Mart 07, 2021 11:08 Europe/Istanbul

Zümer suresinin 59 ila 63. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ZÜMER suresinin 59 ve 60. ayetleri:

 

بَلَى قَدْ جَاءَتْکَ آَیَاتِی فَکَذَّبْتَ بِهَا وَاسْتَکْبَرْتَ وَکُنْتَ مِنَ الْکَافِرِینَ (39:59)

وَیَوْمَ الْقِیَامَةِ تَرَى الَّذِینَ کَذَبُوا عَلَى اللَّهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌ أَلَیْسَ فِی جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَکَبِّرِینَ (39:60)

 

Yani:

Hayır (dönemeyeceksin)! Âyetlerim sana gelmişti de sen onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkârcılardan olmuştun.

 

Kıyamet gününde Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer cehennemde değil midir?

 

Geçen bölümde cehennemde azap ateşi ile karşılaştıklarında gaflet uykusundan uyanan ve bu dünyada heba ettikleri ömürlerinin hasretini çekmeye başlayan insanlardan söz ettik. Bu insanlar keşke bir daha dünyaya geri dönme ve gittikleri yanlış yolu düzeltme fırsatı verilmesini arzu ediyorlar. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:

Bu süreçte Allah teala sizin hakkınızda müsamahakar davranmış olması ve sizi hidayete erdirecek ve irşat edecek imkanları göndermemiş olması söz konusu olamaz. Zira Allah teala siz fani dünyadayken, hidayete ermeniz için peygamberler ve semavi kitaplar gönderdi. Eğer aklınızı kullanmış olsaydınız, gayet rahat bir şekilde onların hakkaniyetini anlar ve hidayetlerinden yararlanabilirdiniz. Ancak sizin kibirli haliniz, Hak inancını inkar etmenize ve ilahi peygamberlerin davetini reddetmenize yol açtı ve sonuçta şimdi cehennem ateşine düştünüz. Buradaki ceza yüzünüzü çirkinleştirerek karartır ve cehenneme düşenlerin birbirinden nefret etmelerine sebebiyet verir. Kuşkusuz kıyamet gününde kafirlerin ve Hakkı inkar edenlerin yüzlerinin kararması, onların alçaklığını ve rezilliklerini ortaya koyar. Gerçekte kıyamet günü, insanların amel ve düşünceleri ve içinde sakladıkları sırların aşikar olduğu gündür. Bu dünyada kara ve karanlık kalbi olan ve amelleri de ona göre kara ve karanlık olan insanlar, kıyamet gününde de içindeki karanlıkla mahşere çıkar ve yüzleri kapkara olur.

 

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Yüce Allah akıl ve vahiy yoluyla hücceti tamamlamadan insanları cezalandırmaz.

2 – Küfrün gerçek kaynağı ve hakkı inkar etmek, kibirli düşüncelerdir.

3 – Kıyamet gününde insanların içi dışı bir olur ve yüzlerinin rengi, kalplerinin rengi ile uyumlu hal gelir. Karanlık kalbi olan insanların bu hali yüzlerine yansır ve yüzü kara mahşere döner.

 

ZÜMER suresininin 61. ayeti:

 

وَیُنَجِّی اللَّهُ الَّذِینَ اتَّقَوْا بِمَفَازَتِهِمْ لَا یَمَسُّهُمُ السُّوءُ وَلَا هُمْ یَحْزَنُونَ (39:61)

 

Yani:

Allah, takvâ sahiplerini kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar.

 

Kibir ve küfürleri yüzünden yüzü kara mahşere  çıkanlara karşı bu ayet, kıyamet günü azabından kurtuluşu yolunu takva ve dindarlık şeklinde beyan ederek şöyle buyurmakta:

Allah teala takva ehli olanları kurtarır ve onları saadete erdirir. Saadet, ebedi lezzet ve refahtır. Gerçi güzel yiyecekleri ve içecekleri tüketmek hoş ve zevk vericidir, fakat saadet ve mutluluk işareti değildir. Zira bu tür lezzetler kalıcı değildir ve kısa süre sonra yok olur. Oysa ilim ve marifet öğrenmek insanların ebedi saadetine vesile olur. Zira hakikati keşfetmek ve marifetin idrak edilmesi kalıcı ve daimi lezzettir. Dünyevi lezzetler ve mutluluklar gerçi bir süre devam edebilir, fakat fani dünyada ömrün kısalığı yüzünden uhrevi lezzetlere nazaran çok naçizane sayılır. Dolaysıyla hakiki saadet, insanları ahiret aleminde ebedi ve kalıcı mutluluklara kavuşturan işlere bağlıdır ve insanı her türlü gam ve kederden korur ve artık hiç bir tehlike ve zarar onu tehdit edemez.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Fani dünyada takva, ahiret aleminde saadet ve kurtuluşa vesile olur.

2 – Takva, insanları her türlü çirkinlikten ve kötülükten koruyan bir kalkan gibidir. Kıyamet gününde muttaki insan, kötülüklerden uzaktır ve asla üzülmez, hasret çekmez.

 

ZÜMER suresinin 62 ve 63. ayetleri:

 

اللَّهُ خَالِقُ کُلِّ شَیْءٍ وَهُوَ عَلَى کُلِّ شَیْءٍ وَکِیلٌ (39:62)

لَهُ مَقَالِیدُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالَّذِینَ کَفَرُوا بِآَیَاتِ اللَّهِ أُولَئِکَ هُمُ الْخَاسِرُونَ (39:63)

 

Yani:

Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekîldir.

 

Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak hükümranlığı) O'nundur. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

 

Bu surede yer alan ayetlerin ekseni genellikle tevhit ve şirkle ilgilidir. Dolaysıyla bu ayetler bir kez daha tevhit meselesine geri dönerek, alemlerin tedbiri onları yaratan yegane Allah’ın elinde olduğunu buyuruyor. Kuşkusuz alemleri yaratan Allah asla onu kendi haline bırakmamış veya tedbir edilmesini başkalarına havale etmemiştir. Bu ayetler gerçekte müşriklerin ve kafirlerin görüşlerine bir göndermedir. Bilindiği üzere bazı müşrikler ve putperestler insanı ve alemi Allah teala yarattığına inanır, fakat taptıkları putların onların hayatını etkilediğini zanneder. Bu kesime göre güya alemin işlerini tedbir etmek onların taptığı putların elindedir ve bu putlar onları korumakta ve işlerini tedbir etmektedir. Oysa Kur'an'ı Kerim’e göre Allah’tan başkasına tapan ve taptıkları putların alemde etkili olduklarını zannedenler, gerçek ziyana uğrayanlardır. Zira bu zümre varlık alemini yaratan ve maliki olan ve yerin ve göklerin anahtarları elinde olan Allah’a yüz çevirmiş ve hiç bir yararı veya zararı olmayan ve ellerinden hiç bir şey gelmeyen ve bu yüzden gerektiği zamanlarda tehlikeleri insanlardan uzaklaştıramayan aciz ve zayıf mahlukların peşinden gitmiştir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Tüm varlık alemi yaratılıştan bekalarına kadar Allah tealaya muhtaçtır. Bir başka ifade ile, Allah hem alemleri ve hem mahlukları yaratan ve hem hepsini koruyan yegane güçtür. O zaman Allah’ın yaratıcılığı ile yarattıklarını tedbir etme işini birbirinden ayrı tutmak bir nevi şirk sayılır.

2 – Tevhit, insan yaşamının tüm boyutlarında ve eksenlerinde var olması gereken bir inançtır ve sadece bazı özel alanlarla sınırlı değildir.