çok önemli katkı sağlayabilecek.

 

                                

 

Etiketler

Görüşler