Feb 05, 2016 13:08 Europe/Istanbul

Müslüman göçmenler, Avrupa'da bir çok büyük sorunla karşı karşıyadır.


Müslüman göçmenler, Avrupa'da bir çok büyük sorunla karşı karşıyadır. Bu sorunlardan biri, göç meselesinin güvenlik sorununa dönüştürülmesidir. Bu sorun bir yandan Avrupa hükümetlerini, göçmenlere karşı davranışları ve bundan kaynaklanan eleştirilerle maruz kalmasına sebep olurken, diğer yandan da göçmenlere ve özellikle Müslümanlara bir çok sorun yaratıyor. Göç olayının, sosyal bir olaydan siyasi ve özellikle hüviyet ve güvenlik konularına dönüşmesi, evsahibi ülkelerin özellikle 2001 yılından sonra göçmenlere karşı tutumunu değiştirdi ve özellikle göçmen karşıtı sağcı partilerin onlara karşı etnik şiddetin uygulanması ve çatışmalara sebep oldu. Bu bağlamda Avrupa ülkelerinde siyasi ve sosyal şiddetin yayılması ile göçmenlere karşı hüviyet eksenli çatışmalar yoğunlaştı. Hüviyet eksenli diyalog çerçevesinde göçmenliğe, tıpkı Avrupa ülkelerin ulusal hüviyetine karşı bir sorun şeklinde bakıldı. Her halükarda göçmen düşmanlığı, bazı ülkelerde yoğunlaştığı takdirde, muhtemelen düşman karşıtlığı giderek bu ülkeleri ırkçılığa sürükleyecektir. 


Aslında ülkelerinde yaşanan siyasi ve ekonomik sorunlar ve güvensizliklerden acı çekerek kaçanlar, Avrupa’da başka sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar. IŞİD tehdidinin şekillenmesi ile Müslüman göçmenlere karşı bu tutum daha da yoğunlaşıyor. Günümüzde sınır veya ülke içi göçmenliği kontrol yöntemleri, müslümanlar açısından ırkçı davranışlar şeklinde algılanıyor ve hatta Avrupa ülkelerinde ırklar arasındaki ilişkileri olumsuz ertkiliyor. Söz konusu kontroller AB sınırları dışında yapıldığında, bu ülkeler insan hakları açısından daha az baskıya maruz kalırlar. Göçmenlik kontrol alanların sınır dışında yapılması ayrıca Avrupa ülkelerin iç siyasetleri ile daha az çatışmalara da sebep olabilir.



 


Avrupa’da göçmen Müslümanların karşı karşıya olduğu bir diğer sorun İslam’ın güvenlik sorununa dönüştürmesidir, başka bir ifade ile islamofobidir. Aslında Müslüman göçmenlerin Avrupa’daki durumunu kötü yönde etkileyen konulardan belki de en önemlisi, Avrupa’da İslam’ın güvenlik sorununa dönüştürmesidir. Bu konu sadece sözle kalmıyor, hatta Müslüman göçmenlerin hukukunu etkileyen bir faktör haline gelmiş bulunuyor. Günümüzde batıda bazı gruplar, İslam’ı, el-Kaide ve IŞİD ile bağdaştırmaya çalışıyorlar. İslam’dan yanlış bir portrenin çizilmesi, Avrupa ülkeleri tarafından çelişkili bir siyasetin izlenmesine sebep oluyor, bu da radikalizmin şiddetlenmesi ile sonuçlanıyor. Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partileri ve grupları, Müslümanlara, kendilerine yönelik bir tehdit olarak bakıyorlar. Bu bağlamda kendi vatandaşlarına, sözde radikalizmin yayılmasına izin vermeyeceklerine garanti da veriyorlar; fakat dini azınlık grupların hoşnutsuzluğu; onların duygularının kışkırtılması ve ılımlı dini şahsiyetlerden aşırıcı birine dönüşmesine sebep oluyor.



Avrupa’da İslam’ın güvenlik konusuna dönüştürmesinde, İslam dinini Avrupa’nın siyasi ve seküler normlarına bir tehdit olarak bakanlar rol alıyorlar, böylece Müslümanlara karşı yasadışı eylemlerini haklı çıkartmaya çalışıyorlar. Avrupa ülkeleri her zaman göçmenlere karşı davranışlarında sürekli çelişkili tutumlar arz ediyorlar. Gerçi onlar bir yandan Müslümanların sosyal ve ekonomi uyum sürecini kolaylaştırmaya çalışıyorlar fakat diğer yandan güvenlik konuları ve terör karşıtı endişeler, Müslümanların özgürlükleri ve insan haklarının bir kısmının güvenlik meselesine kurban edilmesi ve kamu alanlarında özgürlüklerinin kısıtlanmasına sebep oluyor.



Batıda islamofobinin nedeninde iki faktöre denilebilir. Birinci faktör İslam iddiasında olanların şiddet içerikli eylem ve faaliyetleridir. Buna 13 kasım 2015 tarihinde, 130 kişinin ölümü ve 350 kişinin yaralanmasına sebep olan IŞİD’ın paris’teki  saldırısına değinebiliriz. Böylece faşist ve aşırıcı terör grupları, İslam’dan şiddet ve vahşet bir din portresi çizdiler.


İkinci faktör ise, İslam’da radikal ve şiddet yorumun yapılmasıdır. Batı medyasının İslam’dan çizliği tablo, İslam’ın savaş, terör ve şiddette dayalıdır. Aslında bu yorumda İslam’dan radikal yorum bir yandan ve tekfircilerin şiddet eylemleri diğer yandan, İslam’ın şiddet yanlısı din olduğuna dair bazı sağcı parti ve gruplara bahane ve gerekçe oluşturuyor. Bu da Avrupa’da İslam düşmanlığın yayılmasına sebep oluyor.



Müslümanların Avrupa’da karşı karşıya olduğu bir diğer sorun, Avrupa’da İslam karşıtı ve agresif nasyonalismin yeniden canlanmasıdır. Bu olay Avrupa’da sağcı radikal gruplar ve partilerin şekillenmesinin sonucudur. Sağcı partiler kendilerini toplumun gelenekleri, kültürel ve ırksal hüviyetin korucusu olarak biliyorlar. Bu yüzden siyasi oyların toplanması için popolist yaklaşımdan yararlanıyorlar. Aşırı milliyetçilik, aşırı sağ partilerin en bariz özelliğidir; diğer milliyetlere karşı düşmanlık ve Avrupa’da birlikteliğe muhalefet etmek ise bunun sonucudur. Genel olarak iki önemli özellik aşırı sağ partileri diğer Avrupa partilerinden ayırıyor: sağcı partiler hüviyete dayalı tehditleri büyüterek, seçmenlerin oylarını göçmenlik karşıtı duygulara dayalı değiştirmeye çalışıyorlar. Bazı araştırmacılar bu duyguların göçmenlik ve Müslüman karşıtı duygulara ırkçılık kültürü adı veriyor ve Müslümanlardan korkmanın, ırkçılığın diğer bir şekli olarak Avrupa’da tekrar hortladığını savunuyorlar.



Bir diğer özellik ise genelde aşırı sağ partileri, genelde ulusal hakimiyete yönelik tehdit yaygarası ile AB’nı birliktelik sürecine karşı çıkarak, buun kendi ülkelerinin kültürel hüviyetlerine bir tehdit olduğunu savunuyorlar. Onlara göre her ülkenin tarih ve kültürü farklıdır, bu yüzden Avrupa’da tek kültürlük siyasetinin gerçekleşemeyeceğini belirtiyorlar. Gerçi son yıllarda Avrupa’da aşırı popolist hareketler faaliyete geçmişler fakat Avrupa’daki bazı sosyal ve ekonomik konulardan da kendi varlıklarını haklı çıkartmaya çalışıyorlar. Avrupa’da mali, güvenlik, ekonomi ve göçmenler konusunun yanı sıra, ulusal hüviyet meselesinin gündeme gelmesi, aşırı sağ ideolojilerin gelişmesine ortam hazırlamıştır.



Avrupa’da belki de en tanınmış İslam karşıtı aşırı sağ grup, “Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” olarak bilinen PEGİDA (Patriotic Europeans Against the Islamization of the West)dır. Kasım 2014’te Almanya’nın Dresdern kentinde ortaya çıkan PEGİDA 19 aralık 2014’te resmen kayda geçti ve iki yıl zarfında kendi çalışma alanını genişleterek, sadece Almanya’da değil, İngiltere, Belçika , İsviçre , polonya, Hollanda  ve Danimarka’da da İslam ve göçmenlik karşıtı sağcı bir hareket olarak bir çok uluslararası yorumcunun dikkatini çekti.


7 ocak 2014’te charlie Hebdo dergisine yönelik gerçekleşen terör saldırısı, PEGİDA’nın daha güçlü bir şekilde radikal iddialarını takip etme ortamını oluşturdu. Bu hareket genel olarak Almanya’da göçmenlik siyasetleri ve özellikle de ekonomi göçmenlik akımını yoğun bir şeklide eleştiriyor ve göçmenlere Almanya’da sıkı kısıtlamaların uygulanmasını istiyor.



PEGİDA, İslam ve göçmenlik karşıtı eğilimlerine ilaveten, işsizlik, sosyal refah şartlarını suiistimal etmek ve suç oranının yüksel olması ile ilgili endişelerini belirtiyor ve tüm bunların göçmenlikle ilgili olduğunu savunuyor. PEGİDA’nın göçmenlik karşıtı edebiyatı, Almanya’nı çeşitli kentlerinde olumsuz tepkilere sebep oldu ve Monster, Hamburg  ve Berlin gibi kentlerde PEGİDA karşıtı eylemler yapıldı.


Genel olarak son yıllarda aşırı sağ partiler, siyasi destek kazanmakta bir nebze başarılı olmalarına rağmen, radikal ve aşırıcı hareketleri, AB’nin demokrasi sağlığı için büyük tehlike sayılıyorlar. Zira onların göçmenlik karşıtı çalışma programları, AB için büyük tehdit sayılıyor.



Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu, bazı Avrupalı sağcı grupların Siyonist rejim ile olan bağlarıdır. Aslında söz konusu bazı grupların liderleri ve üyeleri, Siyonist rejim lobisinin etkisi altında ve Siyonist rejim yetkilileri ve kurumları ile sıkı ilişki ve bağları bulunuyor. Örneğin Norveç’te yaz kampınsa bir çok Norveçli çocuğu kurşun yağmuruna tutan  Breivik, internet sayfasına Siyonizmin aşırı destekçisi olduğunu açıkça belirterek, “ siyonist kardeşlerle” islamcı köktencilikle mücadele edilmesini istemişti.


Fransa’nın aşırı sağcı ulusal cephe partisi lideri Le Pen’in kızı Marine Le Pen, babsının Yahudi karşıtı görüşlerinden uzaklaşarak, işgal topraklarında yaşayan Fransız  Yahudiler’in cep edilmesine çalışıyor.


Avrupa parlamentosunda 3. Parti olarak sandalyesi bulunan Hollanda için özgürlük parti lideri Wilders, yoğun ırkçı, İslam ve göçmenlik karşıtı görüşleri ile İslam’dan nefretini açıkça göstererek en az 40 kez işgal topraklarını ziyaret etmiştir.


Britanya’nın aşırı sağcı partisi ulusal parti de göçmenler ve Müslümanlara karşı sert siyasetleri ile tanınıyor. 1999-2014 yılları arasında parti liderliğini üstelenen Nick Girifin partinin Yahudi  karşıtı duyguları yumuşatmaya çalıştı.



Müslümanların Avrupa’daki bir diğer büyük sorunu, Müslüman göçmenlere karşı uygulanan sosyal ayırımcılıklardır. Genel olarak göçmenlere karşı bir çok ayrımcılıklar söz konusudur, bu bağlamda yorumcular sosyal bakımdan olaya bir çok açıdan bakıyorlar. Bir çok Avrupa ülkesinde diğer ülke vatandaşları ve özellikle de Müslümanlara karşı aşağılayıcı bir bakış açısı vardır. Bu ülkelerde resmi olmayarak, insanlar “bizden olan ve olmayan”lar olarak ikiye ayrılıyorlar. Böyle bir ayırımcılığın kökleri Avupalıların kültüründe gizlidir. Bu yüzden her zaman Asyalı, Afrikalı ve Latin Amerika’dan gelen göçmenler, Avrupalıların manalı ve tuhaf bakışlarına maruz kalıyorlar. Günümüzde Avrupa toplumlarında Müslüman göçmenlere ve özellikle de ikinci nesil Müslüman göçmenlere karşı bir çok kısıtlama göze çarpıyor. Çalışma, örtünme ve tesettür, yeni cami inşaatı veya eski camilerin geliştirilmesi, İslami okullara devlet yardımlarının kısıtlanması, ve aynı zamanda bir çok Yahudi, Katolik ve Protestan okullarına yapılan yardımlar ile ilgili konular, Müslümanlara karşı uygulanan ayırımlardır. Bu arada polislerin de Müslümanlara karşı güvenlik açısından yaklaşmalarını da unutmamak gerekir.


Avrupa’da Müslümanların çoğu çok düşük ekonomi ve sosyal statüye sahipler bu yüzden varoş vatandaşları olarak sayılıyorlar. Aslında toplumsa “kesim” ve özellikle de İngiltere’deki Asyalı Müslümanlar ve Fransa’da kuzey Afrikalı Müslüman kesimlerin şekillenmesinde mezhep ve ayırımcılık kavramları çok etkili olduğu söylenebilir.009 015


Etiketler

Görüşler