Temmuz 19, 2020 13:35 Europe/Istanbul

SAD suresinin 39 ila 42. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

SAD suresinin 39 ve 40. ayetleri:

 

هَذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ أَوْ أَمْسِکْ بِغَیْرِ حِسَابٍ (38:39)

وَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَآَبٍ (38:40)

Yani:

"İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.

 

Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.

 

Geçen bir kaç bölümde Hz. Süleyman’dan -s- söz ettik. Bu ayetler ise Hz. Süleyman’ın öyküsünün sonunda şöyle buyurmakta: Allah Süleyman’a bol servet ve nimet sundu ve Süleyman’dan elinden geldiğince toplumun muhtaç insanlarına bağışlamasını ve onların ihtiyaçlarını gidermesini istedi. Kuşkusuz Hz. Süleyman ilahi peygamber olduğundan adalet temelinde hareket ediyor ve ilahi nimetlerden herkese ihtiyacına göre veriyordu. Hz. Süleyman bu nimetleri herkese eşit dağıtmıyordu, zira bu durumda ilahi adaletle bağdaşmayacaktı.

Ayetler daha sonra Hz. Süleyman’ın hayırlı sonuna işaret ederek şöyle buyurmakta: Süleyman’a verilen onca güç ve servete rağmen o hiç bir zaman Allah’a kullukta kusur etmedi ve hiç bir zaman yönettiği toplumun insanlarına zulmetmedi. Bu yüzden Süleyman Allah teala katında yüksek mertebeye ve makama sahipti ve sonu hayırlı bir şekilde bu dünyadan ayrıldı.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – İlahi hükümette hükümdar elinde ne varsa Allah tealanın hediyesi olarak bilir ve onları halka hizmet uğrunda kullanır.

2 – Güç ve servet sahibi olmak, Allah’a kulluk ve ibaret etmek ve ilahi kata yakınlaşmakla çelişmez. İlahi hükümette maddi kalkınma ve ilerleme ve doğal imkanlardan yararlanma, ruhi ve manevi erdemlerle çelişmez.

 

SAD suresinin 41 ve 42. ayetleri:

 

وَاذْکُرْ عَبْدَنَا أَیُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّی مَسَّنِیَ الشَّیْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ (38:41)

ارْکُضْ بِرِجْلِکَ هَذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ (38:42)

 

Yani:

Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu."

 

(Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.

 

İlahi peygamberlerin arasında güç ve servet simgesi olan Hz. Süleyman’dan sonra bu ayetler sorunlara ve sıkıntılara karşı sabır abidesi olan Hz. Eyyub’un -s- öyküsüne işaret ediyor. Bu ayetlere göre İslam Peygamberi -s- Hz. Eyyub’un hayatını insanlara anlatmak ve onları kişisel ve sosyal sorunlar ve sıkıntılara karşı sabırlı ve dirençli olmaya davet etmekle görevlendirildi.

Tefsir ve rivayet kitaplarında anlatılanlara göre, Allah teala Hz. Eyyub’a  bol nimet sundu ve o da yüce Allah’a şükrediyordu. Ancak Allah teala o hazreti zorlu bir sınavla sınayarak peygamberi Eyyub’un her türlü şartlarda şükredenlerden olduğunu ispat etmek istedi. Yani Hz. Eyyub’un ister refah durumunda ister yoksullukta ve acılarda Allah’a şükretmekten el çekmeyecekti.

Böylece önce Hz. Eyyub’un malları, ziraati ve hayvan sürüleri bir bir yok oldu ve ardından kendisi de ağır bir hastalığa yakalandı, öyle ki hatta evlatları o hastalığa yakalanma korkusundan ondan uzaklaşmaya başladı.

Bu şartlarda şeytan halk arasında Hz. Eyyub’un Allah’a itaatsizlik yüzünden bunca sıkıntıya ve hastalığa yakalandığı ve eğer iyi kul olsaydı çocuklarının bile onu terketmelerine yol açan bu sıkıntılara yakalanmayacağı yalanını yaymaya başladı.

Hz. Eyyub’un ailesinde ortaya çıkan yeni şartlar ve halkın şeytan vesveseleri yüzünden o hazrete yönelik sözlü tacizleri onu çok zor durumda bıraktı ve şiddetli bir şekilde incimesine sebebiyet verdi. Katlandığı o zorlu ve sıkıntılı döneminde asla şikayette bulunmayan ve sürekli Allah’a şükreden Hz. Eyyub bir gün yüce Allah’a seslendi ve halkın şeytan vesveseleri yüzünden kendisine sui zanla yaklaşan insanların bu hareketi yüzünden şikayette bulundu, ama yine de Allah’tan doğrudan herhangi bir talepte bulunmadı.

Bunun üzerine Allah teala peygamberi Eyyub’u halkın sözlü tacizlerinden kurtarmak için mucizevi bir şekilde hastalığını iyileştirdi ve böylece insanlara Eyyub’un her daim Allah’ın lütfundan yararlandığını ve o hazretin ilahi gazaba uğramadığını bilmelerini istedi. Allah teala Eyyub’a durduğu yerde ayakları ile yere vurmasını ve böylece ayaklarının altında bir çeşmenin akmaya başlamasını emretti. Hz. Eyyub’un ayaklarının altında akan çeşme macerası, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in öyküsüne benziyor. Bilindiği üzere Hz. İbrahim’in eşi Hacer oğlu İsmail’e içecek su bulmaktan umudunu kesince, yüce Allah’ın iradesi ile İsmail’in ayaklarının altında ve Mekke’de Kabe’nin yanı başında çırpınırken, duru bir suyu olan bir çeşme ortaya çıktı. Bu çeşmenin adı Zemzem’dir ve günümüze dek akmaya devam etmiştir.

Hz. Eyyub’un öyküsünün devamına gelince, yüce Allah’ın iradesi üzerine çeşme ortaya çıkınca Allah teala peygamberine çeşmede yıkanmayı ve suyundan içmeyi emretti ve böylece hastalığını iyileştirdi. Her halükarda Hz. Eyyub’un bu ilahi sınavdan başarıyla ve başı dik çıkmasının ardından Allah teala ondan aldığı tüm nimetleri ona yeniden iade ederek merhametini tamamladı. Böylece Hz. Eyyub tekrar sağlığına kavuştu ve hayatı yeniden canlandı.

Kuşkusuz Hz. Eyyub’un engebeli yaşamı varlıkları ile kibirlenmemeleri konusunda tüm akıllı insanlar için ibret kaynağıdır, zira tüm varlıklar bir anda yok olabilir. Bu öykü aynı zamanda bizlere zorluklarda ve hastalıklarda asla yüce Allah’ın lütuf ve merhametinden umudumuzu kesmememiz gerektiğini öğretir, zira Allah teala için çözümlenmeyecek hiç bir sorun ve sıkıntı söz konusu bile olamaz.

 

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Geçmişlerin ve özellikle ilahi peygamberlerin öykülerini okumak yapıcı ve ibret vericidir. Zira başkalarının sıkıntılarını öğrenmek insanda sabırlı ve dirençli olmayı güçlendirir.

2 – Acılar ve musibetler, şeytanın vesvese meydanıdır. Şeytan bazen acılar ve zorluklarla insanları doğru yoldan saptırmaya çalışır.

3 – Dua, evliyaların siyeri ve Allah teala karşısında kulluk ifadesidir. O zaman sorunların ve sıkıntıların giderilmesi için dua edelim.