Feb 29, 2016 17:30 Europe/Istanbul

1948 yılında işgal altındaki Filistin topraklarında gaspçı rejim İsrail’in şom kuruluşu, sapkın Bahai tarikatı teşkilatını da faaliyetlerinde yeni bir aşamaya taşıdı.

Müslümanlara karşı her türlü gücü kullanmayı ihmal etmeyen siyonistler bu kez Bahailerden İslam dünyasına darbe indirmek için yararlanmayı gündemlerine aldı.

Gerçekte Bahailer ve siyonistler İslam ve müslümanlara karşı kin ve düşmanlıkta aynı hedefi paylaşıyordu. Ali Muhammed Bab’ın idam edilmesinden sonra İranlılara ve müslümanlara karşı derin kin besleyen ve terör eylemlerine başlayan Bahailer, müslümanlara karşı terör estirmekte siyonistlerle aynı cephede yer alıyordu. Bahailerin ve siyonistlerin müslümanlara karşı ortak kin ve nefretleri, siyonist rejim kurulduğu dönemde sapkın Bahai tarikatının elebaşı olan Şevki Efendi’nin yazılarına açıkça yansıyor. Nitekim Şevki Efendi’nin başta Çağın kitabesi adlı eseri olmak üzere çeşitli eserleri bu iddiayı doğruluyor.

Siyonist rejim de sapkın Bahai tarikatının teşkilatını çok amaçlı suiistifade etmeyi ve bu tarikat üzerinden güvenlik ve istihbarat hedeflerini gerçekleştirmeyi ve hatta gelir sağlamayı uygun görüyordu. Bu yüzden siyonistler sapkın Bahai tarikatını İsrail’de resmi mezhep ilan etti ve böylece Bahailerin büyük sermaye çevrelerini ve özellikle her biri büyük bir sermaye sahibi olan tarikat liderlerini İslam’a çekmeye çalıştı ve Aka ve Hayfa gibi kentlerde Bahai liderlerinin mezarlarını geliştirmek ve işgal altındaki Filistin’de Bahailer için mabetler ve dini merkezler inşa etmekle her yıl bir çok Bahai tarikatı mensubunu işgal altındaki Filistin’e çekti.

Böylece siyonist rejimin hakimiyetinde 1953 ila 1963 yılları arasında - yani Mirza Hüseyinali Baha’nın peygamberlik iddiasında bulunduğu günün yüzüncü yıldönümünde - kalan on yıllık bir program Bahai tarikatının sözde Beytul Adl kompleksi ve diğer sözde kutsal mekanlarını geliştirme planı uygulandı ve böylece Bahai tarikatı küresel bir din olarak gündeme getirildi.

Sapkın Bahai tarikatının resmi internet sitesinde bu konuda şu ifadelere yer veriliyor:

Nisan 1963 tarihinde on yıllık planın sonunda, hazreti Bahaullah’ın Bağdat’ta durumunu ilan ettiği günün yüzüncü yıl döneminde, Bahai dini gerçekten küresel bir din olmuştu, kapsam alanı, komünizmin doğrudan nüfuzu altında bulunan ülkelerin dışında hemen hemen dünyanın tüm ülkelerini kapsıyordu. O dönemde Bahailerin bir başka temel beklentisi de karşılanmıştı: Beytul Adl-i Azam, kuruluşu Şevki Efendi’nin en temel hedeflerinden biri olan Bahai dininde uluslararası idari bir kurum olarak seçildi. Tüm 56 milli ruhani mehfilin üyeleri bu seçime katıldı.

İlginçtir ki Şevki Efendi tüm üyelere ve sapkın Bahai tarikatının tüm izleyenlerine Bahai mehfilleri kurmaya yönelik talimatında Bahailere şu tavsiyede bulunuyor: Kutsal topraklarda yeni kurulan İsrail hükümetinin kanunları ve kurallarına uygun biçimde bu tür mehfilleri kurun.

Ancak Şefki Efendi İran, Irak, İngiltere ve Almanya’daki Bahailere bu mehfilleri kurma talimatı yollandığında hiç bir zaman bu ülkelerin kanunlarına ve kurallarına uymaları tavsiyesinde bulunmadı. Yine Bahailerle siyonistlerin arasındaki ilişkilere bakıldığında, bu ilişkilerin siyonist rejim kurulmadan önceki döneme uzandığını gösteriyor.

Siyonist aktivistlerden ve daha sonraları korsan İsrail’in Cumhurbaşkanı seçilen İshak Ben Zevi’nin itiraf ettiği üzere kendisi İsrail kurulmadan yaklaşık kırk yıl önce Aka’da Behci köşkünnde Bahai aktivist Abbas Efendi ile görüşmüştü. Abbas Efendi ayrıca Filistin’de yahudileri yerleştirme sürecine yatırım yapan ve organize eden Ruçildha ailesi ile çok yakın ilişkisi vardı. Doğal olarak siyonistlerin Bahailere siyonizm hareketi kurulduğu ilk günden itibaren destek vermesi sebepsiz değildir. Gerçekte Bahailik siyonizme ve bu akımın sonucu olan İsrail’e hizmet ediyordu. Bahailer ayrıca siyonistlerin İran’a nüfuz etmek için kullandıkları araçtı.

Siyonist İsrail kurulduktan sonra bu rejimin Cumhurbaşkanı İshak Ben Zevi ve eşi, Bahailerin lideri Şevki Efendi ile çok samimi ilişkileri vardı ve siyonist medya kaynaklarındaki raporlara göre 1954 yılında Bahai liderleri ve Şevki Efendi’nin İshak Ben Zevi ile görüştüğü hakkında bir haber yayımlandı. 6 Aralık 1955 tarihinde Hayfa belediye Başkanı Aba Hoşi, Amerika’da Bahai tapınaklarını ziyaret etti ve Bahailerin uluslararası konseyi Başkan yardımcısı Emilia Kulins ve Amerikalı Bahailerin milli ruhani mehfili sekreteri Horis Hali ile görüştü.

Korsan İsrail’in üçüncü Cumhurbaşkanı Zalman Şazar Bahailerin sözde Beytul Adl teşkilatının daveti üzerine 1964’ün yaz aylarında Bab’ın mezarı olarak tanıtılan tapınağı ve yine Bahailerin Kermel dağındaki tapınağını ziyaret etti ve bu gelişmenin ardından Bahailerin Beytul Adl’daki kurumunun yöneticileri da Zalman Şazar’la Beytulmukaddes’de Hanasesi beyti’nde bir görüşme gerçekleştirdi.

Siyonist rejim İsrail’in 6. Cumhurbaşkanı General Haim Herzug da 21 Ekim 1984 tarihinde, yani Cumhurbaşkanı seçildikten bir yıl sonra Beytul Adl’ın daveti üzerine Bahailerin uluslararası merkezini ziyaret etti. Herzug’un Bahai merkezini ziyaret etmesi o kadar önemliydi ki, Beytul Adl’in 9 yöneticilerinden biri olan ve onlara Emrullah adamları adı verilen Ali Ekber Furuten, Haim Herzug’u Bahai tarikatının kurucusu Bahullah’ın özel odasında ağırladı ve Herzug, Bahailerin gözünde kutsal sayılan Baha’nın kitabelerinin esas kopyalarını ziyaret etti.

Bahailer siyonist rejim Cumhurbaşkanı Herzug’un onuruna Hayfa’da Bahai köşkünde büyük bir ziyafet düzelendi. Ziyafete siyonist rejimin bazı önde gelen siyasi ve dini şahsiyetleri ve Emrullah adamları tabiri ile anılan Beytul Adl üyeleri eşleriyle birlikte katıldı ve ziyafetin sonunda Bahai tapınağının renkli fotoğraflarından oluşan bir albüm, Bahai liderlerden Huşmend Fathul Azam eliyle Herzug’a hediye edildi. Bu törende siyonist rejim Cumhurbaşkanı Herzug İran İslam cumhuriyetini Bahaileri taciz etmekle suçladı ve Bahailerin teşkilatını takdir etti.

Daha sonraki yıllarda da siyonist rejim ele başları bizzat sapkın Bahai tarikatını desteklediklerini açıkladı. Siyonist rejimin beşinci Başbakanı İshak Rabin de 16 Haziran 1986 tarihinde Aka ve Hayfad ve Kermel dağının eteğinde inşa aşamasında olan Bahai tapınaklarının maketlerini ziyaret etti.

4 Ağustos 1994 tarihinde korsan İsrail’in dönem Dışişleri Bakanı Şimon Peres Aka’da Bahailerin uluslararası merkezini ziyaret etti. Siyonist rejim elebaşılarının Hayfa, Aka ve Kermel dağındaki merkezlerini ziyaretleri sırasında Hayfa kentinin siyonist yetkilileri de hazır bulunuyordu. Mayıs 1994 tarihinde siyonist rejim milli eğitim Bakanı Amon Rabinstin de Bahailerin merkezini ziyaret etti. 1950’li yıllarda Bahai liderleri Aka’da inşa ettikleri tapınakların ve bahçelerin inşaat bedelini yaklaşık 5.5 milyon dolar olarak tahmin etti.

Aslında Bahai tarikatının üstlendiği ve Bahailer için inşa ettiği tapınaklardan oluşan ve Bahailiğin dünyanın resmi dinlerinden biri olduğunu telkin etmeye çalışan projelerinin bedeli sonuçta siyonist rejim tarafından ve Bahai tarikatını desteklemek amacıyla karşılandı.

22 Nisan 1987 tarihinde siyonist rejim Dışişleri Bakanlığı binasında dönem Dışişleri Bakanı Şimon peres tarafından bir yandan ve uluslararası Bahai camiası dönem genel sekreteri Donald Bart tarafından öbür yandan imzalanan belgeye göre, siyonist İsrail Bahailik tarikatını İsrail’in Hayfa kentindeki merkeziyetini ve dini bir inanç olduğunu tanıdı ve buna göre Bahailik tarikatı İsrail’de bazı özel imtiyazlara kavuştu.

Bahailerin Beytul Adl merkezinin 12 Mayıs 2008 tarihinde yayımladığı mesajda, Bab’a ait olduğu belirtilen mezarlıkta ve yine Bahaullah ve Abdulbaha mezarlıklarında ve Bahailerin Hayfa ve Aka bölgesindeki binalarında güzel ve cazip bir ortam oluşturmak işi, korsan İsrail arazi işleri idaresi tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Söz konusu belgede, siyonist rejim yönetimi ile bir kaç yıl süren müzakerelerin ardından bu rejimin arazi işleri idaresi 90 bin metrekarelik bir arsayı Bahai tarikatına devrettiği ve Beytul Adl üyelerinin tabiri ile bu mekan sözde Bahai tarikatının kutsal mekanlarını ve mezarlıklarını güzelleştirerek Bahai inancının takviye edilmesine katkı sağladığı ifade ediliyor.

Bu çerçevede, işgal altındaki Filistin’de arsalara sahip olmaya büyük önem veren siyonist rejim arazi işleri idaresi, Bahai tarikatının Aka’nın kuzeyinde Ayn Sara bölgesinin yakınında Bahai köşkünün doğusunda yüz bin metrelik bir arsa üzerinde Bahailerin cennet bahçesinin 32 bin metrekarelik bir alanda güzelleştirilmesini ve sözde sapkın Bahai tarikatınca Aka’da kutsanan mekanlara saygı çerçevesinde korunmasını kabul ediyor.

Gerçekte siyonist rejimin Bahai tarikatına bu arsayı vermesinin amacı, bu tarikata ait binaları, insanda cenneti çağrıştıran yem yeşil bir alana çevirmek ve bu tarikatın kutsal olduğunu telkin etmektir.

Bu komplekste sapkın Bahai tarikatının Aka ve Hayfa bölgesindeki merkezi teşkilatının binaları yer alıyor ve internet sitelerinde fotoğrafları sergileniyor. Bu komplekste Bab ve Bahaullah ve Abdulbaha’nın mezarlarından başka, Bahailerin Beytul Adl binası ve eğitim merkezi binası ve müze binası ve arşiv merkezinin binası yer alıyor.

Bahai tarikatını tanımak ve İsrail’in diyanet işleri bakanlığında Bahailere özel bir idare kurmak, Bahai ailelerinin çocuklarını bu tarikatın özel günlerinde derslere katılmaktan muaf tutmak, Bahailerin vakıf ilan ettiği kurumlara vergi muafiyeti uygulamak, İsrail posta kurumu tarafından 1993 yılında Beytul Adl için özel pul yayınlamak, siyonist rejim İsrail’in Bahai tarikatına destek verdiği bazı alanlardır.

Daha sonraki yıllarda ise korsan İsrail üniversitelerinde Bahai kürsüleri açıldı ve 25 Haziran 1999 tarihinde de Hayfa’daki uluslararası Bahai merkezi özel bir törenli Beytulmukaddes’teki İbrani üniversitede Bahai etüt kürsüsünü açtı.

Siyonist İsrail’in sapkın Bahai tarikatına desteklerinin özellikle İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra artması ve bu tarikatı İran’a karşı kullanmasını takiben Bahai teşkilatı Nisan 1985 yılında medya ile irtibat kurmak için uluslararası özel bir teşkilat kurdu. Bu teşkilatın merkezi Hayfa ve Newyork’ta bulunuyor. Beytul Adl teşkilatı ise 30 Nisan 1987 tarihinde yayımladığı mesajda, siyonist rejimle daha yakın irtibat için sapkın Bahai tarikatının Beytulmukaddes’te temsilcilik bürosu açtığını duyurdu. 12 Mayıs 2008 tarihinde ise Bahai örgütü Beytul Adl bir mesaj yayımlayarak korsan İsrail’in destekleri ve Aka’da bu tarikatın kompleksine daha fazla arazi tahsis etmesinden ötürü bu rejime teşekkür etti.

Bahailerin İran’ı çok sevdiklerini iddia etmelerine karşın bu tarikatın işgal altındaki Filistin topraklarına çöreklenmesi ve daha sonra da siyonist rejimin bu topraklarda şom varlığını ilan etmesi ve sapkın Bahai tarikatı İsrail’in egemenliğinin altına girmesinin ardından Bahai teşkilatının İran ve İslam’a yönelik saldırıları yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra daha da sertleşti.

Bahai inancı adlı internet sitesinde Bahailerin İran’a yönelik tanıdıkları kudsiyet hakkında şu ifadelere yer veriliyor:

İran Bablık ve Bahailik diyanetinin doğduğu diyardır. Hazreti Bab Şiraz’da doğdu ve aynı kentte ilanda bulundu, bir süre Buşehr’de ticaretle uğraştı, İran’ın güneyinden kuzeybatısına kadar İsfahan, Kaşan ve Urumiye gibi çeşitli kentlerinden geçti ta ki Maku’da ve ardından Azerbaycan’da Çehrik’te hapse atıldı ve sonunda Tebriz’de şehit edildi. Kendisinin Şiraz’daki evi, İran inkılabından sonra düşmanlarca tahrip edildi, fakat kesin haritası mevcut ve gelecekte aynı şekilde inşa edilecektir ve Haccın iki mekanından biridir ki dünyanın tüm Bahaileri burayı ziyaret etmeleri gerekir.

Yazı şöyle devam ediyor: Hazreti Bahaullah Mazandaran’ın Nur ilçesindendi ve Tahran’da doğru. Bablık propagandası için İran’ın doğusundan batısına, bir çok yöreye seyahat etti ve Tahran zindanında yattığı sırada ilk kez ilahi vahiy kendisine nazil oldu. Bu sürecin ilk müminleri ve şehitleri tümü İranlıydı. İran topraklarında yirmi bin şehit bu kutsal yolda canını feda etti ve pak kanları ile toprağı boyadı. İlahi nur bu topraklarda parladı ve tüm dünyayı aydınlattı. Ubu yüzden İran tüm Bahailerin gözünde kutsaldır ve içinde tüm Bahailerin ziyaret etmeyi arzu ettiği kutsal mekanları barındırmaktadır.

Ancak Bahailiğin ve siyonizmin Filistin topraklarına yerleşmesi ve İran’da İslam inkılabının zafere kavuşması ve siyonizme karşı olduğunu ilan etmesi, Bahailiğin ve siyonizmin İslam’la düşmanlıklarının en başında İran’ı hedef almalarına yol açtı.

Yirminci yüzyılın ilk on yıllarında Filistin’e yerleşen ve faaliyete başlayan siyonizm hareketi Amerika ve İngiltere’nin Bahai tarikatını desteklemesi ile beraber sapkın tarikatın gelişmesinde etkili oldu. Öte yandan korsan rejim İsrail’in kurulması Bahai tarikatına yönelik destekleri de ikiye katladı ve Velayeti Emrullah ve Beytul Adl adında iki teşkilatın sapkın Bahai tarikatının liderlik kadrosu için kurulmasına zemin oluşturdu.


Görüşler