Haziran 04, 2020 13:47 Europe/Istanbul

Yeniasya: Ayrıştırıcı değil birleştirici olalım

Cumhuriyet:

Beyaz Saray’da alarm

Milli gazete:

ABD'de sular durulmuyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Aziz Karaca 1 Haziran tarihli Yenimesaj gazetesinde "İktidarın ekmek kapısı: Yoksulluk"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yıllar evvel Erzurum'da iktidar partisi vekillerinden biri ile bir seçim çalışması sırasında karşılaştık, çay faslından sonra haliyle söz siyasete geldi. Sayın vekil, partisinin faaliyetlerini anlatırken; "biz iktidar olduğumuzda şu kadar aileye yardım yapılıyordu, biz bu yardımları tam dört katına çıkardık" dedi.Bizim hazır cevap arkadaşlarımızdan biri de şöyle dedi: "Demek ki, sayın hemşehrim siz iktidara geleli yoksulluk dört kat daha artmış. Siz kendiniz sebep olduğunuz yoksulluğu yöneterek, kullanarak iktidarınızı sürdürüyorsunuz, oy toplamaya devam ediyorsunuz.""diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yoksulluk iktidarın ekmek kapısı, oy deposu durumunda.

Eğer derseniz ki; biz geldiğimizde zaten yoksulluk yaygındı, biz yardımları artırdık, o zaman sorarlar; bunca zamandan sonra yoksulluğu azaltmak, yoksullar sayısını hiç olmazsa yarıya indirmek de sizin vazifeniz değil miydi?

Yoksulluğu azaltmak için bir plan-proje yok, işsizlere iş ve aşsızlara aş temin etmek için bir gayret yok ve yılları, hazırda olanı tüketerek tükettiniz.

Dedelerimizin dişinden-tırnağından artırarak meydana getirdikleri kuruluşları, fabrikaları, altın yumurtlayan tavukları yıldan yıla satarak, elden çıkararak günü kurtardınız ama satılan her fabrika işsiz kalan yüzlerce insan, yüzlerce aile anlamına geliyordu.

Kamu kurum ve kuruluşları özelleştirme adı altında birilerine peşkeş çekildikçe istihdam alanları daraldı, daraldıkça işsizler ordusuna yenileri eklendi.

Küresel projelere teslim olarak kapısına kilit vurulan fabrikalar sanayi üretimini bitirdi, küresel tefecilerin aklına uyularak tarım ve hayvancılık kuşa çevrildi ve bütün alanlarda işsizlik dolayısıyla yoksulluk tavan yaptı.

Mevcut siyasi iktidar iş başına geldiği günden beri küresel tefecilerin ve onlara işbirlikçilik yapan yerli bir avuç zenginin çıkarlarını gözeterek düzenlemeler yaptı, yasalar çıkardı, dolayısıyla onların heybelerini doldurdukça milleti de yoksulluğun kucağına terk etti.

Geçen on sekiz yıl içinde, iç ve dış borcun ne kadar arttığını, işsizler ordusuna daha nice ordular eklendiğini, cari açığın nasıl astronomik rakamlara ulaştığını merak edenler devletin verdiği rakamları inceleyerek öğrenebilirler.

Durum vaziyet bu iken, mevcut siyasi iktidar hala nasıl oy devşirebiliyor diye sorulursa, yoksulluğu ekmek kapısı görerek, yoksulluğu iyi yöneterek oy almaya devam edebiliyor, deriz.

Yoksulluk iktidarın ekmek kapısı durumunda.

...***

Mehmet Kara 1 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " Bahçeli “seçim” mi dedi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Koronavirüs salgını sebebiyle insanlar evlerinde kalmaya ve işi olmadıkça dışarıya çıkmamaya gayret gösterirken, bayramdan sonra kontrollü bir sosyal hayata geçiliyor. AVM’ler, berberler kuaförler açıldı, ama insanlar tedirgin. Tedirgin olmakta da haklılar. Okullarda eğitime son verilirken, eğitim-öğretim Eylül ayında açılacak. Camiler 29 Mayıs’ta ibadete açıldı, ama sadece avlusu olan camiler ve günde sadece iki vakit camilerde kılınabiliyor. Yarın açılması beklenen Meclis ise 15 Nisan’dan bu yana kapalı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Böyle bir dönem yaşanırken siyaset de hız kesmiyor. Darbe tartışmaları ile başlayan, erken seçim tartışmaları ile devam eden bu hareketlilik MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Seçim ve Siyasî Partiler Kanunları’nda değişiklik teklifi seçim tartışmalarını siyaset gündeminin birinci sırasına getirdi.

Zira son yıllarda ülkede bir erken seçim yapıldıysa hep Bahçeli’nin ağzından “seçim” sözü çıktıktan sonra yapıldı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılındaki erken seçimde Bahçeli hükümetteydi ve erken seçimi o dillendirmişti… Yine şu anda uygulanan partili cumhurbaşkanı sistemine geçilmesine sebep olan referandumlar da onun çıkışlarından sonra yapıldı.  

AKP’nin hem Meclis’te hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyları tek başına iktidar olmasına yetmediği için bir bakıma MHP’ye muhtaç. Bu yüzden Bahçeli’nin seçim istemesi hükümetin düşmesi ve bunun neticesinde de seçime gidilmesi anlamına geliyor. 

Ancak Bahçeli bu sefer seçimden bahsetmedi, ama seçimlerle direkt bağlantı iki kanunun değişikliğinden bahsetti… Şimdilik seçim için 2023 yılı işaret ediliyor, ama burası Türkiye ve Bahçeli’nin ne yapacağı hiçbir zaman kestirilemez.

Soru şu: Bahçeli’nin erken seçimden bahsedilmesine dahi tahammülü yokken bu iki kanunun değiştirilmesini neden şimdi gündeme getirildi?

AKP içinden eski genel başkan ve başbakan olan Ahmet Davutoğlu’nun ve 2002’den bu yana AKP hükümetlerinde en fazla bakanlık yapan Ali Babacan’ın parti kurmalarının AKP’nin oylarını düşürmesine kesin gözüyle bakmak lâzım. Şu anki anketlere göre yüzde 3-4 oy (bazı anketlerde yüzde 10  oy da çıkıyor) alsalar da zaten çok az oy farkıyla iktidar olunduğu için muhalefete düşme durumu var. Bu da Cumhur İttifakını düşünmeye sevk ediyor.

Yeni kurulan bu partilerin seçime girme şartlarını yerine getirmeden baskın veya erken seçimi gündeme getirilince, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçen seçimde seçime katılamayacak İYİ Parti formülünün bu iki partiye de uygulanabileceğini açıklamasıyla Bahçeli, Seçim ve Siyasî Partiler Kanunu’ndaki değişikliği gündeme getirdi.

Etik Kanunu çıkarılmasını isteyen Bahçeli’nin sözlerinden sonra bir partinin Meclis’te grup kurabilmesi için gerekli olan milletvekili sayısının 20’den 40’a çıkarılması, milletvekili geçişini önlemeye partiler arasında transferlere süre sınırı konulması da konuşulmaya başlandı. 

Bunun sebebi de şu; Haziran ayında milletvekillerinin sosyal hakları alabilmelerinin süresi doluyor ve yeni kurulan partilere AKP’den isimlerin de geçebileceği konuşuluyor. Şu anda DEVA Partisinin 1 milletvekili var. Gelecek Partisi’nin ise milletvekili yok.

...***

Bekir Gündoğmuş 1 Haziran tarihli Milli gazetesinde, " Siyasi Partiler Yasası değişir mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Seçim sistemlerini ve siyasi partileri kurgulayan yasal düzenlemeler demokratik sistemin olmazsa olmazı. Daha iyi bir yönetim idealinin tetiklediği arayış diye hüsnü tabirleştirebilirsiniz bunu. Diğer yandan ise realist bir bakışla tam da demokrasinin bizatihi kendisi gibi taht oyunlarından bir sahne de diyebilirsiniz.Bugünlerde konuşulan milletvekili transferlerini engellemeye matuf düzenlemeler herkesin malumu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bunun doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgili bir yargıya geçmeden evvel söylenmesi gereken şey, bu tür düzenlemelerin “demokrasiyi, adaleti tesis etmek” gibi süslü retorikle yürütülen ama gerçekte “güçlü tarafından güçlünün gücünü güçlendirmek için” yapıldığı hususudur.İktidarın yapacağı bir düzenlemeden bile isteye muhalefeti yararlandıracak bir nitelik beklemek en basit tabiriyle safdillik olur. Ne yani, iktidar kendisinin daha az oy alacağı hatta iktidardan alt edileceği bir düzenlemeyi kendi eliyle gündeme getirip bir de bunu kabul mü edecek!Ya da daha doğru bir soru: Hangi tür iktidar anlayışı böylesi bir hamleyi kabul eder?CHP’nin bugün muhalefet cephesi oluşturarak iktidardan indirmek istediği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırırken Erbakan Hoca’nın siyasi yasağını görmezden gelmesi adrese teslim yasa değişikliğinin bir başka versiyonu olarak hala hafızalarımızda örneğin.Halbuki kolaylıkla bu yasal düzenleme zaten politik bir yargılama olmasından ötürü Erbakan Hoca’yı da kapsayacak şekilde genele teşmil edilebilirdi o dönemde.Hakeza aynı siyasi çevrelerin 2020 yılında dahi türlü sapkınlıklara hak, hukuk, adalet, çokseslilik penceresinden bakarken hala bu toplumun öyle veya böyle en yaygın sosyal gerçekliği olan tarikat-cemaat mensuplarına düşmanca tavır sergilemesi anlaşılır bir durum değildir.“Hani siz demokrattınız” dedirtecek o kadar delil var ki orta yerde.Yani demokratlık söylemleri elbette olabilir ancak biraz daha itidalli yürütülmelidir diyorum, zira siyasal karneler orta yerde durmaktadır.

Evet, ülkemizde bir yasal düzenleme ihtiyacı var. Siyasi partiler yasası değişmeli, bu da doğru. Hatta muhalefetin bir araya gelerek ortak irade ortaya koyması da çok önemli.Lakin bunu “aramızdaki en masum olan” yaparsa ancak o vakit inandırıcı ve gerçekçi olacaktır. Aksi takdirde “kedi uzanamadığı ciğere…” sözü yinelenip duracaktır.Son olarak belki ilerleyen yazılarda aynı çevrelerin durduk yere 367 krizini patlattıkları 2007 seçimlerinde Saadet Partisi’nin ortaya koyduğu “ortak irade” hamlesine değinmek yararlı olacaktır.

...***

Görüşler