Kasım 30, 2020 12:03 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: İşsizlik vurdu doğum azaldı

Yeniasya:

Bilim Kurulu: Kabine sorumlu

Star:

Trump yönetiminden giderayak Riyad-Doha adımı! Zamanlaması dikkat çekti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 29 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "DEVA ve Gelecek, tek adam rejimine karşı demokrasiyi güçlendirir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bir süredir aklımda dönüp dolaşıyordu, yeni kurulan partiler muhalefeti dağıtıyor, demokrasiyi zayıflatıyor, ülkemizdeki tek adam rejimini güçlendiriyor ve diktatoryaya daha mı çok yaklaştırıyor? Bu görüşün kaynağı “rejime, tek adama karşı gelişen muhalefeti dağıtması” görüşüdür. Bir de “iktidarın parçası” oldukları görüşüdür. Kurucularına “bizim cenah”tan bazı uç noktalarda ağır eleştiriler ve reddiyeler yöneltildiğini görürüz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Eleştiriler “hesap sorar”. Kurucular “sigaya çekilir”. Ortak oldukları RTE iktidarındaki pozisyonları, ortaklıkları dile getirilir, aslında söylenmek istenen, “yoktur birbirlerinden farklılıkları”dır. En iyisi “hepsi kahrolsunlar”dır. “Önce iktidar dönemlerinin hesabını versinler, şöyle devrimci adam gibi özeleştirilerini yapsınlar, sonra parti kursunlar ve legalite kazansınlar”!

Hiç mi hiç... Mesela DEVA ve Gelecek Partisi’nin kuruluşlarının iyi olduğu ve demokrasi cephesini genişlettiği kanısındayım.

Hele bu partilerin otoriter yönetimden ayrılanlar - kopanlar tarafından kurulduğu düşünülürse. Daha da önem kazanır partileri... 

Bu partiler, RTE iktidarının parçalanması, zayıflaması, dağılması ve RTE otoritarizminin giderek güçlenmesi dönemlerinin doğumlarıdır.

Tek adam rejimi, iktidarın “güçlü hali”ni resmetmez, giderek artan otoritarizmi, zayıflığının, dağılmasının ifadesidir.

Bu iki parti ve kurucuları, RTE partisi içinde varlıklarını sürdürememişlerdir. RTE tek adamlaştıkça, partisi içindekilere, tabii ki önde gelenlere iki seçenek kalıyor: Ya RTE’nin suretleri olacaklar, her şeyi kabul edecekler ve liderin yüceltilmesine en büyük desteği verecekler... Ya da atıl ve sessiz kalacaklar ve güçlü kişilikleri ve cesaretleri varsa ayrılıp partileşecekler.

Bugün AKP’nin, kuruluş zamanıyla zerre ilgisi kalmamıştır. Ne söylemi ne programı ve uygulaması ne de kurucuları açısından.

Baş otoritenin partide yaptığı tam bir sıradanlaştırmadır.

Sıradanlaştırılmayı, sıradanlaşmayı kabul etmeyenler kenara itilmiş, işlevsizleştirilmiş, siyasetten arındırılmışlardır.

Bunlar, liderden aynı zamanda farklı görüşleri savunanlardır. 

Onların bir kısmı ayrılarak iki partide siyasi varlıklarını sürdürmeye karar verdiler.

Türkiye sanıldığından çok daha büyük ve ağır bir siyasette, kültürde, ekonomide, toplumsal ilişkilerde kirlenme, kötüleşme yaşadı ve yaşamaktadır.

Hele ekonomide... Hele hukukta.. Hele temel insan hak ve özgürlüklerinde... Hele üniversitelerde... Hele ülkenin ve Hazine’nin kaynaklarını keyfi yönetmekte, çarçur etmekte ve peşkeş çekmekte... Hele dış politika uygulamalarında ve tercihlerinde...

Ve bu tablo ağırlaşarak sürüyor.

...***

Taha Akyol 29 Kasım tarihli Karar gazetesinde, " İktidar TÜSİAD’ı dinledi!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" TÜSİAD’ın sesini kısmış bir iktidar, iki bakanla bir Merkez Bankası Başkanı’nı TÜSİAD’a göndererek görüşmelere başladı. Dün de TOBB’la görüştüler. Görüşmeler devam edecek.Elbette olumlu…Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’la Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal ideolojik takıntılardan uzak rasyonel isimler. Adalet Bakanı Gül, uygulamada kayda değer bir gelişme olmasa da “reform”un söylemini bari yürüten bir Bakan…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

TÜSİAD’daki görüşmede aynı objektif dili konuştuklarını, çözümler konusunda görüş birliği olmasa bile önemli oranda görüş benzerliği olduğunu düşünüyorum.

Hoşuna gitmeyen sesleri kısma, eleştirileri susturma alışkanlığı içindeki iktidarın, nihayet çeşitli kesimleri “dinleme” ihtiyacını duymasını tabii ki önemsemek gerekir.

İktidarın TÜSİAD’la sadece ekonomiyi değil, hukuk ve insan haklarını konuşacak olması dikkatinizi çekti, değil mi?

Görüyor musunuz, ekonomi nasıl da hukukla, insan haklarıyla ilgilidir.

Onun için TÜSİAD bu alanlarda raporlar yayınladı, açıklamalar yaptı ama iktidarın sert tepkileriyle karşılaştı.

TÜSİAD’ın eski başkanlarından Muharrem Yılmaz, “ihale yasası onlarca kez değiştirilen böyle bir ülkeye yabancı sermayenin gelmesi mümkün değildir” demişti. (23 Ocak 2014)

Bu eleştiri karşısında ne yapılmalıydı?

İhale yasasını nasıl bozmuşuz, nasıl düzeltmeliyiz diye araştırmalar, görüşmeler yapılmalıydı, değil mi?

Ama Başbakan Erdoğan, “dünyanın hiçbir yerinde Kendi ülkesini dışarıda kötüleyen bir işveren örgütü bulamazsınız, dünyanın her yerinde bunun adı ihanettir” diyerek TÜSİAD’ı suçlamıştı. (28 Ocak 2014)

Halbuki Maliye Bakanı Mehmet Şimşek da aynı 2014 yılında şunları söylemişti:

“Sayıştay denetimi gözümüzü açtı… Elimden gelse Kamu İhale Kanunu’ndaki tüm istisnaları kaldırırım. Avrupa Birliği mevzuatı neyse aynısının Türkiye’de uygulanması gerekir…” (5 Kasım 2014)

‘İstisnalar’ yani ihale açmadan istediğin şirkete iş verilmesi.

Şimşek de etkili olamamıştı. 

Olaylar da gösterdi ki 2014 yılında Kamu İhale Kanunu’na yöneltilen o eleştiriler haklıymış. Ama dikkate alınıp düzeltmek yerine ihanetle suçlanıp konu kapatılmıştı.

Ahmet Davutoğlu, 2019’daki açıklamasında “İhale kanunundaki istisnanalar kanunun kendisini işlemez hale getirdi.” (22 Nisan 2019)

Sadece TÜSİAD değil, birçok kuruluşun eleştirileri oldu,

Sadece İhale Kanunu da değil, hukuk ve yargıyla ilgili birçok eleştiri oldu.

...***

Mehmet Faraç 29 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Bir millet nasıl soyuluyor?.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye'nin son 10 ayda dışarıya ödediği faiz 178 milyar dolarmış...Nereden bakarsanız bakın, memleketin ekonomik olarak battığının tek kanıtı bile olabilir bu faiz talanı... Peki; Türkiye dışarıya neden bu kadar bağımlı, neden bu kadar faiz veriyor ve en önemlisi de bu kadar para kimden çıkıyor?.. AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte neredeyse her yıl birkaç yeni "vergi" ihdas ediliyor..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İşte her yeni vergide aynı sorular yanıt arıyor;

"Acaba yeryüzünde verginin vergisi alınan kaç ülke vardır?.."

"Halkı bu kadar vergi zulmü altında ezilen kaç memleket vardır?.."

Peki; 81 milyonun, hatta doğmamış çocuğun bile "yap-işlet-devret" modeli köprü ve hastaneler üzerinden borçlandırıldığı bir ülkede (geçen yıl 600 milyar liradan fazla) vergi toplanırken, devlet halen nasıl olur da dışarıya yüklü oranda faiz ödemeye devam ediyor?..

Bu sorunun şöyle bir yanıtı da var;

Türkiye Cumhuriyeti yüzlerce çeşit vergi ile milletin cebindeki son kuruşa kadar alıyor ama çarpık ekonomik düzen yüzünden sistem yerine oturamıyor ve dışarıdan getirilen para için her ay milyarlarca dolar faiz ödeniyor...

Ve tabii ki bu çelişki içinde, milletin anasına küfreden yandaş müteahhitlerin milyarlarca liralık vergi borcunun silinmesini de kimse unutmuyor...

414 çeşit vergi yetmemiş...

Ekonomileri çökmüş ülkelerde uygulanan zulüm yöntemlerinden biridir acımasız zam yağmuru...

Yani, başarısız siyasi iktidarlar ekonomiyi önce batırırlar, sonra da bunun ceremesini millete çektirerek zam üstüne zam yağdırırlar ve halkı nefes alamaz hale getirirler...

İşte Türkiye de, millete kaşıkla verdiğini kepçeyle geri almak konusunda birinciliği kimseye kaptırmıyor!..

Baksanıza; Gelir İdaresi Başkanlığı'nın kayıtlarına göre bu ülkede yurttaşlar 414 çeşit vergi ödüyormuş...

Yani vergisi olmayan tek nesne, vergi ödenmeyen hiçbir yaşam alanı bulunmuyor bu ülkede...

Sadece şu motorlu taşıtlar üzerinden yürütülen vergi talanı bile utanç verici... Düşünsenize; dünyanın en pahalı otomobillerini almak zorunda kalıyor bu ülkenin yurttaşları... Üstelik bir otomobil fiyatının üçte ikisi vergiyken, yurttaşlar her yıl en pahalı taşıt vergisini ödüyor, bir yandan sigorta yetmezmiş gibi, kasko kıskacında da tutuluyor...

Hele bir de egzoz ve araç muayene ücretleri var ki, bilmeyen de sanabilir ki, araç muayenesi değil de, bir insana tam teşekküllü hastanede ameliyat yapılıyor!!!

Peki, paralı yol ve köprülerden alınan fahiş geçiş ücretlerine, akaryakıtta durmayan zamlara ne demeli?..

Velhasıl sadece bir taşıtı üzerinden bile binlerce lira vergi ödemek zorunda kalıyor Türk insanı ve bu işkenceyi durduracak  muhalefet gücü bir türlü yaratılamıyor...

 

                                

 

Etiketler