Temmuz 19, 2020 13:30 Europe/Istanbul

SAD suresinin 29 ila 33. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Şimdi SAD suresinin 29. ayeti:

کِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَیْکَ مُبَارَکٌ لِیَدَّبَّرُوا آَیَاتِهِ وَلِیَتَذَکَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ (38:29)

 

Yani:

(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.

Geçen bölümde hem yaratılış düzeni ve hem de ceza ve mükafat düzeni hak ve adalet temeline dayanan düzenler olduğunu anlattık. Dolaysıyla Allah teala iyileri ve kötüleri bir görmediği açıkça ortadadır. Bu ayet ise konunun devamında şöyle buyurmakta:

Kur'an'ı Kerim yaratılışın amacını beyan etmek üzere nazil olan ve tüm insanların gelişmesi ve yücelmesinin vesilesi sayılan bir kitaptır. Gerçi ancak bu kitabın üzerinde düşünenler ve ayetlerini idrak edebilmek için akıl ve düşüncelerini kullanarak baştan başa hikmet dolu olan ilahi tealimini anlayanlar bu kitabın yardımıyla saadet yolunu bulabilir. Zira Allah tealadan ve kendilerinden gafil olan insanlar görünüşte hayatta olmaları ve gelişmeleri ve büyümelerine rağmen gerçekte ölü insanlardan farksızdır.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşunun amacı, ilahi ayetlerin üzerinde düşünmektir, gerçi ilahi ayetlerini tilavet etmek başlı başına insan yaşamında hayırlara ve bereketlere vesile olduğu da kesindir.

2 – Vahiy fiilini akıl ve düşünceye aykırı bilenlerin düşüncelerinin aksine ilahi vahiy insan aklı ve düşüncesine uygundur ve Kur'an'ı Kerim’in hiç bir yerinde akla aykırı bir şeye rastlanmaz.

3 – Gerçekte vahiy, insanların aklını bozmak veya onunla mücadele etmek için değil, insanların aklını geliştirmek ve yüceltmek için nazil olmuştur.

4 – Düşünme ehli olan insanlar Kur'an'ı Kerim ayetleri üzerinde düşünerek, ahkamını ve sırlarını anlamaya çalışır.

 

SAD suresinin 30 ila 33. ayetleri:

 

وَوَهَبْنَا لِدَاوُودَ سُلَیْمَانَ نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ (38:30)

إِذْ عُرِضَ عَلَیْهِ بِالْعَشِیِّ الصَّافِنَاتُ الْجِیَادُ (38:31)

فَقَالَ إِنِّی أَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَیْرِ عَنْ ذِکْرِ رَبِّی حَتَّى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ (38:32)

رُدُّوهَا عَلَیَّ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْأَعْنَاقِ (38:33)

 

Yani:

Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi.

 

Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.

 

"Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi.

 

"Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.

 

Bu ayetler ilkin Hz. Davud’a Süleyman adında bir evlat verilmesinden haber veriyor. Bu evlat da Hz. Davud’un kendisi gibi Allah’ın iyi kullarından biriydi ve sürekli yüce Allah’ın katına ibadet ederdi. Ayetler daha sonra da Hz. Süleyman’ın kurduğu iktidarın azamet ve ihtişamına ve o hazretin çevik atları olan ordusunu denetlemesine işaret ederek şöyle buyurmakta:

Süleyman atları ve süvarileri onun karşısından geçerken, kibir ve gurura kapılmak ve bu gücün kendisinden kaynaklandığını düşünmek yerine kendisine ve etrafındakilere şöyle diyordu: Ben bu atları Allah için severim ki toplumun güvenliğine ve düşmanlarla cihada yarasınlar. Süleyman süvarilerin geçit törenini atlar gözlerden kayboluncaya dek izledi ve ardından atların yeniden geri gelmelerini emretti. Süleyman bu kez kendisi atları karşılamaya gitti ve onları okşamaya ve sıvazlamaya başladı. Bu ameli genellikle at sahipleri atlarından indiklerinde yapar ve gerçekte bir nevi ata olan sevgilerini ve kıymetini bildiklerini ifade eder.

Gerçi maalesef bazı yanlış rivayetlere göre bu ayetler başka türlü de tefsir edilmiş ve bu macera hakkında Hz. Süleyman’a haksız iftiralar atılmıştır. Örneğin bazı kaynaklarda şöyle deniliyor: Süleyman öylesine atlarını seyretmeye daldı ki güneş battı ve Süleyman ikindi namazı kaza oldu ve bu yüzden Allah tealadan güneşi geri getirmesini ve böylece ikindi namazını kılmasına imkan sağlamasını talep etti. Oysa Hz. Süleyman’ın ordunun geçit törenini izlemeye dalarak namazını unutması ve güneşin batmasından sonra bu konuyu hatırlamasına inanmak biraz zor görünüyor. Açıktır ki bu tür rivayetler yanlıştır ve böyle bir iş, Allah’ın seçkin kulu Hz. Süleyman hele dursun, sıradan bir insandan bile kabul edilebilecek bir iş değildir. Üstelik Allah teala aynı ayetlerde peygamberi Hz. Süleyman’ı  açıkça iyi kulu ve çok tevbe eden biri olarak takdir ettiğini buyuruyor. Bu yüzden bu tür rivayetler ayetlerin anlamı ile bağdaşmadığı açıkça ortadadır.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – İnsanın en yüksek makamı, ilahi kata boyun eğmek ve Allah tealaya kulluk etmektir. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim sık sık peygamberlerin hakkında kul sözcüğünü kullanmıştır.

2 – Toplumun güvenliğini sağlayanlara özel ilgi göstermek, hükümdarların görevlerinden sayılır. Bu yüzden askeri geçit törenlerinin düzenlenmesi gibi etkinlikler şayeste uygulamalardır, zira toplumun liderleri askeri güçlerinin niteliği ve niceliğinden haberdar olmalı ve düşmanlara karşı ona göre tedbir almalıdır.

3 – Eğer güç ve iktidar salih ve dürüst ve ilahi insanların elinde olursa, tecavüze ve sultacılığa yol açmaz, zira bu tür insanlar gücü sadece Allah yolunda ve Allah için isterler.