Aralık 01, 2020 20:31 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Gayrisafi yurtiçi hasıla, temmuz-eylül döneminde reel olarak yüzde 6.7 arttı

Yeniasya:

Bir ‘tüketim büyümesi’ daha

Star:

Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni Kovid-19 kısıtlamalarını açıkladı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 30 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Cumhurbaşkanı’nı felaketlerden arındırma operasyonları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Haberi okuduğumda Cumhuriyet Portal’da şaşırmıştım, yahu bu eski haber, neden koyuyorlar bunu, diye.. Merkez Bankası Başkanı’nı değiştirmeden önce Cumhurbaşkanı’nın Ağbal vb. ile toplantı yaptığı, Berat Albayrak’ın toplantıya alınmadığı, bu toplantıdan sonra MB başkanını değiştirdiği haberini okumuştuk. Acaba yeni ne var diye ayrıntısına baktığımda haberin esas olarak Cumhurbaşkanı’nı ekonomide olan bitenden habersiz göstermek ve aklamak amacını güttüğünü görmüştüm. Arkadaşlarımla tartıştım.Daha sonra Kadri Gürsel de gece HalkTV ekranında Reuters’in bu haberine dikkat çekti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Habere bakın: Cumhurbaşkanı adeta ne olup bittiğini anlamak için, Albayrak’ı bypass ederek, bugün Maliye ve MB’ye atadığı kişilerin bulunduğu küçük bir toplantı düzenliyor.

Durumdan adeta habersiz Cumhurbaşkanı’na ekonominin kötüye gittiğine ilişkin sunumlar yapılıyor. Meğer dolar almış başını gitmiş, yüzde 30 değer kaybetmiş, yabancı yatırım güvenmiyormuş ve gelmiyormuş ülkeye. Bu gidişle işsizlik dalga dalga gelecekmiş, önlem alınmalıymış, MB’nin döviz kaynakları erimişmiş..

Bu toplantı iki gün sürmüş, Reuters muhabiri haberi üstelik dört kaynaktan da doğrulatmış, hepsi aynı şeyi söylemiş.

Kaynaklar şunu vurgulamış özellikle ki tek “yeni” tarafı” bu:

“Erdoğan esasında ekonomiyle ilgili tutarlı bir şekilde bilgilendirilmiyordu. Ona her zaman tek bir taraftan, parlatılmış bilgiler veriliyordu...”

İşin aslına gelelim: Tüm bu haber, yine gerçek ekonomik durum hakkında Cumhurbaşkanı’nın “aldatıldığı”nı vurgulamak için yazılmış. İngiliz haber ajansı Reuters’in muhabiri AKP kurmayları tarafından iyi gaza getirilmiş.

Cumhurbaşkanı tüm ekonomiden kendisinin sorumlu olduğunu, 2019 yılı 28 Martı’nda açıklamıştı. Haymana’da şöyle konuşmuştu: “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben. Şu anda devletin başında kim var? Tayyip Erdoğan var. Kim var? 14 tane bakanı var. Kim var? Yardımcıları var...”

Kendisini böyle tanımlayanların sıfatı “Başekonomist”tir.

Zaten son yaptığı açıklamada da yine faiz ve enflasyon konusundaki görüşlerini büyük ekonomistlere taş çıkartacak netlikte ve berraklıkta, tartışmaya bile imkân vermeyecek tarzda yinelemişti.

Şimdi, Reuters muhabirini dolduruşa getirerek “Erdoğan esasında ekonomiyle ilgili tutarlı bir şekilde bilgilendirilmiyordu. Ona her zaman tek bir taraftan, parlatılmış bilgiler veriliyordu...” diyenler, aslında Cumhurbaşkanı’na, ülkenin ekonomiden başlıca sorumlusuna bir açıdan hakaret de ediyorlar. Ne demek bu şimdi?! Ben olsam yakalarına yapışırım!

...***

Mehmet Ocaktan 30 Kasım tarihli Karar gazetesinde, " Şeffaflık yoksa itibar kaybı kaçınılmazdır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Sağlık Bakanlığı’nın pandemi sürecinin başlamasından dokuz ay sonra bir anda günlük vaka sayısını 30 binler civarında açıklaması kafaları iyice karıştırdı. Uzun bir süredir toplumun, salgınla ilgili bilgilerin şeffaf bir şekilde paylaşılmadığı şeklindeki kanaati, bu vesileyle bir bakıma teyit edilmiş oldu. Bu yeni durum aynı zamanda açıklanan rakamın da ne kadar şeffaf olduğu konusunda soru işaretlerini beraberinde getirdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Oysa pandeminin başladığı ilk günlerde özellikle Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın olağanüstü gayretleri toplumun farklı kesimlerinin takdirini toplamış ve bir güven havası oluşmuştu. Ancak sonrasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün yetkileri merkezde toplayan ‘tekçi’ tabiatı gereği, sürecin kontrolü bakanın inisiyatifi dışına çıktı ve sonuç şeffaflığa veda etmek oldu...

Ne yazık ki bugün itibariyle salgını en kötü yöneten ülkeler arasında yer almış bulunuyoruz. Covid-19 rakamlarını şeffaf bir şekilde veremedik, yaz aylarında insanların plajlara akın etmelerini teşvik ettik, Ayasofya’nın açılışında, mitinglerde binlerce insanı toplayarak adeta coronaya davetiye çıkardık. Daha da vahim olanı belediyeleri, sivil toplum kuruluşlarını itip-kakarak salgınla mücadeleye dahil edemedik.

Maalesef Türkiye her şeyin tek merkezde toplandığı yeni rejimle birlikte en değerli varlığı olan kurumsal hafızasını kaybetti. Artık ekonomiden dış politikaya, eğitimden sağlığa kadar hiçbir kurumumuz güvenilirlik kriterine sahip değil. Bakanlar bakan gibi davranamıyor, Merkez Bankası bağımsızlığını yitirdiği için güven vermiyor, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri üzerinde güvensizlik perdesi var.

Her şeyin tek elde toplandığı günden bu yana ülkenin bütün kurumları çöküş halinde. Her ne kadar kağıt üzerinde pembe tablolar çizilse de, çıplak gözle baktığımızda bile hiçbir alanda iyileşmenin olmadığını görmek mümkün. Aslında bu sistemle Türkiye’nin yönetilemeyeceği başından belliydi, nitekim ülkenin milyarlarca doları harcanmasına rağmen, ekonomik çaresizlik kapıya dayandığında anlaşıldı ki bu sistemle Türkiye’nin dertlerine çare üretmek mümkün değil.

Kim ne kadar övüp kutsallaştırırsa kutsallaştırsın liyakatin itibar görmediği, şeffaflığın engel olarak görüldüğü böyle bir sistemle gerek içeride, gerekse dış dünyada itibar kaybetmeye devam etmemiz kaçınılmazdır.

Devlette şeffaflığın olmayışının ülkeye neler kaybettirdiğini anlayabilmek için, şu günlerde bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından başlatılan “hukuk reformu” tartışmalarının neden toplumda ciddi bir heyecan yaratmadığını iyi analiz etmek gerekiyor.

Peki neden?

Çünkü insanlar bu reform vaadinin, hukuk, özgürlük, adalet açığını kapatmaktan çok, ekonomik zaruret dolayısıyla gündeme taşındığına inanıyor. Daha da önemlisi toplum iktidarın gerçek anlamda reforma inandığına inanmıyor. Çünkü hiçbir şey şeffaflık içinde yürütülmüyor ve her şeyin üzerine bir gizlilik perdesi örtülüyor.

Bilelim ki eğer ekonomiden hukuka kadar her alanda işlerimizi şeffaflıkla değil, herkeslerden gizleyerek yapmaya devam edersek, iyi işler yapsak bile kimseyi inandıramayız.

...***

Zeki Ceyhan 30 Kasım tarihli Milli gazetesinde, " AKP’liler kaça ayrılabilir?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Kaba bir tasnifle AKP’lileri üçe ayırmak mümkün.İlk grubu genel merkez yönetimini beğenmeyerek AKP’den ayrılanlar oluşturur. İkince grubu ise genel merkez tarafından beğenilmeyerek kapının önüne konulanlar oluşturur.Üçüncü grup şimdilik sesleri sedaları çıkmayan ama yakın zamanda kendilerini birinci ya da ikinci grupta bulacak olanlardan oluşur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Birbirleri arasında sevgi bağları bulunmayan, birbirlerini dost gibi değil de düşman gibi görmeyi marifet sayan insanlar aynı çatı altında ne kadar kalabilir ki!Vakti saati gelince ya genel merkeze “biz artık gidiyoruz” diyecekler ya da genel merkez tarafından “fitne ateşi çıkarmakla” suçlanıp dışlanacaklar.Hepsinin bir vakti saati var!Ne bir dakika önce, ne bir dakika sonra!AKP’lilerin mukadder akıbetleri üç aşağı beş yukarı böyle!Yani iktidar partisi çatısı altında derlenip toparlanma yerine dağılma ya da savrulma ağır basıyor!İnsanların sürekli ayrıldıkları ya da insanların sürekli kapının önüne konuldukları bir parti nasıl büyür?Nasıl güçlenir ya da gücünü muhafaza edebilir?AKP’lilerin çoğu eski arkadaşlarımız!

Sık sık bir araya gelemesek de zaman zaman alo deyip hal hatır sorduğumuz insanlar.Aralarında bulundukları halden memnun olan yok gibi!Hepsi bir tükenişin, sona yaklaşışın sıkıntısı içindeler.“Biz bu partiyi ortak akılla yöneteceğiz” iddiası ile yola çıkıp hiçbir konuda fikirleri sorulmayan, ne düşündükleri merak bile edilmeyen insanlar nasıl mutlu olsunlar!Biraz cesaretini toplayan hemen sesini yükseltiyor ve gördüğü yanlışlıkları sıralıyor.“Yapılan yanlışlar bizim sonumuzu hazırlıyor” diye parti yöneticilerini uyarmaya çalışıyor.Ancak böyle halisane uyarılar hiç hoş karşılanmıyor.Körü körüne itaat bekleyenler bu tür uyarılarda bulunanlara dostça bakmıyorlar.Ve onların biletini kesmeye çalışıyorlar.

Yol haritalarını çizerken “bu trenden inen bir daha binemez” diye kural koyanlar AKP treninde hiç kimse kalmayıncaya kadar insanları dışlayacak gibi görünüyorlar.Evet, AKP’den insanlar ya ayrılıyor ya da kovuluyorlar!

                                

 

Etiketler